"Enter"a basıp içeriğe geçin

Dirilişi Yaşayanlar – Ayetlerde İnsan Tipleri 16.Bölüm

Dirilişi Yaşayanlar – Ayetlerde İnsan Tipleri 16.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=CkpMl4XhvGw.

Süh, selamun aleyküm bima sabartum feniyumuk beddar.
Hayatın kendisi bir mucize değil midir? Doğmak, büyümek, yaşlanmak ve ölümü tatmak. Halden hale geçmek ve bir ömür sürmek şu gök kubbenin altında. Aslında ölüm sonrası dirilişte bu mucizenin bir devamıdır.
Allah Teala insanın idrak etmesi, kavraması, ahiret inancının kuvvetlenmesi ve kalplerin mutmain olması için bazen bu dünyada da diriliş örnekleri ve mucizeler gösterir. Evet şu hayatta başımıza gelen her şey bir mucizedir ve çok özeldir. Ancak hayatın akışı içerisinde görmez insan bunu. Sıra dışı şeyler insanın daha çok dikkatini çeker.
Mesela bir anne ve babanın çocuğunun olması bir mucizedir ama kanıksamıştır insan bunu. Ama kısır bir anneden ve ihtiyarlıktan saçları ağırmış, kemikleri tutmaz olmuş yaşlı bir babadan bir çocuğun olması farklı bir mucizedir. Tıpkı Hz. Zekeriya aleyhisselamın ihtiyarken bir çocuğunun olması gibi.
Bir başka mucize örneği ise Meryem annemizden Hz. İsa aleyhisselamın babasız doğmasıdır. Bunlar her şeye gücü yeten Allah Teala’nın bize gösterdiği sıra dışı mucizeler ve diriliş örnekleridir. Daha önce Bakara ve Kef surelerindeki diriliş örnekleri bu cüzde de anlatılmaya devam eder. Bu cüzde Hz. Zekeriya, oğlu Hz. Yahya, Meryem oğlu Hz. İsa örneklerine yer verilip bir de dirilişi inkar eden bir kişiden bahsedilir. Hz. Zekeriya aleyhisselamın çocuğu yoktur ve artık çok ihtiyardır. Bir gün Hz. Meryem’in odasında mevsim-i olmayan çeşit çeşit meyveler ve sebzeler görünce şaşırır. Ey Meryem bunlar sana nereden geliyor der. Meryem validemiz şöyle cevap verir. Bunlar Allah’tandır. Allah dilediğine sayısız rızıklar verir. Hz. Meryem’in bu temiz, iffetli ve ibadet eder hali Hz. Zekeriya aleyhisselamın çok hoşuna gider. Onun da gönlü evlat hasretiyle yanıp tutuşur. Orada Rabbine şöyle dua eder.
Ey Rabbim bana da şöyle temiz bir çocuk ver. Hem bana hem de Yakup nesline varis olsun. Ey Rabbim onu da senin rızana uygun olarak yaşayanlardan eyle. Biraz sonra Cebrail aleyhisselam gelir ve kendisine Yahya isimli bir çocuğunun olacağını müjdeler. Kalbiyle dua eden Zekeriya aleyhisselam şimdi aklıyla sormaktadır. Hz. Zekeriya aleyhisselamın sorusu ayette şöyle geçer.
Zekeriya Rabbim dedi karım kısır olduğu ben de ihtiyarlığın son sınırına vardığım halde benim nasıl oğlum olabilir? Şüphesiz ki kainatı yoktan var eden, ademi topraktan yaratan o yüce kudret için ihtiyar ana babadan bir çocuk dünyaya getirmek zor bir şey değildir. Zira o bir şey yaratmak istediği zaman ol der hemen oluverir.
Hz. Zekeriya aleyhisselam yine de Rabbinden bir işaret ister. Allah da sana işaret olarak tam üç gün insanlarla konuşmamandır buyurur. Aynı zamanda işaretle konuşabileceği de bildirilmiş ve sabah akşam Allah’ı çokça zikretmesi emredilmiştir.
Bu ayetlerde Yahya aleyhisselamın doğumuyla ilgili mucizeyi gördüğümüz kadar Hz. Zekeriya aleyhisselamın Rabbine teslimiyetini, duada istikrarını ve ona yakarmaktan hiçbir zaman bedbaht olmayan rızasını görmekteyiz. Ve biz de Rabbimizden isterken tıpkı Hz. Zekeriya aleyhisselam gibi istemeliyiz. Sabırla, kararlılıkla ve Rabbimizin buna kadir olacağını hiçbir zaman aklımızdan çıkarmadan istemeliyiz. Ey Yahya! Kitaba var gücünle sarıl dedik ve ona henüz çocukken hikmeti verdik. Ayrıca katımızdan ona şefkat ve ruh temizliği de verdik. O kötülükten çok sakınan biriydi. Anne babasına çok iyi davranırdı. Zorba ve azî değildi.
Yüce Allah Meryem suresinde Hz. Yahya peygambere hitaben, Ey Yahya! Kitaba var gücünle sarıl buyurmuştur. Yahya peygamber, Zekeriya aleyhisselamın oğludur.
Babasının mirasçısıdır. Çünkü Hz. Zekeriya çok yaşlı bir baba olarak Allah’a sessizce dua etmiş, Ya Rabbi bana benim arkamdan Yakup ailesine de yani İbrahim sülalesine mirasçı olacak bir evlat ver demişti.
Hz. Zekeriya çok yaşlıydı ve eşinin de daha önce hiç çocuğu olmamıştı. Bir baba duasıdır Hz. Yahya. Babası onu Allah’tan tayyip bir zürriyet, temiz bir zürriyet olarak talep etmiştir.
Hz. Yahya meleklerin müjdesidir. Yüce Allah meleklerini göndermek suretiyle mescitte namaz kılarken Zekeriya peygambere bir çocuğu olacağını bildirmiştir. Ve bu öyle sıradan bir çocuk değildir. Tam babasının duasına uygun, tayyip bir zürriyet, temiz bir zürriyet aynı zamanda salih bir nebi olacaktır. Melekler Hz. Zekeriya aleyhisselama gelirler ve ona bu müjdeyi verirler. Ve çocuğun ismi de bellidir. Yahya olacaktır bu çocuk. Cenab-ı Hak peygamberin adını belirleyerek ve daha önce böyle bir ismi kimseye vermediğini söyleyerek onu babasına hediye etmiştir, ikram etmiştir.
Israrlı bir duanın sonucudur Hz. Yahya. Babasının Rabbine sığınmasının mükafatıdır. Hz. Zekeriya dönemin Bizans’ına bir eyalet görüntüsünde olan Filistin’in Kudüs şehrinde peygamberlik yaparken Beytülmakdis’e hizmet eden ve Beytülmakdis’te Hz. Meryem’in büyütülmesine katkı sağlayan Allah tarafından onun büyütülmesiyle görevlendirilen yüce bir peygamberdir.
İsrailoğullarının son peygamberlerindendir. Bir evlat istemesi onun aslında Beytülmakdis’e kendisinin arkasından hizmet edecek, orada ibadet edecek bir kul talebidir.
Ve Allah onun duasını karşılıksız bırakmamıştır. Hz. Yahya yüce Allah’ın ikramı ile daha çocuk yaşında hikmet ile donatılmış, hak ile batılı birbirinden ayırma gücüne sahip olmuş ve İsa peygamberi ilk olarak kabul eden, Allah’ın kendisine verdiği görevi İsa aleyhisselam ile birlikte yürüten büyük bir peygamberdir.
Kur’an-ı Kerim onun tarihi şahsiyetinden bahsetmez, ondan bahsederken daha çok kişilik özellikleri üzerinde durur. Çünkü o Allah tarafından merhametli bir gönül bahşedilmiş bir peygamberdir.
Allah tarafından insanlarla iyi geçinme lütfu kendisine verilmiştir. Tertemiz bir ruhtur Hz. Yahya aleyhisselam. Onun bu temizliği en yakınlarından başlar, onun iyiliği önce annesine ve babasına itaat ile başlar. Hz. Yahya Kur’an-ı Kerim’de anılırken anne ve babasına iyilik eden bir çocuk olarak anılır ve yüce Allah onun doğduğu güne de öldüğü güne de yeniden diriltileceği günde de kendisine selam verileceğini, selamette olacağını ifade etmektedir. Yahya aleyhisselamın Gerek-i Ali İmran suresinde, Gerek-i Meryem suresinde bu güzelliklerle anıldığına şahit olmak, onu yaşlanmış ve artık çocuğu olmasından ümidini kesmiş bir babanın evladı olarak dünyaya geliyor olması Allah-u Teala’nın gösterdiği bir mucizedir.
Ve aynı babasız dünyaya gelen, aynı bölgede babasız dünyaya gelen İsa Peygamber gibi, aslında Yahya aleyhisselamın yeryüzüne gönderilişte bir mucizedir.
Ve Yahya aleyhisselam Allah’ın bu lütfuyla nübüvvetini devam ettirirken maalesef şehit edilerek vefat etmiş bir peygamberdir. Allah onların şefaatlerini bizlere nail eylesin. Hz. Meryem iffetli ve tertemiz bir kızdır. O daha annesinin karnındayken, annesi onun için şöyle dua eder. Rabbim, karnındakini kayıtsız şartsız sana adadım, benden kabul buyur. Karnındakini kayıtsız sensin her şeyi işiten, her şeyi bilen. Rabbide onu güzel bir şekilde kabul buyurur ve güzel bir bitki gibi yetiştirir. Hz. Zekeriya aleyhisselam da onun bakımını üstlenir.
Hz. Meryem mabette kendisine ayrılan yerde sürekli ibadet eder ve akrabası olan Hz. Zekeriya’nın gözetiminde büyür. Kendisini tamamen ibadet ve tefekküre vermiş ve insanlar tarafından rahatsız edilmemek için bulunduğu yeri bir perde ile ayıran Hz. Meryem’in bulunduğu yer ayete göre Beyt-i Makdis’in doğu tarafıdır.
O gün kendisine Cebrail aleyhisselam gönderilir ve ona tam bir insan şeklinde görünür. Hz. Meryem bundan korkar ve beni senden koruması için çok esirgici olan Allah’a sığınıyorum der.
Cebrail aleyhisselam Hz. Meryem’e şöyle cevap verir. Ben ancak sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamak için Rabbin tarafından gönderilmiş bir elçiyim. Hz. Meryem ise ben iffetsiz olmadığım ve bana bir erkek eli bile değmediği halde nasıl çocuğum olur diyerek şaşkınlığını dile getirir. Hiç şüphesiz Allah Celle Celaluhu her şeye kadirdir ve Hz. Meryem’e müjdelenen o çocuk insanlar için de bir delil, bir mucize olacaktır. Rabbimizden gelen böyle bir mucizenin hikmeti ne olabilir? O dönemdeki insanların ahiret inancı ya yok ya da çok zayıftır. Onlara bu şekilde bir diriliş örneği bir mucize sunulmuş ve böylece Rabbimizin bir şeyin olmasını dilediği zaman ona ol der ve hemen oluverir hakikati gözler önüne serilmiştir. Ancak bu durum Hz. Meryem’i çok şaşırtır ve üzer. Şimdi bunu insanlara nasıl açıklayacaktır? Ona kim inanır? Hamileli ilerledikçe insanlardan kaçar ve uzak yerlerde durur.
Doğum sancısı onu bir hurma ağacının dibine getirir. Hurma dalına tutunup sancısına dayanmaya çalışır. Hz. Meryem bir yandan sancılarla kıvranırken bir yandan da insanların kendisinin günahsız olduğunu kabul etmeyeceklerini düşünerek tedirgin olur. O anda ağzından şu cümleler dökülür. Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim.
O sırada aşağısından biri ona şöyle seslenir. Tasalanma! Rabbin senin altında bir su kaynağı yaratmıştır. Şu hurma ağacını kendine doğru silkene ki üzerine taze olgun hurmalar dökülsün. Daha sonraki ayetlerde doğumdan sonra insanlardan birini görürsen onlarla konuşma buyrulur.
Hz. Meryem doğumdan sonra çocuğu akrabalarının yanına getirir. Herkes bu duruma şaşırır. Ey Meryem gerçekten sen çirkin bir şey yaptın. Ey Harun’un kız kardeşi baban kötü bir adam annen de iffetsiz değildi diyerek onu suçlamaya başlarlar.
Hz. Meryem kucağındaki çocuğu işaret eder. Onlar biz beşikteki bebekle nasıl konuşuruz derken bebek dile gelir ve şöyle der. Ben Allah’ın kuluyum. O bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı. Nerede olursam olayım o beni kutlu ve bereketli kıldı.
Yaşadığım sürece bana namazı, zekatı ve anneme saygılı olmayı emretti. Beni zorba ve isyankâr yapmadı. İsa şunu da söyledi. Muhakkak ki Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O halde ona kulluk edin. Doğru yol budur. Sonra gruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler. Büyük güne ulaşıldığında vay o inkârcıların haline. Evet hayatın kendisi aslında çok önemli bir mucize. İnsanoğlu hayata gelirken önce doğum olayı, daha sonra doğumun hemen ardından bebeklik ve çocukluk dönemleri,
ardından evlilik, yaşlılık, yetişkinlik dönemleri, doğrusu hayatın bütün akışı içerisindeki döngüler insan için mucizevi süreçler. Ancak insanoğlu normal doğumlarda bu mucizevi özelliği nedense bir türlü görmek istemiyor ya da göremiyor. Onun için olağanüstü olan şeyler mucize niteliği taşıyor. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Hz. Zekeriya aleyhisselam’dan bahsedilirken
beli bükülmüş, yaşlanmış, ihtiyarlamış, artık kemikleri kendisini taşıyamayacak hale gelmiş bir peygamberin o yaşta çocuk sahibi olması mucizevi bir olay olarak anlatılır. Yine Âl-i İmran Sûresinde ve diğer surelerde Kur’an-ı Kerim’de adı çokça geçen Hz. Meryem’den bahsedilir.
Hz. Meryem 34 yerde zikredilen ve Kur’an-ı Kerim’de iffetli kadının örneği olarak adına sıkça vurgu yapılan bir örnek kadındır. Hz. Meryem Hz. Adem ile Hz. Havva’nın tıpkı topraktan yaratılması gibi, anne babasız dünyaya gelmesi gibi bir anne olarak babasız evlat dünyaya getirme mucizesiyle bize aktarılır. Hz. Meryem öncesinde de oldukça iffetli, oldukça teslimiyet yüklü bir kadındır. Nitekim İmran ailesi Kur’an-ı Kerim’de Hz. Adem’den, Hz. İbrahim’den, Hz. Nuh’dan ve Hz. Ali İmran’a konu olan İmran ailesinden bahsedilen örneklerde adına sıkça vurgu yapılan iffet ve teslimiyet abidesi bir ailedir. Böyle bir ailenin kızıdır Hz. Meryem ve bir süre sonra babası dünyayı gözlerini yumar ve Hz. Meryem babasız kalır. Ancak Hz. Zekeriya ona sahip çıkar ve Hz. Meryem kendisini Allah’a adayan bir ömür sürmeye başlar. Ömrünün büyük bölümünü mabette geçirir ve bir gün mabette yine yalnız ibadetle kullukla meşgul iken Cebrail a.s. ona bir erkek kılığında görünür. Hz. Meryem bundan ürker, çekinir ve kendisine zarar vermekten korktuğu için biraz böyle çekinceli tavrını hissettirir. Bunun üzerine Cebrail a.s. görevlendirilen bir melek olduğunu ve ona bir evlat müjdelediğini ifade eder. Hz. Meryem bunun üzerine daha da endişeye kapılır ancak nitekim mucize gerçekleşir ve Hz. İsa a.s. Hz. Meryem’den babasız bir şekilde dünyaya gelir.
Tabi kaygılı Meryem sanki nereye saklanacağını bilmeyen ve toplum baskısı karşısında ayıplanmaktan, kınanmaktan korkan bir insan hüviyetine bir anda bürünür.
Yüce Rabbimiz yine onu rahatlatır ve onu efendim bütün kötülüklerden kendisine dokunabilecek olan her türlü zarardan koruma altına alacağını, onun güvencede olduğunu, korkmaması gerektiğini ona ifade eden beyanlarını gönderir.
Evet Hz. Meryem’in bu hikayesi yüce yaratıcımızın insanı her türlü yaratabileceğini, babasız da dünyaya getirebileceğini nitekim inanmayanların buna rağmen Hz. Meryem’e isnat ettikleri gibi
Müslüman iffetli kadınlara iftira edebileceklerini ve insanın her şeye rağmen inanma konusunda direnç gösterebileceğini örneklendiren çok önemli bir örnektir Kur’an-ı Kerim’de. Ve Kur’an-ı Kerim böyle iffetli kadınların örneklerini Hz. Meryem’de olduğu gibi bize aktarmaya devam eder. Aslında bize şunu ifade eder, der ki yüce yaratıcı yoktan var kılmaya, varı da yok kılmaya her zaman muktedirdir. Ve insanı bir nutfeden yaratan yüce Allah onu hiç yokken, hiçbir şey değilken de yine varlık sahnesine çıkarmaya muktedirdir.
Yeter ki biz ona güvenelim ve her zaman ondan yardım dilemeyi bilelim. İlk yaratılışı düşünmeyen insanlar öldükten sonra dirilmeyi inkar etmekte ve çürüyüp toz toprak olduktan sonra yeniden dirilmenin nasıl bir hayal ürünü olduğunu iddia etmektedirler. Bu cüzde dirilişi inkar eden bir kişiyle olan şu kısa diyalog dile getirilir. İnsan ben öldükten bir süre sonra sahiden yeniden hayata döndürülecek miyim diyor. İnsan düşünmez mi ki daha önce hiçbir şey değilken biz onu yaratmışızdır. Rabbine and olsun ki onları muhakkak şeytanlarla birlikte mahşerde toplayacağız.
Sonra onları cehennemin çevresinde dizüstü çökmüş vaziyette hazır tutacağız. Oysa insan ilk yaratılışını düşünürse kendisini yoktan var eden bir kudretin ölüp toprak olduktan sonra onu yeniden diriltebileceğine kanaat getirir. Nitekim Allah Teala başka ayetlerde de insanları ilk defa nasıl yaratmışsa öyle dirilteceğini bunun kendisi için daha kolay olduğunu ifade buyurmuştur. Bu inkar edenlerle beraber mahşerde toplanıp cehennemin çevresinde dizüstü vaziyette hazır tutulacak şeytanlardan maksat insanların ilahi huzura çıkıp dünyada yaptıklarından hesaba çekilecekleri bir ahiret günü olmadığını hayatın sadece bu dünya hayatından ibaret olduğunu iddia ederek insanları aldatıp saptıran inkarcı önderlerdir. Yüce Allah bunları ve bunların kandırarak yoldan çıkardığı kimseleri mahşerde toplayıp cezalarını vereceğini buyurmuştur. Ayetler dirilişi inkar eden o kişiyle diyaloğa devam eder. Sonra her gruptan Rahman’a en çok asi olanlar hangileri ise çekip çıkaracağız. Sonra ateşi boylamayı hak edenleri elbette en iyi biz biliriz.
İçinizden oraya varmayacak hiçbir kimse yoktur. Bu Rabbinin kesinleşmiş bir hükmüdür. Sonra biz kötülükten sakınanları cehennemden esirgeriz, zalimleri de dizüstü çökmüş olarak orada bırakırız. Öyleyse insan onu yoktan var eden bir kudretin öldükten sonra onu yeniden dirilteceğine iman etmeli ve kötülükten sakınmalıdır. Kendilerine ayetlerimiz açıkça okunduğu zaman inkar edenler, iman edenlere iki topluluktan hangimizin konumu daha üstün ve mensupları daha iyi diye sorarlar. Oysa onlardan önce de daha varlıklı ve daha gösterişli olan nice nesiller helak ettik.
De ki kim sapkınlık içinde ise dilerim Rahman ona süre versin. Sonunda kendilerine vaat olunanı, azabı veya kıyameti gördükleri zaman konumu daha kötü, askeri daha zayıf olanın kim olduğunu öğreneceklerdir. İlahi kudret hayatı bir dualite ile yaratmıştır. Beyaz ile siyah, hayat ile ölüm, dünya ile ahiret birbirini tamamlayan bu eşyanın zıddıyla kaim olduğu hakikatini bizlere hatırladır.
İlk yaratılışını, kainatın sürekli yaratılışını düşünmeyen insanlar öldükten sonra dirilmeyi inkar etmekte ve çürüyüp toz toprak olduktan sonra yeniden dirilmenin bir hayal ürünü olduğunu iddia etmektedirler.
İlahi hakikat şudur ki, Yüce Rabbimiz Kur’an’da ölümden sonra hayatın yeniden başlayacağına dair şüpheleri olan ve siyer kaynaklarımızda da Übey bin Halep isimli bir müşriyin söz konusu olduğunu ifade eden bu bilgiye göre bu kişi Peygamberimize gelir.
Ve ben öldükten bir süre sonra sahiden yeniden hayata döndürülecek miyim diye bir beyanda bulunur.
Rabbimiz insan düşünmez mi ki daha önce hiçbir şey değilken biz onu yaratmışızdır. Rabb’ine anda olsun ki onları muhakkak şeytanlarıyla birlikte o kurdukları o tezgahın etrafında bulunanlarla birlikte mahşerde toplayacağız.
Sonra onları cehennem çevresinde dizüstü çökmüş vaziyette hazır bir halde tutacağız.
Oysa insan ilk yaratılışını düşünür ve kendisini yoktan var eden bir kudretin ölüp toz toprak olduktan sonra onu yeniden diriltebileceğine kanaat getirir ve bu hakikati anlarsa bu dünyasının da hikmetini daha iyi kavrayabilir.
Rabbimiz insanları ilk defa nasıl yaratmışsa tekrar aynı şekilde dirilteceğini bizlere Yasin suresinde ve Rum suresinde anlatmaktadır. İşte o Übey bin Kalef eline bir avuç kemiği ve kemik tozunu alıyor, avuçlarında ufalıyor, adeta Peygamberimize nispet edercesine yere savuruyordu. Ey Muhammed! Bu çürümüş kemikleri toz toprak olduktan sonra kim diriltebilir diye meydan okuyordu. Rabbimiz de onun bu küstahlığına ağır bir ifadeyle karşılık veriyordu. Onu ilk yaratan tekrar yeniden diriltecektir buyuruyor. İnsanların ilahi huzura çıkıp dünyada yaptıklarından hesaba çekilecekleri bir ahiret günü olmadığını,
hayatın sadece bu dünya hayatından ibaret olduğunu iddia edenler, insanları aldatıp saptıran inkârcı önderlerdir. MüceAllah bunları ve bunların kandırarak yoldan çıkardığı kimseleri mahşerde toplayıp cezalarını vereceğini hüküm büyümüştür.
Ayetler dirilişi inkâr eden o kişiyle diyaloğa devam eder, sonra şöyle bir sadayı bizlere Rabbimiz duyurur. Rahmana en çok asi olanlar hangileri ise onları çekip çıkaracağız. Sonra ateşi boylamayı hak edenleri elbette en iyi biz biliriz.
İşinizden oraya varmayacak hiçbir kimse yoktur. Bu Rabb’ının kesin bir hükmüdür. Sonra biz kötülükten sakınanları cehennemden esirgeriz.
Zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakır ve hallerini görürsün. Öyleyse insan onu yoktan var eden bir kudretin öldükten sonra onu yeniden dirilteceğini anlamalı,
buna kanaat getirmeli, buna iman etmeli ve yeryüzü yolculuğunda her türlü kötülükten ve çirkin işlerden uzak durmalıdır.
Aksi halde Rabbimizin azabı zalimleri kuşatacak ve kibir içerisinde, gösteriş içerisinde bu dünyanın sadece bu dünyadan ibaret olduğunu zannedenlere ağır bir azabı tattıracaktır.
Altyazı M.K.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir