Yusuf Kaplan – Medeniyet Kelimesi Üzerine – Cumartesi Sohbetleri (26)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=EZs_cpetIBY.
Kelime bize ait, medeniyet kelimesi bana ait. Ama kavram bize ait değil. Yani medenetten anladığımız şey sivilizasyon. Yani Batu’yla neyse bizim medenetten anladık. Kavram dediğim o. Yani kavram dediğim o kelimenin içeriği, muhtevası, anlamı dolayısıyla. Tamam mı? Neye tekabül ettiği, neyi ifade ettiği, bizim ne anladığımız ve neyi anlatmaya çalıştığımız.
Kelime bana ait, medeniyet kelimesi. Ama kavram bana ait değil. Yani anlaşılan şey. Batu uygarları neyse onu anlıyorum. Halbuki o zaman biraz kazı yapmamız lazım. Yani arkeoloji, jeneroloji, entelektüel bir kazı yapmamız lazım. Şöyle bir şey. Yani birincisi sivilizasyon diye bir kavram var. Yani ikisi de zaten medeniyet kelimesi sivilizasyona karşı üretilmiş bir kelime. Ama enteresan. Çok manyak bir şey söyleyeceğim. Çok ilginç bir şey. Yani bu Osmanlının üstünün örtülmesinden kanaklanan bir arızaya dikkat çekeceğim burada. Mesela şöyle bir şey söyleyeyim. Yani Arap dünyasında, Batu dünyasında iyi takip ediyorum. Tamam mı? Hem şey, Arapça literatürü, hem de İngilizce, Fransızca, Almanca literatürü takip ediyorum. Şimdi şöyle bir şey var. 50 sene önce hatta 100 sene önce tamam mı? Ne kullanabiliyor musunuz? Yani şu an medeniyet medeniyet medeniyet diyor herkes. Yani Arap dünyasında da işte Türkiye’de herkes medeniyet diyor. Ama medeniyetten ne anladığını kimse söylemiyor. Medeniyet denince zaten bilim diyor. Enerji ilerleme, kent kalkınma. Abi salak mısın? Yani ikinci kavramları tanımlasana abi. Yani kavramları tanımlamadan bir dünya nasıl kuracaksın ki? Tanımlayacaksın abi. Tanımlamak için tanımlan lazım. Tanımlanın içinde tanımlaman lazım. Yani böyle birbirini besleyen süreçlerden bahsediyoruz. Ama burada söylediğim şey şu. Bak şimdi
şu an herkes medeniyet diyor. Medeniyet din katına yükseltildi. Yani bu kadar medeniyet üzerinde kafa veren bir adam olarak kendi söylediklerini sanki bir kalemde çürtecek bir şey söyleyemiş gibi yuma değil. Yani o kadar salak değil mi yani? Yani derdimiz var bizim. Tamam mı? Dolayısıyla şu an herkes medeniyet diyor. Medeniyet’i din katına yükseltildi. Ontolojik olarak öyle bir pozisyon. Yerarşik olarak öyle bir pozisyon biçildi.
Dinserleştirildi. Din katına yükseltildi medeniyet. Tamam mı? Bu burada dursun. Buraya geliriz şimdi. Bir soru şareti. Yüz sene önce böyle miydi? Yüz sene önce kültür kavramı. Yani şu an bende metinleri var. Yani medeniyetle ilgili Araplar ne yazmışlar? Tamam mı? Yüz sene önce kişilere bakıyorum. Kültürle ilgili ne yazmışlar? Aynı şeyler. Yani aynı şeyleri yazmışlar. Aynı şeyleri konuşmuşlar. Dün kültür diyorlardı.
Tamam mı? Bugün medeniyet diyor. Bunlar ithal. Onu söylüyorum. Zihinde ithal. Zihinde ithal. Tamam mı? Kafa kendisine ait değil. Bu kafa yani burada duruyor da boşuna duruyor yani. Ödünç. Yani ödünç akıl, ödünç bir kafa, ödünç bir zihin orjinal bir dünya kuramaz. Öyle bir şey yok. Dolayısıyla bu ilginç bir mesela veri. Çok somut bir veri. Yani oradan şuraya geçiyoruz.
Yani din, medine, medeniyet üçlüsü var. Oraya da geleceğim ama asıl bu kavramları güzel açıklamak lazım. Yani işte iki asırlık hikayesi var medeniyet kelimesinin icat edilmesinin. Osmanlı ama Osmanlı acayip bir şekilde icat ediyor bunu. Şimdi onu anlatacağım. Sivilizasyon da üç asır. Tamam mı? Yani sivilizasyon kavramında şey yok.
Tarihi yok. Geçmişi yok. Yani burada üçüncü bir soru daha çıkıyor ortaya. Yani bence bunu unutmayın. Unutursak güven gitmesin. Ben notumu alırım hocam. Ha tamam. Şöyle yani Müslümanlar şimdiye kadar böyle bir kavramı neden icat ediyor? Kardeşim sen yüz koptan manyak mısın? Ne diye kendi kafandan işte bazı şeyleri icat etmeye çalışıyorsun veya hatta daha ileri bir soru.
Daha şiddetli ileri bir soru şu. Yani medeniyet kavramını ben içeriklendirirken tanımlarken doğrudan Kuran-ı Kerim’den sünnet seneyeden, İslam düşünce geleneğinden beslenerek açıklamaya çalışıyorum. Şöyle soru şu. Yani Kuran-ı Kerim’den nereden çıkarıyorsun? Kuran-ı Kerim’den medenitte mi bahsediliyor? Ne diyorsun sen yani? O zaman şunu mu yapıyorsun yoksa yüz koptan? Yani kafanda bir kavram uydurdun. Onu Kuran-ı Kerim’deki
ayetlere mi giydiriyorsun? Çok önemli bir soru bu. Çok önemli bir soru. Tamam mı? Yani bunların üzerinde acayip bir şekilde kafayı yarmak lazım. Bu giydirme meselesine Kuran-ı Kerim’e kavramları giydirme meselesine girelim bence birazdan. Ama ilk söylediğim şey şu. Yani batı da mesela
o medeniyet kelimesinin sivilizasyon kelimesinin geçtiği bir sözlük var. Dikşaneri yani adı da bilmem ne dikşaneri falan diye. Orada şey sivilizasyonu aşağılıyor, kötülüyor yani.
Yani hor görüyor aslında. Bu enteresan bir şey. Sivilizasyon kavramını hor görüyor. Bu bir tarafta dursun. Ama ilginç bir şey daha var. Niye sivilizasyonu ihtiyaç hissediyorlar? Medeniyetle sivilizasyonun buluştuğu şey şu. Bütüncül bakış. Tamam mı? Yani sivilizasyon tek boyutlu, sadece maddi düzlemde, fizik düzlemde dünyaya bakıyor. Dünya görüşü de oradan giriyor zaten. Dünya görüşü böyle bir şeyin eseri. Seküler anlamda. Dolayısıyla medeniyet çift boyutludur. Yani hem enfüs hem afaka. Hem zahir hem batına. Hem iç hem dışa hem fizik hem fizik ötesine aynı anda hitap eder. Bu önemli bir ifade. Aynı anda. Birinin ötekini ezdirmez. Birini ötekini ezdirmez. Tamam mı? Yani fizik için metafizi yok etmez. Yani dolayısıyla beden için ruhu, ruh için bedeni yok etmez. İkisi birbirinin mütenmin gücü. İkisinin toplamına biz hakikat diyoruz. O insan. Hakikat insan demek. Yani hakikat insan demek. Yani dolayısıyla şu. Bakın çok önemli bir cümle Kur’an’ı çok özür dilerim. Allah-u Teala’nın bütün isimleri ve sıfatları insanda şifrenmiştir. Yani biz buna İslami literatürde ne diyoruz?
İnsan Allah-u Teala’nın bütün isimleri ve sıfatları masargâhıdır. Yani çünkü Allah insana ruhundan üflemiştir. Sadece insana ruhundan üflemiştir. Bu önemli bir şey. O yüzden emaneti insana yüklemiştir. Emaneti insana yüklemesi. Allah’ın insana ruhundan üflemesi demek. Allah-u Teala’nın bütün özelliklerinin insanda derc edilmiş olması demek.
Bize düşen şey onu derc etmek. Derc. Derc. Yani idrak etmek. Onu idrak edebilmek. Tamam mı? Yani onu idrak etme çabası, hatırlama çabasıdır. Biz buna felsefe diyoruz. Felsefe hatırlama çabasıdır. Felsefe neyi yitirdiğini hatırlamasıdır insanın. İnsanın neyi yitirdiğini hatırlamasıdır. Tamam mı? Dolayısıyla ne olduğunu, dolayısıyla ne olduğunu, ne olması gerektiğini hatırlat.
Yani fıtrat aslında. Öz arayışıdır aslında. Onu söylüyorum ben. Öz ne? Yani öz, göz, söz. Mesela Türkçe acele bir dil. Şöyle Türkçe Kuran Arapçası’ndan beslendiği zaman Türkçe oldu. Onu da söyleyeyim. Türkçe Kuran Arapçası’nda ne kadar iyi, derinlikli bir şekilde beslendiyse
o kadar medeniyet dil haline dönüştü ama Türkiye’de işlenen en büyük cinayet, yani Cumhuriyet sürecinde işlenen en büyük cinayet, harf devrimi değildir. Dil devrimidir. Tabii millet bazen sapla samanı karıştırıyor, iyi karıştırıyor. Yani harf devrimi küçük bir şey değil. Yani onu düşünsem, böyle bir şey olur mu? Harf devrimi lafızla ilgildir. Dil devrimi manayla ilgildir.
Harf devrimi bedenle ilgildir. O harfleri gidiyor, yeni başka harfleri geliyor. Dil devrimi ruhuna ilgildir. Ruhuna yakılıyor. Türkçenin İslami köklerini kurutuyor adam dil devrimiyle. Müslüman Türkçe’yi, İslami Türkçe’yi yok ediyor. Tamam mı? Adam şimdi yeni okudum felsefe kitabında diyor, COVID damak diyor. Abi manyak mısın sen ya? Ne diyorsun ya? Ben hiçbir şey anlamıyorum. Yani ben bunu Frankçe düşünüyorum.
Şimdi diyor acaba bu pozisyon almak mı? Yani nasıl bir şey bu? Yani onu anlamaya çalışıyorum. Ya manyak mısın sen? Niye benim kafamı bu kadar yoruyorsun yani? Çevirirse ben bunu adam yıvanlayayım. Yani çevirme kardeşim. Defolun gidin ya. Öyle değil. Yani dili yok ettiğin zaman bir toplum varoluş. Zeminli, zinli, zeminli ve zamanlı yok edersiniz.
Zihin, zemin ve zaman. Yani zihin Mekke süreci, zemin Medine süreci, zaman Medine sürecidir. Tamam mı? Yani Müslüman zihni Mekke’de inşa edilir. Müslümanca yaşama zaman zemini Medine’dir. Tamam mı? Dolayısıyla ikisinin hasılasına mahsulü, ikisinin hasılasının mahsulu, mahsulu, husule getirdiği şey Medinet’tir.
Medinet nedir? Sünnetseniye’dir. Mekke artı Medine eşittir sünnetseniye’dir. Mekke artı Medine eşittir medinet’tir. Yani medeniyet eşittir sünnetseniye. Benim anladığım bu. Yani medeniyet Kuran’ın hayattaşmasıdır. Kuran hakikatin sesi Efendimiz aleyhissalâhu aleyhi s-salâm nefesidir. Nefes olmadan ses hayattaşamaz. Nefes olmadan ses hayattaşamaz. As olan sesin nefes üfleyebilmesi ve hayattaşabilmesi. Kuran ve sünnet arasındaki ilişki, epistemolojik, ontolojik ilişktir. Çok önemli bir şey bu. Yani Kuran epistemolojik kaynaktır. Bildiği kaynağı. Öyle mi? Sünnet ontolojik kaynaktır. Ontolojisi olmayan bir epistemoloji hayata geçiremez. Yani sünnetseniye olmadan Kuran-ı Kerim anlaşılamaz. Onu söylerim ben. Sünnetseniye olmadan Kuran-ı Kerim anlaşılamaz. Yani eğer öyle bir şey olsaydı, Kuran-ı Kerim anlaşılabilir olsaydı sünnetseniye olmadan
Hz. Peygamber 23 senede bu vahyi tamamlamazdı. Bu kadar net yani.
İlk Yorumu Siz Yapın