"Enter"a basıp içeriğe geçin

Yeryüzünde Fitne Çıkaranlar – Ayetlerde İnsan Tipleri 15.Bölüm

Yeryüzünde Fitne Çıkaranlar – Ayetlerde İnsan Tipleri 15.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=ORgIN88PH5o.

…Khutum Allah’u ala kulubihim ve ala semihim ve ala ebsarihim…
…ve lakad khalaqna l-insana……wa na’alamu ma tuwass misu bihi nafsu……salamun alaikum bima sabartum…
…ve feniyum me’uqb ad-da’ud… Yeryüzünde fitne ve fesat çıkartanlar Allah tarafından cezalandırılır. Fitneye karşı üç şey emredilir. Cesaretle mücadele, kadere iman ve teknolojiyi doğru kullanmak. Bu cüzde Allah’ın yeni seçilmiş ve şahit ümmetinin Muhammed ümmeti olduğu tescillenir.
Önceki vahiy toplumu olan İsrailoğullarından seçilmiş ve şahit bir ümmet olma misyonunun niçin alındığı anlatılır. Yeni seçilmiş Muhammed ümmetinin görevleri açıklanır. Aynı hataya düşmemeleri için insanlar uyarılır. Bu cüzde yer alan İsra suresinde özellikle İsrailoğullarının iki büyük fesadından söz edilir. Fesattan maksat İsrailoğullarının Allah’ın Tevrat’ta koyduğu hükümleri çiğnememeleridir. Bu durum Kur’an’da şöyle dile getirilir. Biz kitapta İsrailoğullarına şöyle bildirmiştik. Yeryüzünde mutlaka iki defa fesad çıkaracak, çok böbürleneceksiniz. Bu ayetteki kitap genellikle Tevrat diye açıklanırken bunu levhi mahfuz olarak anlayanlar da vardır. Bu anlayışa göre ayet şu anlama gelir. Sizin iki defa bozgunculuk çıkaracağınız levhi mahfuzda yazılıdır. Yani ilmimizde mevcuttur.
Bunu yapacağınız bizce malumdu. Nitekim ikisini de yaptınız. İsrailoğulları malubiyetin baskının ve aşağılanmanın acısını çektikten sonra Rablerine dönerler. Başlarına gelen beladan ders alırlar. Fetihlerle üstünlüğü ellerine geçirip güçlenince yeniden azgınlığa başlayıp yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. Böylece ikinci fesad dönemi gelir. Halbuki Rabbimiz şöyle diyor Kur’an’da.
Eğer iyilik ederseniz kendiniz için iyilik etmiş olursunuz. Kötülük ederseniz yine kendinize edersiniz. Artık her insan kendisinden sorumludur. Dilerse kendisine iyilik yapar, dilerse kötülük. Cezaya çarptırıldığında artık kendisinden başkasını suçlamaya hakkı yoktur. Bu cüzde yer alan Ashab-ı Kef bir diriliş kıssasıdır.
Yüce Allah kıyametin kopacağını ve ahirette ölülerin diriltileceğini insanların daha kolay kavrayabilmesi için Kur’an’da Ashab-ı Kef kıssasına yer verir. Kıssada Rabbine inanmış, teslim olmuş bir grup gencin inançlarını yaşama uğruna, bulundukları beldeden hizret etmek için yola çıkışları ve yolda sığındıkları bir mağarada uyudukları anlatılır.
Baskı ve zulümden kaçan bu gençler Allah’ın yardımını ve bir kurtuluş yolu göstereceğini ümit ederek Ey Rabbimiz bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluş ve doğrula ulaşmayı kolaylaştır demişlerdir. Allah onların dualarını kabul eder ve kendilerini orada uzun müddet derin bir uykuya daldırır. Sonra da Allah bir diriliş örneği göstermek için onları tekrar diriltmiştir. O gençler uyandıklarında birbirlerine mağarada ne kadar kaldıklarını sorarlar. Kimi bir gün der, kimi bir günden daha az. Ve sonra şöyle derler, ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş parayla kente gönderin de baksın. Şehir halkından hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca çok nazik davransın da dikkat çekmesin ve sizi hiçbir kimseye sakın sezdirmesin. İnkarcıların kendileri hakkındaki tehditlerinin devam ettiğini sanan gençler, yiyecek için şehre gönderdikleri arkadaşlarını dikkatli olması konusunda uyarırlar. Ancak gencin asırlar öncesine ait kıyafeti, elindeki para ve konuşmasındaki farklılık onu ele verir. Rivayetlerde anlatıldığına göre şehre gönderilen genç elindeki parayı harcamak isteyince, şehir halkı paranın üzerinde kral Dakyanos’un resmini görmüş ve adamın bir hazine bulduğunu sanarak kendisine devrin hükümdarına götürmüşlerdir. Hükümdar, tevhid inancına sahip bir Hristiyandır.
Birlikte mağaraya giderler ve gencin anlattıklarının doğru olduğunu görürler. Gerek ehli kitap, gerekse Müslümanlar arasında bu gençlerin sayıları ve kaldıkları süre hakkında farklı görüşler ileri sürülür. Kur’an-ı Kerim bir hikmete binaen bunların nerede ve ne zaman yaşadıkları sayıları, isimleri ve kaldıkları süre hakkında bilgi vermez. Sadece böyle bir olayın ceryan ettiğini bildirir.
Çünkü kıssalarda Rabbimiz kullarının bilmeleri gereken olayları verir, konuyu teferruata boğmaz. İnsanların da bu detaylarla uğraşmak yerine kıssanın asıl mesajına odaklanıp Rabbinin maksadına uygun bir ders alması doğru olacaktır. Böylece biz insanları onların halinden haberdar ettik ki Allah’ın vadinin hak olduğunu ve kıyametin gerçekleşmesinde de hiçbir şüphe olmadığını bilsinler. Hani onlar olayın mucizevi tarafını ve asıl hikmetini bırakmışlar da aralarında onların durumunu tartışıyorlardı.
Bazıları, onların üstüne bir bina yapın, Rabbleri onların halini daha iyi bilir dediler. Duruma hakim olanlarsa üzerlerine mutlaka bir mescit yapacağız dediler. Ashab-ı Kev mağara arkadaşları demek olup bir mağarada yıllarca uyutulduktan sonra tekrar uyandırıldıkları haber verilen kişiler için kullanılmaktadır.
Ashab-ı Kev kıssasının bulunduğu ayetler Mekke döneminin ortalarında nazil olmuştur. Ashab-ı Kev kıssasının nüzulü, indiği Mekke döneminde müminlerin iman mücadelesinde bir teselli ve manevi destek amacı taşımaktadır. Bununla birlikte kıssada müşriklerin dirilişi inkarlarına karşı bir cevap da verilmektedir. Dolayısıyla kıssada iki önemli hakikat üzerinde durulmaktadır.
Birincisi Allah’ın vade haktır. İkincisi kıyamet, öldükten sonra yeniden diriliş şüphe götürmez bir hakikattir. Ashab-ı Kev’in sayıcı az ve güçsüz olmalarına rağmen imanlarındaki dirençleri Mekke müşriklerinin gitgide artırdıkları baskı ve işkenceye karşı az sayedeki müminlerin dirençleriyle paralellik göstermektedir.
Nitekim Mekke müşriklerinin saldırılarının arttığı bir dönemde kıssanın nazül olması, müminlerin Ashab-ı Kev duruşuna sahip olmaları gerektiğine delalet etmektedir. Az sayedeki Ashab-ı Kev’in şehrin yönetici kesiminden kaçması, zayıf ve az sayedeki müminlerin Mekke’de güç sahibi müşrikler karşısındaki konumunu temsil etmektedir. Ayrıca Ashab-ı Kev’in gençlerden oluşması, Mekke döneminde iman edenlerin çoğunluğunun gençlerden oluşmasıyla paralellik arz etmektedir. Kıssada sahabenin Ashab-ı Kev gibi bir direnişe sahip olmaları durumunda Allah’ın Ashab-ı Kev’i yardımsız bırakmadığı gibi sahabeyi de hiçbir zaman yalnız bırakmayacağı anlatılmaktadır. Ashab-ı Kev imanlarını korumak için bulundukları şehri terk edip mağaraya sığınmışlardı. Onların bu kaçışları sahabenin Habeşistan’a ve Medine’ye hicret etmelerine rehberlik etmiştir. Nitekim mağaraya sığınan bu gençler, müşriklerin baskı ve işkencelerine karşı imanlarını muhafaza etmek için sahabeye son çare olarak hicret yolunu göstermiştir. Kıssanın genel çerçevesi ise iman eden sahabeye ilahi inayetin ulaşacağını, dolayısıyla müşriklerin eziyetlerini sabretmeleri gerektiğini, müşrikleri ise karşılaşacakları azabı bildirmektedir. Bir başka deyişle söz konusu kıssı ile Peygamber ve sahabeye teselli verilirken müşriklerde uyarılmakta ve imana davet edilmektedir.
Kıssanın ana vurgusu Allah’ın birliğini ve ahireti inkar eden müşriklere hitaben tevhid ve dirilişin temsili anlatımıdır. Ashab-ı kefin uyudukları mağaraya bir mescit yapılması ifadesi ayette zikredilmektedir.
Bu ifade onların mücadele yıllarında, toplum tarafından dışlanmış olup mağaraya sığınmaları ve uzun yıllar sonra uyanmalarının ardından toplumun en değerlileri haline gelmesinin bir sonucudur. Benzeri bir durum Mekke dönemindeki Hazreti Peygamber ve sahabe için de geçerlidir. Onlar da İslam’ın ilk yıllarında toplum tarafından dışlanmış, dahası hicret etmek zorunda kalmışlardı.
Ancak Mekke Fethi ile birlikte kıyamete kadar gelecek olan tüm ümmetin en değerlileri konumuna yükselmişlerdir. Ayetlerde belirtilen kıyametin kopması ve ölülerin diriltilmesi konusunu insanların daha kolay kavrayabilmeleri için de bu kıssa önemlidir.
Yüce Allah’ın mağaradaki gençleri hiçbir kıda almadıkları halde bedenlerinde herhangi bir bozulma olmadan uzun süre uyuttuktan sonra tekrar uyandırması, Allah’ın insanları öldükten sonra tekrar delirtebileceğine dair bir misal ve delildir. Uyandıktan sonra gençler uykuda geçirdikleri süre hakkında birbiriyle tartışmışlar. Geçen süreyi bir gün ya da günün bir vakti olarak düşünmüşlerdir. Allah bütün bu dönem boyunca onların bedenlerini koruşmuş, hiçbir bozulma okumaksızlığın varlıklarına devam etmelerini sağlamıştır. Yeniden delirmenin mümkün olduğunu ispatlayan bu olağanüstü hadisleri bize anlatan Yüce Allah, kendisine samimiyetle iman eden ve kendi yolunda mücadele eden Müslümanlara yardım edeceğini beyan etmektedir.
Allah yüce kudret ve güç sahibidir. Yapıp ettiklerinin karşılığını vermek üzere ölümlerinin ardından insanları yeniden dilitecek ve kıyamet günü bir araya toplayacaktır. Bu cüzde Hz. Musa aleyhisselamın Kur’an’da kullarımızdan biri diye zikredilen hızırla yaptığı yolculuk anlatılır ki
Allah Teala Kur’an’da bu kulu için ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik der. Musa ve bir kul kıssası insanın anlamasında, idrak etmesinde sınırları zorlayan bir kıssadır. Nitekim insan aciz olduğu için olayların perde arkasını bilmez, gördüğünü doğru anlama, yorumlama konusunda zaafa düşer.
Musa aleyhisselam her ne kadar bir peygamber olsa da onun bilgisi yalnızca Rabbinin ona bildirdiği kadardır. Hz. Musa, zahiri ilimleri, hükümleri bilir. Hızır’ın bilgisi ise ledünni bir ilimdir. Bu bilgi fikri bir gayretle elde edilmeyip sırf Allah vergisi olan kutsi bir kuvvetin tecellisidir. İşte bu yüzden Hz. Musa aleyhisselam bu yolculuğa çıkarken Hızır tarafından uyarılır.
Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin. İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin? Hz. Musa, Hızır’ın bu sözü karşısında, inşallah beni sabırlı bulacaksın, hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim der. Bu yolculukta Hz. Musa’nın anlayamadığı ilginç olaylar cereyan eder. Hızır bindikleri geminin tahtalarından birini söküp çıkarır, gemiden inip sahile çıktıklarında,
sahilde oyun oynayan çocuklardan birini öldürür, nihayet bir köye geldiklerinde köy halkı onları misafir etmek istememesine rağmen köydeki yıkılma küzre olan bir duvarı düzeltir. Musa aleyhisselam, Hızır aleyhisselamın yaptığı her bir eylemi kendi penceresinden görüp yapılanlara hayret eder. Hatta bazen verdiği sözü unutup onu uyarır.
Sonunda Hızır aleyhisselam, Hz. Musa aleyhisselam dayanamayıp olaylara müdahale etmeye devam edince, işte bu birbirimizden ayrılmamız demektir. Şimdi sana sabredemediğin şeylerin iç yüzünü anlatacağım der. İnsan başına gelen her olayı, işin hakikatini bilmediği acizliği nedeniyle temkinle karşılamaktadır. Bizim nazarımızda iyi ya da kötü her olayın hakikat penceresinde nasıl göründüğünü tefekküre çalışmalıdır.
Duvarsa şehirdeki iki yetim çocuğa aitti. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin onların olgunluk çağına ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur. Bu cüzde Hz. Musa’nın Kur’an’da kullarımızdan biri diye zikredilen Hızır aleyhisselam ile yaptığı yolculuk anlatılır ki, Allah Teala Kur’an’da bu kulu için ona katımızdan bir rahmet vermiş ve kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik der. Musa ve bu Hızır aleyhisselam kıssası insanın anlamasında idrak etmesinde sınırları zorlayan bir kıssadır aslında. Nitekim insan aciz olduğu için olayların perde arkasını bilmez. Gördüğünü doğru anlama yorumlama konusunda zaafa düşebilir.
Hz. Musa her ne kadar bir peygamber olsa da onun bilgisi yalnızca Rabbinin ona bildirdiği kadardır. Hz. Musa zahiri ilimleri, hükümleri bilir. Hızır aleyhisselamın bilgisi ise ledunni bir ilimdir. Bu bilgi fikri bir gayretle elde edilmeyip sırf Allah vergisi olan kutsal bir kuvvetin tecellisidir.
İşte bu yüzden Hz. Musa bu yolculuğa çıkarken Hızır aleyhisselam tarafından uyarılır. Sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin. İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin şeklinde Kev suresinde bize hatırlatılır. Hz. Musa Hızır’ın bu sözü karşısında inşallah beni sabırlı bulacaksın.
Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim der. Bu yolculukta Hz. Musa’nın anlayamadığı ilginç olaylar cereyan eder. Hızır bindikleri geminin tahtalarından birini söküp çıkarır. Gemiden inip sahile çıktıklarında sahilde oyun oynayan çocuklardan birisinin ölümüne sebep olur. Nihayet bir köye geldiklerinde köy halkı onları misafir etmek istemese de
o köydeki yıkılmak üzere olan bir duvarı onarır ve düzeltir. Bütün bunlar Hz. Musa’ya çok garip gelir. Hz. Musa Hızır’ın yaptığı her bir eylemi kendi penceresinden görüp hayret eder, bazen itiraz eder, verdiği sözü uyar, unutur. Hızır aleyhisselam onu her defasında uyarır. Sonunda Hızır aleyhisselam Hz. Musa’ya dayanamayıp olaylara müdahale etmesinin sebebiyle işte bu birbirimizden ayrılmamız demektir. Şimdi sana sabredemediğin şeylerin iç yüzünü anlatacağım der. İnsan başına gelen her olayı işin hakikatini bilmekte aciz kaldığı zaman temkinle karşılamalı biraz sabretmelidir. Bizim nazarımızda iyi ya da kötü her olayın hakikat penceresinde nasıl göründüğünü tefekküre çalışmalıdır. Bizim şer zannettiklerimiz hayır olabilir. Çünkü bunlar bizi yetiştiriyor, bize takva bilinci veriyor ve bizim sabretmemizi daha merhametli bir insan olmamızı sağlıyor. Aslında bunlar kaderin tecellisidir.
Kadere iman aslında bizi güçlendiriyor, bizi eğitiyor ve daha merhametli, daha sabırlı bir insan haline gelmemizi sağlıyor. İşte bu surede biz Allah’ın bize olan merhameti sebebiyle nasıl yaşamamız gerektiğini öğreniyoruz. Hayatımıza merhameti nasıl hakim kılmamız gerektiğini öğreniyoruz.
Bu açıdan Kur’an’ın baştan sona bütün sureleri güzel bir şekilde düşünerek, tefekkür ederek okunmalı ve insanlarla paylaşılmalıdır. Bu cüzde yeryüzünde fitne ve fesat çıkaran Yecüç ve Mecüç isimli bir kavimle mücadele için Zülkerney’nin teknolojiyi kullanarak nasıl büyük bir set yaptığı ve onların çıkışını kapattığı anlatılır. Bu bölüm bir de sana Zülkerney’in hakkında soru soruyorlar cümlesiyle başlar ve yine Rabbimiz onun hakkında yalnızca bilmemiz gerektiği kadarını anlatır. Surenin başında da anlatıldığı üzere Yahudilerin teklifiyle Mekkeli müşrikler Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi imtihan etmek için ona üç konuda soru sormuşlardır. Bunlardan biri yeryüzünün hem doğusuna hem de batısına sefer yapmış olan şahıs hakkındadır. Surenin bu kısmı o soruya cevap olarak nazil olmuştur. Yüce Allah Zülkerney’i yeryüzünde güç, kuvvet, ilim, irfan ve her türlü maddi ve manevi imkana sahip bir lider kılar. Bu imkanlar sayesinde dilediğini elde eder ve dilediğini yapabilir.
O bu imkanları Allah yolunda kullanmak üzere cihat ve fütuhata çıkar. Kıssada Zülkerney’in yaptığı üç yolculuktan bahsedilir. Bunlardan ilki güneşin battığı yerdir ve orada güneşi kara bir balçıkta batar gibi bulur. Zülkerney’in orada bir kavme rastlar. Allah onu bu kavmi cezalandırmak veya haklarında iyi davranma hususunda serbest bırakır.
Zülkerney’in ikinci yolculuğu güneşin doğduğu yerdir. Güneşi öyle bir kavim üzerine doğar bulur ki Zülkerney’in karşılaştığı bu insanlar medeniyetten uzak olduklarından güneşin sıcağına ve yağmuruna karşı korunmak için ne elbise dikip giymesini bilir ne de barınabilecekleri evleri vardır. Zülkerney’in üçüncü yolculukta iki dağ arasına ulaştığında neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir kavim bulur.
Yecüç ve Mecüc’ün bozgunculuk yapmasından korkan bu kavim Zülkerney’inden yardım ister. Zülkerney’in bu kavmi Yecüç ve Mecüc’ün belalarından korumak için teknolojiyi kullanarak nasıl büyük bir set yaptığı ve onların geçiş yollarını kapattığı anlatılır. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem gelecekte deccal fitnesine karşı Kef sure’sinin okunmasını emreder.
Çünkü bu suredeki üç olay yeryüzündeki fitne çıkaranlara karşı insanlara yol gösterir. Birincisi Ashabı Kef ile gençlerin eğitimi ve cesaretli olmaları istenir. İkincisi Hz. Musa aleyhisselam ve Hızır aleyhisselam olayıyla Allah’ın kaderine teslim olma mesajı aktarılır. Üçüncüsü Zülkerney’in olayıyla teknolojinin doğru kullanılması emredilir.
İşte o zaman bu ümmet her türlü şeytani güce karşı başarıyla mücadele eder ve galip gelir. İnkar edenler beni bırakıp da kullarımı dost edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi kafirlere konak olarak hazırladık. Allah Rasulünün ishalet mücadelesinde kendisiyle yakın temasta bulunan, yakın ilişkide bulunan topluluklardan biri de Yahudilerdi. Peygamberimize gelip zaman zaman bazı soruları soruyorlar ve o sorularda Peygamberimizi biraz zora düşürmek, geçmiş ümmetler ve toplumlar hakkında herkesin bilemeyeceği konuları Peygamberimizden öğrenmek istiyorlardı. Bunlardan bir tanesi de Zülkerney’in hadisesiydi.
Zülkerney’in yeryüzünde Ye’cuç ve Me’cuç isimli zalim bir kavmin yaptıklarına dur diyebilmiş, onlara engel olabilmiş ve bu yönüyle de tarih boyunca insanlığa örnek olmuş ender şahsiyetlerden biriydi. Allah Rasulüne Zülkerney’den bahsedildiği zaman Rabbımız onun hakkında bilgileri bizlere sundu.
Zülkerney’in üç yolculukla bizlere anlatılıyordu. Zülkerney’in doğuya seyahati, Zülkerney’in batıya seyahati, bir de Zülkerney’in iki dağ arasındaki bir coğrafyaya seyahatinden bahsedilir ki özellikle bu üçüncü seyahat son derece önemlidir.
Zülkerney’in bu seyahatinde ne dedikleri anlaşılmayan, bilinmeyen ve bir coğrafyada çaresizlik içerisinde yaşayan insanların olduğu bir yere gider ve insanlar Zülkerney’inden yardım isterler, zalim bir topluluktan bahsederler. Bu zalim topluluk Ye’cuç ve Me’cuç şeklinde ifade edilen topluluktur.
Zülkerney’in onların bu insanların yaşadığı topraklara, coğrafyaya bir zarar vermemesi için özel bir teknikle adeta o dönemin en iyi yöntemlerini rivayete göre bir peygamber olarak uyguladı ve Ye’cuç ve Me’cucu adeta bir bölgeye hapseden o seddini ve barajını yaptı. Böylelikle o zalim kavim ile bu masum insanlar arasında büyük bir engel koydu ve bu engel aşılamaz bir engel haline geldi.
Zülkerney’in tarih boyunca mücadelesinin özü cihat kavramıyla ifadelerindirilir. Zülkerney zulme karşı durmasıyla ve insanlara örnek olmuş olması münasebetiyle
bu yönüyle ender şahsiyetler arasında Yahudilerin hakkında bilgi almak istediği ender şahsiyetler arasında Kur’an’da zikredilmiştir. Keyif Suresinde Rabbımız Zülkerney’ine güç ve kuvvet verdiğini, ilim ve irfan verdiğini,
her türlü maddi ve manevi güç ile onu desteklediğini ifade ederek aslında bir lider ve bir ender şahsiyetin insanlığın önüne örnek olarak konulduğunu bizlere anlatmaktadır. Allahu Teala Hazretleri Keyif Suresinde üç önemli örnekle, üç önemli örnekle bizlere yol haritamızı çizen örnek şahsiyetleri sunar.
Ashab-ı kehşem bahseder, onların ilmi, samimiyeti ve irfanı örnek gösterilir. Hz. Musa ve bilge kişi Hızır diyebildiğimiz o bilge kişinin örneği üzerinden bizlere tevekkül ve güven öğretilir. Ve bir de Zülkerney’in üzerinden cihat, cesaret, liderlik ve hak ve batıl mücadelesinde insanlığın zahmetlerini rahmete çevirme mücadelesi örnek olarak gösterilir.
www.feyyaz.tv

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir