"Enter"a basıp içeriğe geçin

El-Fettâh İsminin Manası ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 13.Bölüm

El-Fettâh İsminin Manası ve İnsan Ahlakına Yansımaları – Esma’dan İnsana 13.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=XJec8votg9I.

Diyanet TV ekranlarından hayırlı günler sevgili izleyiciler.
Esmadan İnsan’a programına hoş geldiniz. Zümr Suresi 63. ayette Göklerin ve yerin anahtarları onda’dır buyruluyor. Yüce Yaradan’a iman etmekle kurtuluşu bulan kalbin, içinden çıkılmaz hale gelip müşküle dönüşen sorunların, rızık ve rahmet kapılarının, uğruna bin bir ceht ve emek verilen fetihlerin, tüm bunların tabiri caizse anahtarları Cenab-ı Hakk’a aittir.
Biz de bugün Rabbimizin güzel isimlerinden El Fettah İsmi Şerifi ile bu hakikati hocamızın kıymetli paylaşımlarıyla tefekkür edeceğiz inşallah. Kıymetli hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk, teşekkür ediyorum Canan Hanım. Nasılsınız hocam? Elhamdülillah Rabbimizin bizim için açacağı her türlü hayır kapısına muhtaç bir şekilde yaşıyoruz çok şükür. Hocam bugün yine Rabbimizin çok güzel esmasından birini tefekkür edeceğiz inşallah. El Fettah İsmi Şerifi’ni. El Fettah İsmi çok derin bir sanki manaya sahip hocam. Bu konuda neler söylemek istersiniz? Hz. Musa öyle diyor. Ya Rabbi senin benim için açacağın her türlü hayır kapısına muhtaçım. Gerçekten Allah-u Teala kapıları açandır. Fettah İsmi Allah-u Teala’nın kapıları açan olduğuyla alakalı ve imkan veren, fırsat tanıyan, tıkanıklıkları çözen, birbirine girmiş, girift hale gelmiş, çözümlenemez hale gelmiş işleri bir çözüme kavuşturan anlamındaki ismidir. Fettah İsmi’nin üç farklı anlam dünyası var. Birincisinde az önce dediğimiz gibi Allah-u Teala’nın farklı kapıları insanoğlunun önüne açması var. İkincisinde Allah-u Teala’nın hüküm vermesi var.
İnsanlar arasındaki anlaşmazlıklar da, çözümsüzlükler de ve bir şekilde birbirleriyle davalaşan birbirleriyle hangisi doğru hangisi yanlış diye inatlaşan insanların doğruyu göstererek aralarını bulmada, çözüm üretmede Allah-u Teala’nın Fettah isminin Kur’an-ı Kerim’de kullanıldığını görüyoruz.
Nitekim Allah-u Teala hangi kitap doğru, hangi vahiy doğru, hangi gerçeklik üzerine insan yaşamalı bu konuda bir hayat boyunca toplumlarda insanların zihinlerini karıştıracak şekilde inkarcılık yaparak, doğruyu yanlıştan ayırt etme hususunda insanları zora sokarak Hristiyanların ve Yahudilerin
yanıma saldırdığını Kur’an-ı Kerim’de pek çok ayette belirterek, yarın doğru ne, yanlış ne göreceksiniz ve o Fettah olan, alim olan Allah, her şeyin en doğrusunu, gerçeğini, hakikatini bilen ve Fettah olarak da doğruyu yanlıştan ayırt edip hüküm verici olan Allah, öbür dünyada gösterecek neyin doğru olduğunu diyen ayetlerle Kur’an-ı Kerim’de Fettah ismine yer verir. Dolayısıyla bir şekilde günlük olaylarda insanlar arasındaki anlaşmazlıkları çözen Hakimin yaptığına da fethetme yani ayırma, açma ve çözüm bulmak isteyen karışıklıkları ayırma anlamı verilir. Allah-u Teala’nın öbür dünyada da hak ile batılı açık bir şekilde insanlara beyan buyurmasını da Fettah ismiyle yapacağı söylenir. Üçüncü anlamı ise Allah-u Teala’nın müminlere zafer vermesidir. Fetih buradan gelir biliyorsunuz ve Allah-u Teala Fetih’i müminlere nasip edendir. Mümin gayret eder, uğraşır, didinir, malıyla, canıyla kendisini Allah yoluna adar ve o gayretlerin sonucunda Allah-u Teala ona Fetih nasip eder. Bu Fetih kimi zaman cihat gibi savaş meydanlarında çok daha büyük boyutlarda bir Fetih olabilir.
Nasrum minallahi ve fethon garib Allah’tan gelen bir yardım ve yakın bir Fetih olarak Peygamber Efendimiz’in Mekke Fetihinde olduğu gibi yaşanabilir. Kimi zaman da insanın kendi bireysel hayatında bir takım başarıları kişisel mücadelelerinin sonrasında kazandığı Allah-u Teala’nın ona lütfuyla, ikramıyla eriştiği Fetihler olabilir.
Çeşitli açılımlar olabilir, çeşitli mükafatlar olabilir. Dolayısıyla Allah-u Teala’nın Fettah ismi gerçekten sizin de dediğiniz gibi çok geniş bir anlam dünyasına sahiptir. Ve bizim hayatımızın her anında çok derinden hissedebileceğimiz tecellileri bulmamız mümkündür.
Hocam sizin de dediğiniz gibi çok geniş bir anlam dünyasına sahip el Fettah ismi. Esma-i Şerifleri Fettah ismine hidayete açan, kalplere hidayete açan anlamını da vermişler. Sanki bu durumun en güzel örneği de Resulullah’ın tebliğ ve irşad faaliyetleriyle kalplere hidayete açmasıdır.
Peki o kalbi katılaşmış, gözünü hakikatten farsak farsak uzaklaştırmış bir toplumu, Resulullah hangi lisan ve hal diliyle Fettah ismiyle kalplerine hidayete kavuşmasına vesile olmuştur? Burada dediğiniz gibi aslında Allah-u Teala’nın kapılar açmasının çok farklı anlamları olabileceğini düşünmek gerekiyor. Birincisi insan çok darda kaldığında bir ferahlamak, artık bu bunalımdan kurtulmak, artık nefes almak istediğinde Allah-u Teala ona bir kurtuluş yolu göstererek, onun müşkülünü çözerek, her zor işi asan eyleyerek aslında Fettah ismiyle tecelli buyurur. Diğer taraftan Allah-u Teala kulun kalbini açar, genişletir, rahatlatır, yüreğine ferahlık verir. Bazen gözünü açar, hakikati görmesini sağlar. Bazen kulağını açar, gerçekten duyması gereken doğruları vahyi duyarak ve duyduğuyla amel ederek hidayete ermesini sağlar. Bazen fakru zaruret içerisinde maddi ihtiyaçları çok arttığında Allah-u Teala ona rızık kapılarını açar. Evine, hanesine bereket indirir, cebine, kesesine ikramda bulunur. Dolayısıyla Allah-u Teala’nın açması farklı farklı şekillerde karşımıza çıkar.
Bazen insanoğlu hasta olur, Allah-u Teala şifa yollarını ona açar. Bazen insanoğlu sizin de dediğiniz gibi yanlış yoldadır ama Allah ona hidayet kapılarını açar. Hidayet kapılarını açması Cenab-ı Hakk’ın aslında kulun istemesiyle ve kulun bu yolda gayret sarf etmesiyle kulun hidayeti talep etmesiyle çok alakalıdır.
Bir kul eğer ısrarla ve inatla İslam’ın gerçeklerine, İslam’ın emirlerine, İslam’ın davetine, sırtını dönüyorsa, duymak istemiyorsa, kulaklarını tıkıyorsa, gözlerini kapatıyorsa, hatta müşriklerin yaptığı gibi,
Kuran okunurken gürültü yapıp sesler çıkartarak ellerini vururup o gürültüden Kuran’ın duyulmamasını sağlamak gibi gayretler içine girerek hidayetin önünde engel oluyorsa, Allah-u Teala bu ısrarla inatla düşmanlıkla yürüyen yolda o kulu hidayete erdirmez.
Fakat bir kul eğer iyilikten yana tercihini kullanıyorsa, iyi yürekli ise ve hakikatin arayışı içerisindeyse, hele de kendisine gelen peygamberi duymuş, işitmiş, hele de kendisine inen kitabı görmüş, hele de mümince yaşayan insanların bu dünyada ne kadar kıymetli bir yolda yürüdüklerine şahit olmuşsa, o hidayet talebini Allah-u Teala karşılıksız bırakmaz ve ona işte hidayet yollarını kapılarını açar. Burada hidayet dediğimiz şey aslında kulun kul olduğunu bilerek, niçin yaratıldığını farkına vararak Allah-u Teala’ya iman etmesi,
onu tanıması ve onun helal ve haram çizgisinde yaşayacak şekilde, onun rızasını kazanmak niyetiyle hayatını dizayn etmesi, hayatını şekillendirmesi demektir. Kul Allah’ı tanır, Allah’ın varlığına ve birliğine inanır, sonra da Allah-u Teala’nın kendisine gönderdiği emirleri, nasihatleri, yasakları öğrenir. Bunları Peygamberimizden öğrenir, hadislerden, bunları İslami kitaplardan başta Kur’an-ı Kerim’den öğrenir ve öğrendikten sonra da bunlara uygun yaşayarak Allah’ın ona yüklediği misyonu yerine getiren ve hayatının her anında okulda, işte çarşıda, pazarda, hastayken, sağlıklıyken, küçükken, büyükken, kadınsa, erkeksen hiç fark etmeksizin
hayatın her anında Allah’ın hoşuna gidecek olacak, Allah’ı memnun edecek biçimde kararlar alır, adımlar atar. İşte bunun adı hidayettir. Allah-u Teala’nın o aydınlığıdır, onun gözünün önünü aydınlatıp, ufka doğru bakmasını ve yürüceği yolda ne yöne gideceğini keşfetmesini sağlayan rehber ışıktır hidayet. İnsanın gönlüne düşen, kalbine düşen Allah sevgisidir, Allah’a bağlanma, duygusudur hidayet ve bu işte ben Raditü billahe Rabb olarak Allah’tan razıyım diyebilmeyi, Muhammed’den peygamber olarak razıyım, İslam’dan din olarak razıyım deyip o teslimiyeti kuşanmayı gerektirir. Bu ancak ve ancak Allah-u Teala’nın Fettah ismiyle, hidayet kapısını açmasıyla mümkündür. Ama tekrar söyleyelim, burada kulun da kendi tercihi ve kendi talebi, bu konudaki duruşu ve tutumu çok önemlidir. Peygamber efendimizin çevresinde, Efendimiz İslam’ı ilk anlatmaya başladığında bu dinin gereklerini ve gerçeklerini hiç bilmeyen cahil bir toplum vardı.
Cahil derken sadece okuma yazma bilmeyen insanları kastetmiyoruz. Hatta bir kısmı okuma yazma da biliyordu. Fakat hakikatin cahiliydiler. Yani doğru olan nedir, yanlış olan nedir, günah olan nedir, sevap olan nedir, neye iyi diyelim neye kötü diyelim. Bu konuda İslam’ın onlara çizdiği yola, rotaya ihtiyacı olan bir cehalet içindediler.
Peygamber efendimizin onları hidayete davet edişi ve Allah’ın Fettah ismiyle bu topluma bir huzur toplumu olarak bir saadet asrı yaşatması, aslında bu insanların Peygamberimize de canla başla kulak verip dört elle sarılmasıyla olmuştur.
Yani Peygamber efendimiz son derece sabırlıdır, son derece mütevazidir. Peygamber efendimiz çok onlardan biridir. Asla kibirli değildir, asla öfkeli değildir. Daima affedicidir, Peygamber efendimiz nasihat edicidir.
Peygamber efendimiz güzel konuşan, ikramda bulunan, insanlara karşı güven veren, asla yalan söylemeyen, aldatmayan, kimseye eziyet etmeyen, son derece huzur veren bir kişiliktir. Onun bu hali hidayete davetinde insanların etkilenmesine çok büyük tabii ki tesiri olmuştur.
Dolayısıyla Allah’ın teâlâ vereceği bu hidayetin, Allah’ın teâlâ hayır kapılarının, fetih kapılarının, Allah’ın teâlâ o topluma kim zaman fetih kapısını açmıştır, ganimetler Ashabı Kiram’a zengin etmiştir. Kim zaman Allah’ın teâlâ o topluma hayır kapıları açmıştır,
Allah’ın teâlâ kardeşlik, mümin kardeşliğiyle Mekkeliler ve Medineliler birbirlerini kucaklamıştır. Allah’ın teâlâ kim zaman sabır kapılarını ve sekinet kapılarını açmıştır, çok bunaldıkları, darda oldukları zamanda içlerine bir huzur vermiştir. Allah’a güveniyoruz. O bizimle birlikte asla bizi yalnız ve yardımsız bırakmaz diyebilmişlerdir. Dolayısıyla bütün bunlar hidayetin peşinden gelen şeylerdir.
Ve o hidayetin dediğim gibi topluma ve bireye ulaşmasında da Peygamber Efendimiz’in tavırlarının çok büyük etkisi ve o dönemin insanının Peygamberimiz konuştuğunda kulak veren ve hakikati bulmaya niyetli tavrı etkili olmuştur.
Hocam sizin de bahsettiğiniz gibi Peygamberimizin bütün bu güzel erdemlerine ve hasletlerine rağmen Mekke’den Medine’ye hicret etmek zorunda kalması söz konusu. Malumunuz olduğu üzere Mekke’ye dönüp mahsun bir şekilde vedalaşması söz konusu. Ama o mahsun vedaaya rağmen Rabbimiz el Fettah ismini tecellisiyle Mekke’nin fethini nasip etmiş ve buradaki en önemli adım da belki Hudeybiye anlaşması. Hudeybiye’den Mekke’nin fethine uzanan süreç ve buradan bizim çıkarmamız gereken dersler nedir? Burada aslında Hudeybiye’de çok ağır bir imtihan var. Müminlerin sabretmesini ve acele etmemesini gerektiren, teenni ile hareket etmesini ve tevekkül etmesini gerektiren çok ağır bir sınav var. Peygamber Efendimiz ashabıyla birlikte Medine’den yola çıkıp Mekke’de sadece umre yapmak istediği halde ve silahsız oldukları halde Mekkeli müşrikler onları şehre sokmuyorlar. Kabe’yi tavaf etmelerine ve umre yapmalarına izin vermiyorlar. Ve Peygamber Efendimiz ashabıyla çok uzun süre ihramlı oldukları halde çok sıcağın altında Mekke’nin girişinde beklemek zorunda kalıyor günler boyunca. Bir gerginlik var ve Mekke’liler bir anlaşma yapmayı teklif ediyorlar. Bu anlaşmada da şimdi gidin dönün Medine’ye sonra tekrar gelir umre’yi yaparsınız gibi maddeler var. Müslüman olup da Medinelilere katılmak, Peygamberimizin yanında olmak isteyenlere izin verilmemesi gibi onların Mekke’lere geri iade edilmesi gibi ağır maddeler var.
Şimdi hem oraya kadar gelmişler şehre girivermelerine umre gibi bir ibadeti yerine getirmelerine izin vermeyen zalim bir grup var karşılarında. Hem Mekke’yi çok özlemiş Mekkeliler var Hz. Ömer gibi, Hz.Ebu Bekir gibi, Hz. Osman gibi istiyorlar ki girelim ve bir umre yapalım.
Güçlü insanlar bunlar göz göre göre bir anlaşma imzalayıp oradan sessizce çekilip gitmeyi gururlarına yediremiyorlar. Hatta Hz. Ömer diyor ki sen Hakkı Peygamber değil misin? Evet diyor Peygamberimiz. Onlar batıl yolda, biz doğru yolda değil miyiz? Evet diyor. Onlar düşkün, biz üstün değil miyiz? Evet diyor. Biz o zaman bu anlaşmayı niye imzalıyoruz?
Böylesine tedirgin ve kararsız olduğu halde Ashabı, Peygamber Efendimiz son derece sakin, kararlı. Onlara bunun çok büyük açılımlara yani fetihlere vesile olacağına dair Peygamber Efendimiz onlara teselli veriyor.
Ve ayet-i kerimeler iniyor peş peşe biliyorsunuz. O ayet-i kerimeler de eğer burada sabrederlerse, eğer bu olay karşısında gördükleri gerçekten aslında kayıp içinde olduklarını hissettiriyor.
Oysa gelecekte yaşanacaklar onların bu hudeybiye imtihanıyla ne büyük kazanca dönüşecek, ne büyük açılımlar sağlayacak bir sürece gireceklerini gösteriyor. Biraz sabretmelerini, dediğim gibi Allah’a tevekkül etmelerini, Allah’tan gelen emri yerine getirerek neticesinde Allah-u Teala’nın hiçbir zaman Müslümanlar için hezimet murad etmeyeceğini bilerek davranmalarını
Peygamber Efendimiz onlara hep öğütlüyor ve bu bizim hayatımızda da pek çok kereler karşılaşılabilecek bir durum. Gerçekten o gün dönüyorlar geri Medine’ye ama sonrasında bunun aslında Mekkeli müşriklerin elini zayıflatan, Mekkeli müşrikleri çok daha yalnızlaştıran ve Müslümanların güçlenmesine en sonunda da Mekke’yi gelip fethedecek kadar çok büyük bir orduyla şehri de ele geçirecek ve zafere ulaşacak kadar önemli bir sürecin de açılmasına sebep olduğunu kendileri de görüyorlar. Bizim hayatımızda da kimi zaman çok daraldığımız ve ”Ya müfettihal ebvab, iftahlenâ hayralbab” diye dua ettiğimiz zamanlar vardır.
Allah-u Teala’ya sesleniriz, niyaz ederiz. ”Ya müfettihal ebvab, ey kapıları açan Rabbim, iftahlenâ hayralbab, bize hayır kapılarını aç.” Allah-u Teala’dan hayır kapılarını aç niyazıyla duada bulunmak Peygamberimizin sünnetidir ve Allah-u Teala sizin de ayet-i kerimeyi okuduğunuz gibi anahtarların sahibidir.
Eğer o kilitlemişse kimse açamaz. Dolayısıyla onun hayır kapılarını açması için niyaz etmek Müslümana düşen bir vazifedir. Ve o süreçte işte çok daraldığımızda da bunun bizim için aslında bir feraha, bir aydınlığa açılan kapının eşiği olduğunu hatırlamamız ve hudeybiyeyi anımsamamız gerekir.
Hayatımızda ”kimi zaman artık dayanamıyorum” dediğimiz noktalar vardır. Bu kimi zaman hastalıkla sınandığımızda olur, Allah kimseye vermesin evlatlarıyla imtihan olduğunda olur. Şu anda görüyorsunuz savaşı hemen yanı başımızda. Savaşta insanların yaşadığı sıkıntılar ve o bunalım noktası Allah-u Teala’nın aslında kapıyı açtığı son noktadır.
Ve sabretmek, gayret etmek, bir şekilde tevekkül etmek, Allah’a tevekkül etmek, o süreçte isyan etmemek, Allah-u Teala’ya haşa kafa tutmamak, ”bu niye benim başıma geliyor” diyerek lanet okumamak gerekir. Allah-u Teala’nın eninde sonunda açacak olduğunu, rahatlatacak ve fetih nasip edecek olduğunu, müminlere daima fethi yani başarıyı ve aydınlığı, ferahlığı müjdelediğini bilmek gerekir. Hocam hayır kapılarını Rabbimizin açması için duanın önemini de sanki zikrettiniz. Peki sözlü dua ile fiili dua, bu ikisi arasındaki ilişki hakkında neler söylemek istersiniz?
Tabii ki üzerimize düşeni de yapmamız gerekir. Ben hiç çalışmasam, tembellik yapsam, ondan sonra da Allah’ım ne olur bana sınavda başarı ver diye göz yaşlarıyla dua etsem, buna herkes güler.
Der ki sen sebebi işlememişsin ki Allah’tan sonuçta başarı, bir fetih, bir zafer, kişisel bir zafer bekliyorsun. Sınavda başarılı olmak da bir zaferdir ama sen bunda gerçekten kararlıysan, böyle bir iyiliği Allah-u Teala’dan umuyorsan, önce kul olarak kendi üzerine düşeni yapıp ders çalışmalısın.
Yani bunu herkes çok rahat söyleyebilir. Dolayısıyla aslında burada çok açık bir şekilde tevekkül konusundaki bilincimizin seviyesi de önümüze geliyor.
Yani tevekkül dediğimiz şey Allah-u Teala nasıl olsa her yarattığının rızkını verir, biz yan gelip yatalım, O bizi doyurur demek olmadığını, bizim gayret etmemizi, bizim emek vermemizi, bizim çabalamamızı ve insan olarak bize verilen gücü, aklı, imkanı kullanmamızın sonrasında da Ya Rabbi bana hayır kapıları aç diye niyaz etmemizin bir anlamı vardır.
Allah-u Teala elbette, kimi zaman hiç tahmin etmediğimiz yerden bize kapıları açabilir. Yeter ki güvenelim. Yeter ki O beni yalnız bırakmaz, O beni görüyor, O beni duyuyor diyelim.
Kimi zaman bu açtığı kapılar dediğim gibi şifa kapısı olabilir. Kimi zaman açtığı kapılar aile hayatını dikkate alırsak huzur kapısı olabilir, ferahlık, geçimdirilik kapısı olabilir. Bütün bunların her birisi için de bize düşen bir sorumluluk alanı mutlaka vardır. Biz bunu yerine getirmekle mükellefiz, sonrası ona kalmış.
Hocam elfettah ismini tefekkür ederken Rabbimizin her türlü hayrın kapılarını açtığından bahsettik. Şifadan, zaferden, rızıktan. Peki elfettah isminin manasını ahlakıyla kuşanmış bir mümin nasıldır? Aslında çok kısa bir formülü var bu söylediğinizin. Şu an hemen aklıma ilk önce o geldiği için söylemek istiyorum.
Hayrın kapısını açan şerrin kapısını kilitleyendir. Mümin hayatı boyunca iyiliğin yeryüzünde yaygınlaşması için kendi ailesi içerisinde, akraba ilişkileri içerisinde,
komşularıyla, iş hayatında, toplum içindeki her gün ve her dönemde iyiliğin daha fazla yaşanması, iyiliğin insanları bulması, bulaşması,
iyiliğin örnek alınması için iyilik kapılarını açandır. İyiliğe fırsat verendir. İyiliğin gerçekleşmesi, güzel bir şeyin, sevap bir şeyin olması için gayret edendir. Ama aynı zamanda da yine en yakınlarından başlamak üzere kötülüğün, şerrin kapılarını kilitleyendir. Bu nokta çok önemli.
Çünkü biz günlük hayat içerisinde bazen çok kolay çözümlenebilecek, aslında tek bir cümleyle halledilebilecek, tek bir kararla selamete ulaşacak, tek bir imzayla hal olacak işlerde insanların cimrilik ettiğini, o bir cümleyi söylemediğini, o bir imzaya atmadığını ve insanları maalesef hayır kapısının önünde beklettiğini görebiliyoruz. Bu ağır bir durum, acı bir durum. Çünkü Allah-u Teala bize eğer bir imkan vermişse, bir güç vermişse, bir makam vermişse, bir fırsat vermişse, anne olarak, baba olarak, komşu olarak, yönetici olarak, öğretmen olarak, bizim hayatı kolaylaştıran ve iyiliğin kapılarını açan bir tutum içinde olmamız için vermiştir.
Ama siz elinizdeki gücü, insanları bunaltan ve aksine kötülüğü toplum içerisinde yaygınlaşacak şekilde, şer kapılarını açacak şekilde salıveren bir formatta kullanırsanız, bu gerçekten çok büyük bir vebaldir. Onun için Müslüman iyiliğe anahtar olacak, şerre kilit olacak.
Bir yerde bir kötülük gördüğü zaman da bu en yakın ailesi, akrabası, komşuları az önce saydığımız gibi bütün çevresi bununla alakalı, aman o da öyle oluversin demeyecek, aman bana ne bilmiyorlar mı günah olduğunu deyip susmayacak. Bir yerde kötülük varsa, hele de kıvılcım düşmüş ve oradan bir yangın büyüyecek, göz göre göre herkesi yakacaksa hemen o kıvılcımı ezecek, orayı söndürecek.
Müslüman şerri kötülüğü durduracak, büyümesine yayılmasına izin vermeyecek bir insan. Dolayısıyla bu bakış açısı çok temelde önemli. İkincisi Allah’ın Teala’nı dedik ki rızık kapılarını açar. Allah’ın Teala dedik ki şifa kapılarını açar, hidayet kapılarını açar.
O zaman sen de açacaksın bir Müslüman olarak, çevrendekilere iyiliği anlatacaksın, sevabı, İslam’ı anlatacaksın, Peygamberimizin ahlakını anlatacaksın, doğruyu yanlışı anlatacaksın, hidayete vesile olmaya çalışacaksın. Etrafındakilere şifa dağıtmaya çalışacaksın, etrafındakilere huzur dağıtmaya ve de Allah’ın verdiği rızıktan paylaşmaya çalışacaksın.
Yani Allah’ın Teala nasıl açıyorsa, sen de açan ve rahatlatan olacaksın. İki insan arasındaki çözümsüzlüğü ortadan kaldıran olacaksın. Allah’ın Teala nasıl hakikatle hükmediyor, adaletle hükmediyor, doğruyu yanlıştan ayırt ediyor ve insanlara bunun için bir Kur’an göndermiş ise,
sen de doğruyu yanlıştan ayırt etmelerine yardımcı olacaksın, çözüm üreten olacaksın, sorun üreten olmayacaksın, insanları birbirine düğümleyen insanların birbirine düşmesine, birbiriyle uğraşmasına, toplumun birbiriyle fitne ve fesat odaklı, meşgul olmasına izin vermeyeceksin. Aksine toplumun birbirine çözüm üretmesine destek olacaksın.
Tıkandığı yerde yolu açacaksın. Problemi büyüten değil, ortadan kaldıran bir davranışa sahip olacaksın. Bu konuda Peygamber Efendimiz’in halini az önce de söyledik. Yani Peygamber Efendimiz’de hep bir sabır var, hep bir öngörü var,
hep bir insanlara öğütlediği aklı selim var. Peygamber Efendimiz’in iki insanın, iki müminin birbirine eziyet etmemesi, birbirine zulmetmemesi, birbirini yalnız ve perişan bırakmaması, birbirine sırtını dönmemesi konusunda pek çok uyarısı var.
Neden? Çünkü birinin hayatı zora girdiğinde, daraldığında onu ferahlatacak, açacak olan öbürü. Dolayısıyla insan olarak birbirimize desteğimizi, birbirimize yardımımızı,
toplum içerisinde büyüyle, küçüğüyle herkese huzur ve güven aşılayan bir şahsiyet olmamızı Allah-u Teala’nın bu Fettah ismiyle birlikte düşündüğümüzde vazgeçilmez bir özellik olarak değerlendirebiliriz. Hocam bu güzel sohbet için çok teşekkür ederiz. Ben çok teşekkür ediyorum, sağ olun.
Bizi dinleyenlerimiz, bugün iyilik kapılarını açan, işlerin ve teşebbüslerin önündeki tıkanıklığı gideren, mazlumlara yardım edip mümin kullarına zafer veren gibi anlamlara gelen El Fettah ismini dinledik hocamızdan.
Rabbimizin rahmet kapılarını ihsanlarıyla açtığı, hak ile batılı ayıracak bir basiret nasip ettiği, her türlü güçlük ve zorlukta yardımını lütfettiği kullarından olma niyazıyla bir sonraki bölümde görüşmek üzere esen kalın efendim.
Ey âlemlerim Rabbim, Sen ki El Fettah isminin gereğince, müşkülleri ve engelleri gideren her türlü iyilik kapılarını açansın, engeller ve sıkıntılar karşısında sadece senin yardımına sığınırız. Hidayet ve takvâ kapılarını, lütuf ve ihsan kapılarını, başarı ve zafer kapılarını, rızık ve kısmet kapılarını açma lütfunu göster bizlere.
Allah’ım Sen ki bütün anlaşmazlıklar hakkında adaletle hükmedensin, hükmedenlerin en hayırlısısın. Sen ki hak ile batılı birbirinden ayırıp açıklığa kavuşturansın. Bizlere de hak olan yolu seçip, batıl olan iş ve davranışlardan, hüküm ve kararlardan uzak duracak bir basiret nasip eyle. Allah’ım Sen ki mazlumlara yardım eden, mümin kullarına zafer ve başarı nasip edensin. Bizleri zulmetmekten ve zulme uğramaktan muhafaza eyle.
Maddi ve manevi dayanışmayla birbirine destek olan, gönülleri birbirine bağlı bir topluluk olmayı nasip eyle bizlere.
Altyazı M.K.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir