Zulme Karşı Direnen Peygamber – Ayetlerde İnsan Tipleri 9.Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=MfXXAjCWhHM.
Süh! Selamun aleykum Bima sabartum Feniyumu uqbeddar Her peygamber kendi zamanındaki zalim yönetimlerle mücadele etmiş, insanlara kendilerini Allah’tan uzaklaştıran putların ve putlaştırılan kişilerin sahte tanrılar olduğunu ve Allah’tan başka ilah olmadığını anlatmış ve insanları gerçekliğine davet etmiştir. Aynı durum Hz. Musa aleyhisselam için de geçerlidir. Bu cüzde Hz. Musa dönemi uzunca anlatılır. Özellikle Hz. Musa’ya düşmanlık eden üç insan üzerinde durulur. Bunlar Firavun, Samiri ve Belam’dır. Bu kişilerin kendilerinin sembolik anlamları vardır. Firavun zalim bir yönetimi, Samiri insanlara put üreten ve Allah’tan uzaklaştırmaya çalışan şeytani teknolojiyi ve Belam’sa kendilerini Rab haline getiren, Allah ve Resulünün önüne geçen din adamlarını alimlerini temsil eder. İşte bu cüzde tevhid inancını savunan, insanları Allah ve Resulüne çağıran Hz. Musa’nın bu üç azgın düşmanla yaptığı mücadelesi anlatılır. Allah Teala ilk Peygamber Hz. Adem aleyhisselamdan son Peygamber Hz. Muhammed aleyhisselama kadar bütün dönemlerde zalimlerle mücadele kanunu işletmiştir. Her Firavunun karşısına bir Musa dikilmiş, zulmeden, ezen, ilahlık iddiasında bulunan azgın kimselere, gökleri ve yeri yaratan, bir olan Rab’den haber vermiş, onları gerçek dine davet etmiştir. Bu cüzde Firavunun sihir, güç, şantaj ve tehditlerle Hz. Musa’yı mağlup etmeye çalıştığı ama hep kendisinin mağlup olduğu anlatılır. Kur’an Hz. Musa aleyhisselama mucizeler verilerek onun Firavun ve yakın çevresine gönderildiğini anlatır. Mucizeleri inkar eden o bozguncu Firavun ve çevresinin sonlarının nasıl olduğunu Kur’an bizlere haber verir. Firavunun karşısına çıkan Musa aleyhisselam şöyle der, Ey Firavun, bil ki ben alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir Peygamberim. Allah’a karşı ilk görevim, Hakk’a olan başka bir şey söylemememdir.
Gerçekten ben size Rabbinizden bir mucize getirdim, artık İsrail oğullarını benimle gönder der. Firavun Hz. Musa aleyhisselamın tebliğinde gerçeği söylediği ve sağlam kanıtlara dayandığı şeklindeki açıklamalarını yeterli bulmayıp kendisinden doğruluğunu kanıtlayacak bir mucize göstermesini isteyince, Hz. Musa iki mucize sergiler. Bunlardan biri, asasının bir anda yılana dönüşmesi ve diğeri de esmer tenli olmasına rağmen, elini cebinden çıkarınca renginin olayı takip edenlerin gözleri önünde ve onları hayrete düşürecek şekilde bembeyaz hale gelmesidir. Aynı mucizeler Tevrat’ta da zikredilmektedir. Firavun kavminden ileri gelenler, gördükleri bu mucizeler karşısında, bu gerçekten çok bilgili bir sihirbazdır derler.
Şayet onun bir sihirbaz olduğu kanıtlanırsa, halkın gözünde itibar kazanmasının önüne geçilir düşüncesiyle, Firavun’a bütün usta bilgili sihirbazları toplayarak Musa’nın karşısına çıkarmasını ve onun bir yalancıdan başka bir şey olmadığını halka kadıtlamasını tavsiye ederler. Ancak Firavun ve onun işbirlikçilerinin yaptığı bu kötü plan tutmaz.
Sihirbazları ve orada bulunan herkesi hayrete düşüren olay Kur’an’da şöyle geçer. Biz de Musa’ya asanı at diye vahyettik. Bir de baktılar ki bu onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor. Böylece gerçek ortaya çıktı ve onların yaptıklarının asılsız olduğu anlaşıldı. Şüphesiz orada bulunan sihirbazlar bu olayın bir sihir değil ancak haktan olduğunu anlarlar ve böylesine bir mucize karşısında hep birden secdeye kapanırlar. Bu hakikati Kur’an şöyle anlatır. Sihirbazlar gerçeği görünce şöyle dediler. Biz Musa ve Harun’un Rabbi olan alemlerin Rabbine iman ettik. Firavun bu yenilgi sonucunda çaresiz kalır ve sihirbazları kötü bir ölümle tehdit etmeye başlar. Bütün tehditlere rağmen sihirbazlar küfrün karşısında dik dururlar ve mümin olduklarını haykırırlar
ve Allah’a dua ederler. Dediler ki biz mutlaka Rabbimize döneceğiz. Sen sırf Rabbimizin ayetleri bize geldiğinde iman ettiğimiz için bize hınç duyuyorsun. Ey Rabbimiz üzerimize sabır yağdır ve Müslüman olarak bizim canımızı al. Hz. Musa Kur’an-ı Kerim’de kısası en çok anlatılan peygamberdir. İsmi ümmetiyle birlikte Hz. Peygamber aleyhisselatü vesselamın ümmetine örneklik teşkil edecek şekilde ifade edilmiş anlatılmıştır. Hz. Musa’nın gönderildiği topluluk olan İsrail oğulları büyük işkencelere maruz kalmış,
kralları tarafından zulme uğramış ve nesilleri kesilmek üzere işkencelere tabi tutulmuş doğan çocuklara öldürülmüştür. Hz. Musa da o firavunun zulmü altındaki dönemde dünyaya gelen ama doğumundan itibaren Allahü Teala’nın kendisini koruduğu muhafaza ettiği bir insandır ve nübüvvete kadar geçen sürede hikmet-i ilahi çerçevesinde bu zalim firavunun sarayında büyümüştür. Hz. Musa’nın kısası Kur’an-ı Kerim’de pek çok surede detaylı olarak anlatılır. Taha suresi gibi, Kasas suresi gibi surelerde uzun bölümler halinde karşımıza çıkar.
Surede Hz. Musa’nın firavunun karşısında sihirbazlarla yapmış olduğu mücadeleyi anlatan bölümün akabinde sihirbazların Allah’a iman ettikleri haber verilmektedir. Çünkü onlar Hz. Musa’nın kendileriyle olan yarışında sihir yapmadığını bunun Allah’ın bir mucizesi olduğunu fark etmişlerdir. Aslında olayın gelişimi şöyle. Firavun İsrail oğullarını bırakması için huzuruna gelen ve onu tevhide davet eden Hz. Musa ve kardeşi Hz. Harun’u adeta bir düelloya davet etmiş ve onların yaptıklarının bir sihir olduğunu iddia etmek suretiyle kendi sihirbazlarıyla yarışmasını istemiştir. Meydan kurulur, sihirbazlar kendi maharetlerini göstermek üzere iplerini fırlatırlar ama Hz. Musa’nın asası bir yılana dönüşmek suretiyle onların sihirlerinin tümünü yutar ve başarı Hz. Musa’nın olur. Burada Allah-u Teala karşıdaki topluluğu aciz bırakmak suretiyle peygamberini ve onun nübüvvetini desteklemiştir aslında. Sihirbazlar başlarına her ne gelirse gelsin, Rab’lerine döneceklerini ikrar ederler ve Firavun’un karşısında hiç korkusuzca onun kendilerinden almak istediği intikamın aslında Rab’nin ayetine, ayetlerine iman etmesi nedeniyle olduğunu itiraf ederler ve sen bize her ne yaparsan yap biz bundan vazgeçmeyeceğiz dercesine Allah’a sığınarak Ya Rabbi bize sabır ver ve bizi Müslümanlar olarak öldür diye dua ederler. Tek istedikleri vardır artık, o güne kadar yaşamış oldukları şaşalı hayat umurlarında değildir, gerçeği görmüşlerdir, hakka tabi olarak ölmek isterler. Madem bir cezayı hak etmişlerdir karşı tarafın zulmü çerçevesinde öyleyse onların buna sabretmeleri yani başlarına gelen karşısında tahammül göstermeleri, başlarına gelene boyun eğmeleri
ve yeter ki İslam olarak Allah’a kavuştunlar bunu dilemeleri onlar için en güzel duadır ve müminler olarak bizlerin de dünyada karşılaştığımız herhangi bir problemle içinden çıkamayacağımızı düşündüğümüz olaylarla
baş başa kaldığımızda yapacağımız en güzel dua ayetlerinden, yapacağımız en güzel dua cümlelerinden biri bize öğretilmektedir ayet çerçevesinde Ya Rabbi bize sabır ver ve İslam olarak son nefesimizi vermeyi bizlere nasip et. Bu cüzde yer alan kısalardan birinde Mısır’dan çıkan İsrailoğullarının putperest bir kavimle karşılaşınca Hz. Musa’dan kendileri için bir put yapmalarını istemeleri daha sonraysa altından bir buzağı yapıp onlara tapmaları anlatılır. Firavun’un zulmünden kaçan İsrailoğulları Kızıldeniz’i geçerek Filistin’e ulaşmaya çalışırlar. Ordusuyla yola çıkan Firavun’un amacı İsrailoğullarını yakalamak ve yok etmektir. Ancak Firavun ve ordusu amacına ulaşamaz ve denizde boğulur. Kurtulan İsrailoğulları kendilerine mahsus bir takım putlara tapan bir kavimle karşılaşırlar. Bunun üzerine, ey Musa onlara ait tanrılar gibi sen de bizim için bir tanrı yap derler. Çünkü Firavun’un zulmünden kurtulan İsrailoğulları kafalarındaki putperestlik düşüncesinden kurtulamamış, putperestlik ve zillet onların ruhlarına işlemiştir.
Bunun üzerine Hz. Musa aleyhisselam onların cahil bir toplum olduğunu söyler. Sizi alemlere üstün kılan Allah olduğu halde ben size ondan başka ilah mı arayayım diyerek kavminin onlara verilen birçok nimet ve mucize karşısında hala nankörlük içinde olmalarından dolayı onları kınar. Bu defada Musa’nın 40 gün süren tur dağında bulunuşu sırasında
Hz. Harun’un ısrarla karşı koymasına rağmen altından bir buzağı putu yapar ve ona tapmaya başlarlar. Oysa Hz. Musa aleyhisselam tura giderken kavminin başına benim yerime geç, onları ıslaha çalış, bozgunculardan olma diyerek kardeşi Harun’u bırakır. Ne yazık ki kavmi Hz. Harun aleyhisselamı dinlemeyerek Hz. Musa aleyhisselamın emirlerini terk ederler.
Samiri onları İsrailoğullarının Mısırlılardan almış oldukları ziynet eşyalarından buzağı şeklinde bir put yapmaya ve buna tapınmaya ikna eder. Hz. Musa vahiyle geldiğinde kavminin putperestliğe döndüğünü görür ve kardeşi Harun aleyhisselama çok kızar. Kardeşi ise mazeretini sunar. Bu azgınlara mani olamadığını, kendisini öldürmek istediklerini söyler.
Yüce Allah, görmediler mi ki o buzağı heykeli onlara ne konuşuyor ne de onlara yol gösteriyor buyurarak böyle bir nesneyi Tanrı sayıp ona tapmalarının ahmakça bir tutum olduğuna işaret etmiştir. Hz. Musa aleyhisselam turdan dönüp de bu tutumlarıyla dinden saptıklarını kavmine bildirdikten sonra onları azarlayıp buzağı heykelini ateşe attığında
kavmi yaptıklarına pişman olarak Allah’ın merhametinden başka kurtuluş imkanları olmadığını anlarlar. Buzağı ilah edinenlere mutlaka ahirette Rablerinden bir gazap, dünya hayatındaysa bir zille terişecektir. İşte biz iftiracıları böyle cezalandırırız.
Peygamberlerin tevhid mücadelesinde onların yarenleri, onların yaranları, dostları, ashabı, havarileri vardı. Hz. Musa Firavun’a karşı mücadelesinde kavmini Mısır’dan kurtardı. Mısır’da Firavun’un zulmünden kurtardı ve onları Filistin’e getirdi.
Beraberinde Mısır’ın zenginlikleri, özellikle Firavun ve ordusunun mağlubiyetiyle elde ettikleri ganimetler aynı zamanda Yahudileri zenginleştirmişti. Hz. Musa’nın kavmi içerisinde bir de Samiri isimli nifak ehli münafıkça davranışlarıyla İslam tarihi kaynaklarında ve Kur’an’da adı geçen özel bir şahsiyetten bahsedilir.
Samiri, Hz. Musa’nın Firavun’la mücadelesinde şahit olmuştur. Hz. Musa’nın Harun’la birlikte ve kendisine tabi olan müminlerle birlikte verdiği o büyük mücadeleye ve zorluklara şahit olmuştur.
Ancak kendisi kendi eski geleneklerinden, gördüklerinden etkilenerek aynı zamanda muhtemeldir ki Hz. Musa’ya olan hasedi, onun yerinde olmak arzusu, onun yaptıklarını yapabilmek hevesi ile olsa gerek. Aynı zamanda Yahudilerin, İsrailoğullarının bu zenginliklerini, Mısır’dan getirdikleri bu zenginlikleri de bir şekilde kullanabilmenin yolunu bulmak için yeniden İsrailoğullarını putperestlikle karşı karşıya bırakmıştı. Hz. Musa’nın kavmi, Hz. Musa’ya ”Ey Musa, bize birtakım putlar yapsan da biz onlara tapınsak” diyecek kadar çekmiş oldukları çileleri unutmuşlar, Allah’ın kendilerine verdiği nimetleri unutmuşlar ve adeta yeni yollar arar olmuşlardı. Hz. Musa, Rabb’i ile buluşacaktı. Rabb’i ile buluşmak için Tuğru Sina’ya doğru bir yolculuğa çıkmadan önce kardeşi Harun’a sıkı sıkı tembih de bulundu. Kendi kavmine sahip çıkmasını, onların zulme düşmemesi için gereken uyarıları yapmasını Hz. Harun’a salık vermişti. Hz. Musa gidince bu durumu fırsat bilen Samiri, Hz. Harun’un o toplumdaki gücünü adeta zayıflatmak ve insanları yeniden putperestliğe yönlendirerek onların mal ve mülklerine adeta kendi kullanım alanına onları dahil etmek için bir çaba içerisinde girdirdi.
Ve insanların elindeki ne kadar altın, gümüş vs. varsa bunları topladı ve bir buzağı şeklinde altından bir heykel yaptı.
Bu heykelin havalandırma ayarlarını öylesine yaptı ki rüzgar estiği zaman bu buzağı aynı zamanda bir ses çıkarıyordu. Adeta böğürme diye ifade edebileceğimiz bir ses çıkarıyordu.
Hz. Musa’nın kavmi bu duruma sevinmeye kendilerinin de bir putu olduğu için ondan mutluluk duymaya başladılar. Çünkü insan kendi haline bırakmaya gelmiyordu. Hz. Musa’ya dönüp geldiği zaman büyük bir şaşkınlıkla kendi kavminin halini, durumunu gördüğü zaman elinde turistini adam getirdiği tabletleri bir kenara fırlattı. Ve adeta kardeşi Harun’un yakasına yapıştı. Ey kardeşim! Sen ne yaptın benim kavime dedi. Harun kendi mazeretini beyan etti.
Beni öldürmelerinden korktum. Senin de benim kavmim arasına bir ayrılık getirdin demenden korktuğum için böyle bir durum oldu. Ben de buna mani olamadım dedi. Fakat Hz. Musa bu durumdan çok büyük bir öfkeyle, büyük bir üzüntüyle etrafındaki insanlara yöneldi ve o putu paramparça etti. Ve insanlara önemli bir ders verdi.
Ve buzağının, o buzağı heykelinin aslında insanların dünyadaki hevesleri olduğunu, onunla o putlar üzerinden kendilerinin dünyevi menfaatlerinin temsil edildiğini ifade dercesine bu yola heves etmenin, bu yola yönelmenin ve buzağı ilah edilmenin büyük bir azabı getireceğini kendilerine haber verdi. Bu cüzde ismi zikredilmeksizin, onlara şu adamın kıssasını anlat diye bahsedilen kişi, İbn-i Kesir gibi alimlerin senediyle sahabeden naklettiklerine göre Bel’am bin Bâura isimli bilge bir din adamıdır. Kendisi eski şeriatları iyi bilirdi. Ancak Hz. Musa peygamber olarak gelince muhtemelen toplumdaki saygınlığının ve liderliğinin elinden gideceğini düşünerek peygambere cephe aldı. Şeytan onu peşine taktı ve götürdü. Sonunda peygamber düşmanlarından birisi olduğu ve helak olanlar safına katıldı.
Asıl olan bizim için bu kişinin kim olduğu değil, onun hakikat karşısındaki tutum ve davranışıdır. Buna göre Allah bir kişiye kendi varlık ve birliğinin kanıtlarını bildirmiş, onun rab olduğunu anlayıp kavrama yeteneğini yerleştirmiş fakat daha sonra o kişi fıtratındaki inanma yeteneğinden sıyrılıp kopmuş, delilleri bir kenara bırakmış, inanmaktan vazgeçmiştir. Bu kişi hakkında zikredilen ayetin devamında şöyle demektedir. Eğer biz isteseydik, o kişiyi delillerimizle yüceltirdik. Fakat o dünyaya saplanıp kaldı, hevesinin peşine düştü. İşte böylesinin hali, kovsan da bıraksan da hep dilini çıkarıp soluyan köpeğin haline benzer. Ayetlerimizi yalan sayan topluluğun durumu işte böyledir.
Şimdi sen bu kıssayı anlat, umulur ki iyice düşünürler. Allah dileseydi o kişiyi ayetlerinden yararlandırarak yüceltirdi. Fakat o kişi bunu istemedi, bulunduğu yere saplanıp kaldı. Kendini dünyaya kaptırdı. Yükselmeyi değil, dünyaya çakılıp kalmayı tercih etti.
Fıtratındaki yüksek ruhi ve zihni melekeler onu imana çağırırken o nefsani tutkularının peşinden gitti. Bu durumda gerçek anlamda insanlık değerini ve ayrıcalığını da yitirdiği için böyle bir insanın psikolojik durumu, sıcaktan veya başka herhangi bir sıkıntıdan dolayı dilini sarkıtıp devamlı soluyan, kovulsa da kendi haline bırakılsa da durumunu değiştirmeyen köpeğin haline benzetilmiştir.
Bunca işaretlere ve kanıtlara rağmen o gibi insanlar da durum ve tutumlarını değiştirmemektedir. Derken onların ardından yerlerine kitaba, Tevrat’a varis olan kötü bir nesil geldi.
Şu geçici dünyanın değersiz malını alır ve nasıl olsa biz bağışlanacağız derlerdi. Kendilerine benzeri bir mal gelse onu da alırlar. Allah hakkında gerçek dışında bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan kitapta söz alınmamış mıydı? Onun içindekileri okumamışlar mıydı?
Halbuki Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç düşünmüyor musunuz? Araf suresinde Hz. Musa’nın kavminden söz edilmektedir. Onlardan kimileri Allah’ın beyan ettiği doğru yolu takip etmekte, kimileri ise Allah’ın verdiği emirlere karşı gelmekte ve azgınlardan olmaktadır.
Devam eden tarihsel süreçte Yahudilerden öyle kimseler geldi ki, öncekilerden miras aldıkları Tevrat’ı öğrendiler, içindeki ilahi hükümleri tam olarak kavradılar. Ancak geçici dünya mevfatı için onu görmezden geldiler, hükümleri değiştirdiler ve nihayetinde kitabı tahrif ettiler.
Peygamberimiz döneminde Medine’deki Yahudiler de böylesi bir durumdaydı. Hz. Peygamber döneminde Medine’deki Yahudiler varis oldukları kitap ile yani Tevrat ile hüküm verdiklerini iddia ediyordu. Ancak mahkemede görülen davanın niteliğine, tarafların durumuna göre kitaplarında yer alan hükümleri değiştiriyor, var olan ilkeleri görmezden geliyorlardı.
Mahkemede hüküm vermek için taraflardan rüşvet talebe diyorlardı. Kimi zaman Yahudi din adamları rüşvet almamak üzere aralarında sözleşiyor ancak içlerinden kimileri bu harama geri dönüyordu. Neden bu şekilde davrandıkları, neden hüküm verirken rüşvet aldıkları kendilerine sorulduğunda nasıl olsa bağışlanacağım, Allah beni affeder diyordu. Yahudiler hem rüşvet ve benzeri yollarla haram malları alırlar, yiyip içerler, hem de bu günahlarından dolayı tevbe edecekleri yerde, muhtemelen Allah katında seçkin bir millet oldukları yolundaki batıl inançlarından dolayı nasıl olsa bağışlanacaklarını ederek sürerler ve yeni haramlar işlemekten çekinmezlerdi.
Halbuki kitab-ı mukaddestede birçok vesile ile bildirildiği üzere bu şekilde günah işlemekten, haram yemekten, uzak duracaklarına, Allah’ı tanıyıp buyruklarını yerine getireceklerine dair kendilerinden söz alınmış, Allah ile bu şekilde ayitleşmişlerdi.
Kuşkusuz bu durum sadece Yahudilere mahsus bir hususiyet değildir. Müslümanlar içinde aynı tehlikeden, aynı durumdan söz etmek mümkündür. O aldatma ustası şeytan da Allah hakkında sizi kandırmasın.
Şeytanın aldatması daha çok kişiye Allah çok bağışlayıcıdır, en büyük günahları bile affeder, bu kadarcık günahtan bir şeye çıkmaz gibi telkinlerde bulunması şeklinde açıklanmıştır. Yani insan bir taraftan Allah’ın yasakladığı günahları işlemekte, haramlara yönelmekte bir taraftan da Allah’ın kendisini bağışlamasını dilemektedir.
Oysa Allah Teala rahmetinden ümit ederek ama aynı zamanda azabından korkup sakınarak kendisine yalvarmamız uyarısında bulunmaktadır. Şüphesiz Allah merhamet sahibidir, şüphesiz Allah affedicidir. Ancak bu durum kişinin günah işlemesi ve haramları çiğnemesi için bir mazeret olamaz.
Beriltilen bu hususlar Allah’ın hoşnut olduğu kullar için bir değer taşır. Ayette onların bütün bu eylemleri ve söylemleri esnasında kitabı okuyup hakikati öğrendikleri belirtilmektedir.
Yani onlar rüşvet alırken yahut hükümleri değiştirirken bilgisizce cahilce bunu yapmadılar. Hakikati bile bile gerçeğin özlerini örterek bu eylemleri gerçekleştirdiler. Bu bakımdan sorumlulukları çok daha büyük olmaktadır. Zira ilim, bilgi, bilinen şeyle amel etmeye gerektirir.
Bu bakımdan ilim ve amel birbiriyle uyum içinde olmalıdır. Yüce Rabbimiz kendilerine tevratı verdiği ve onunla amel etmelerini istediği halde onunla amel etmeyen Yahudileri eleştirmektedir. Üzerine koca kitaplar yüklenmesine rağmen içinde ne olduğunu bilmeyen, hissi olarak onları taşıp muhtevazını anlamayan merkeplerin örneğini vermektedir.
Öyleyse ayette belirtilen bu durumdan Müslümanlar ibret ve ders almalıdır. Bu gibi durumlara ve tehlikelere karşı kendilerini korumalıdır. Nihayetinde Yüce Allah gönderdiği ilahi vahye muhatap olanların kitabı öğrenip hükümleri tam olarak kavramalarını emretmektedir.
Bilinen hususlarla ise amel edilmesini istemektedir. Geçici dünya zevklerine dalarak bu hükümlerin değiştirilmesi ya da görmezden gelinmesi söz konusu olamaz.
Zira ahiret yurdu Allah’tan hakkıyla sakınanlar için daha hayırlıdır.
İlk Yorumu Siz Yapın