"Enter"a basıp içeriğe geçin

Dr. Hüseyin Gökalp – İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe ve Emevîler – Cumartesi Sohbetleri (17)

Dr. Hüseyin Gökalp – İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe ve Emevîler – Cumartesi Sohbetleri (17)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=cLT-jRewVig.

Şimdi bizde İslam tarihine uğraşan insanların en büyük problemi biraz menakıp ve edebiyattır. Şimdi belli konular menakıptan geliyorsa biz onları ciddi almayız ama meşhur olduktan sonra bizim onlarla uğraşmamız gerekir. Ebu Hanife ile ilgili Zeyd bin Ali aynı dönemde yaşamış birisi. Ali evladından. Bir kurucu var. Burada Ebu Hanife’ye gelen bir mektuba şöyle cevap verdi ittihadini diyor. Diyor ki işte Ebu Hanife ben katılamam bu isyanı ama sana mali destek verebilirim. Tüm dualarım ve mali desteğim seninle deyip işte çeşitli rivayetlerde farklı şeylerde bir miktar para gönderdi.
Hatta şöyle dedi eğer onun atalarının da terkedildiği gibi terkedileceği endişesini taşımasam ben de onunla çıkar savaşırdım. Ama insanlar yine onun ataları nasıl yalnız bırakıldıysa o da yalnız bırakılacak dediği ile ilgili rivayetler menakıpta geçer. Yani şey yok. Bunlar ilgili bizim elimizde sağlam bir kaynak yok. Belâzuri de geçen bir şey ama belâzuri zaten teşeği ile ilgili problemli.
Bir de mahalli var. Mahallenin menakıbında geçer. Yani Zeydiye mezhebiyle ilgili Zeydi imamların menakıbıyla ilgili bir kitapta geçer. Bizim kaynaktık değeri olan bir şey değil. Bırakın onu Zeyd bin Ali ile Ebu Hanife Rahim Ahullah o ikisinin aynı dönemde hoca öğrenci ilişkisi içerisinde olduğuna dair şeyler de bugün artık ciddi alınmaya başladı. Bir makaleler çıkmaya başladı. Yani her ikisinin aynı çağda yaşadıklarını biliyoruz. Birisi Hicaz’da yaşıyor, birisi Küfe’de yaşıyor. Ama böyle bir iki yıllık süre zarfında birisi birisinin öğrenci olduğundaki iddialar da çok sağlam iddialar değil. Ebu Hanife Osmanlı’da da en büyük problem oydu. Daha doğrusu avantaj da oydu. Bir süre sonra dezavantajıyla dönüştü. Siz ilmiye ile kalemiyeyi ve seyfiyeyi ayırmanız gerekiyor.
Bunu ayıramadığınız zaman her türlü siyasi angajmana hazır bir ulema sınıfı problemdir. Temevî Devletinde böyle bir ulema tipi yok. Bu zulmü onaylamak anlamında değil. Bütün bizim hadisin toplanması, kaynakların kaleme alınması, İbn-i Şahab Ez-Zuhri diyoruz mesela. İbn-i Şahab Ez-Zuhri Ömer bin Abdülaziz döneminde görevlendirildi ve hadisi toplamaya başladı.
Bu siyasi angajmana olsa böyle bir işi sürdüremezdi. Aynı şekilde Ebu Hanife yoğunlaştıkları konular bu insanların siyaseti değil. Biz bu konuda da yanlış empati yapıyoruz. Bugün insanlar belli bir noktaya geldikten sonra ilk akıllarına gelen siyasi bir karriyer planları nasıl yapıyorsa o dönemde böyle planları yok. Ebu Hanife’nin uğraştığı şey fıkı.
Ya da diğer imamlarımızın uğraştığı şey ya da hadis ise hadis. Mesela muaviye’nin bir oğlu var, Khalid bin Muaviye diyor ki ben kimliğe uğraşacağım. Yani ilk tercüme hareketleri onunla başlar diye söylenir. Aynen öyle o ilk tercüme hareketleri diyor. Benim diyor hilafetle siyasetle falan işim olmaz diyor. Hazır önümde bugün kim hayır diyebilir. Ama bunu reddediyor. İkinci Muaviye hilafet verildiğinde 20 yaşında yani düşünün 20 yaşında size hilafet verilince bunu reddediyorsunuz.
O dönemde işte insanların o kişisel şeylerini değer veriliyor. Mesela bugün ne oluyor? Bernard Lewis diye bir adam var. Öldü gitti. Orientalist Amerikalı. Şimdi bu adamın hatta 28 Şubat’ın mimarlarından olduğu söyleniyor. Yazdığı kitaplar var. Ortadoğu’nun modernleşmesiyle ilgili çalışmaları var vesaire falan. Şimdi Bernard Lewis eğer belli bir noktadan sonra Amerikalı’nın dışişleri bakanı olsaydı veya daha sonra başkanı olsaydı Bernard Lewis olamazdı.
Bernard Lewis’in görevi Ortadoğu’yla ilgili dizan yapmaktı. O işini yaptı. Ama biz böyle normal olacak insanları da yanlış teşviklerle farklı mecralara sürükleyerek ilmiye sınıfından çıkartıp işte Seyfiye’ye, Kalemiyye’ye ya da işte ulemayı, umara yaparak aslında ifsat ediyoruz, sistem bozuyoruz. Buna kesin bir şekilde ayrılması gerekiyordu. Emevler döneminde öyle bir şey yok. Yani o ilmiye sınıfındaysa öyle çok siyasi söylemler işte bir yerde fitne var oraya katılalım vesaire durumlar yok.
Rivayetler var. İşte İbn-i Eşhâs ayaklanmasına şu kadar âlim buna katkıda bulundu diye. Bir bu rivayetlere ihtiyatta yaklaşmak gerekiyor. Her zaman senetsiz rivayetler an falan diye başlıyor. Birisinde kim bilmiyoruz. Böyle rivayetler var. İkincisi de hangi âlim hangi isyana katılmış bunu bilmiyoruz, detay bilmiyoruz.
İki türlü problemimiz var o rivayetlerle ilgili.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir