İhmal Edilebilir Nasihatler | Türkiye ve Dünyada Solculuk | 49. Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=meUzM9YAGD0.
Merhabalar efendim. Dünyada sağın yükseldiği bir dönemde biz Türkiye’de sağa konuşmuştuk daha önceki bölümlerde. Türkiye’deki sağın için dolduran değerleri, önem verdiği değerleri.
Bu bölümde Türkiye’de solu, aslında dünya soluyla da mutlaka bağlantılandırarak konuşacağız. Ancak ben buna geçmeden önce, daha önceki bölümlerde yine mülteci krizinin insanlık krizi haline gelmesinde Avrupa’nın takındığı tutumu konuşmuştuk. Siz bu tutumun şaşırtıcı olmadığını da altına özellikle çizmiştiniz çıktıkları yer itibariyle. Oradaki sağın güçlenmesi üzerine şöyle bir notu
aktararak oradan bir devam da sağlamak istiyorum. Sol yükseliyor olsaydı, bu Avrupa Avrupa olduğu sürece de aynı şey olurdu. Lütfen bu ayrımı yapmayın. Peki. Yani iktidara sol gelmiş olsaydı Avrupa’da yine aynı şeylerle karşılaşılırdı. Olurdu efendim. Öyleyini de gördük. Yani daha ne isterseniz Sovyetler Birliği’nden daha sol Avrupalı mı vardı? Ne gördük Sovyetler Birliği’nde?
40-50 milyon insan kaybı gördük. Allah aşkınıza yani. Ha nedir işte sol da birtakım parlak sloganlar atılır. Ama… Miting yapılır. Miting yapılır. Öbür tarafta da yapılırdı. İsa malum yoksulların babası mini şey. Efendim sağ yanağını çarptırır, sol yanağını çevirttirir. Fırat böyle bir şey İsa.
Sağda bu yani ha. Aslında birbirlerinden farkı yok diyorsunuz. Bu farkı Türkiye üzerinde konuşulmam. Ben Avrupa’da özellikle mültecil krizi üzerinden yükselen sağ bir örnek vereyim. Ondan sonra sözünü size bırakacağım. Bu mültecil krizi vesilesiyle işte Polonya, Macaristan, Yunanistan’da çeşitli hesapları takip ediyoruz. Yani ne diyor bu adamlar halk bazında siyasi söylemlerin ötesinde. Çok şaşırtan şeyler var benim. Polonya’da yükselen aşırı bir nefret, Müslüman nefreti ve bütün referanslar geçmişte 19. yüzyıldaki Osmanlı dönemindeki isyanlara atıflar referanslar var. Ondan sonra ve Yunanistan’a yürü aslanım arkandayız. Sen Avrupa’yı koruyorsun. Hatta bir tweette şöyle bir söz de vardı. Avrupa’nın herkülü. Sen yani herkül gibi bizi şeylerden koruyorsun. Felaketlerden.
Felaket nedir de işte çoluk çocuk kadın sınırda bekleyen. Böyle bir yığından koruyorsun. Dil çok tarihi kodları ve dini kodlara sahip ama öbür taraftan da çok acımasız ve çok düşmanca ve çok nefret dili. Ne oldu da bu dil buraya evrildi ben bilmiyorum. Sizin bir cevabınız var mı? Zaten var. Kullanın ve yorum meselesidir bu. Yani bir dönem biraz belki uyuşturuldu sanki yok gibi gösterildi. İşleri vardı. Meşguldüler. Meşguldüler. Bu potansiyel her zaman var. Şöyle söyleyeyim izninizle. Şimdi Cancak Russo’nun şöyle bir tespiti vardır paganlıkla ilgili madem herkül
dönermesi yapılıyor paganlığa övgüde şöyle diyor ki yapardı biliyorsunuz Russo çok paganlığa düşkündü. Samimi buluyordu paganları yani. Yahu diyordu paganlar pagan dünyada tanrılar insanlar için savaşırlardı. İlyada da olduğu gibi. Fakat diyor biz modernler diyor. Tersine çevirdik bu işleri. Biz tanrılar için birbirimizi öldürüyoruz. Tam tersine bildi. Tam tersi. Bu da herkül kimmiş? Kimi öldürüyormuş? Kimi koruyormuş? Bu böyle bir kere değil. Kendilerinden de çok bihaberler yani. Doğu Avrupa vurgunuz tespitini son derece ilginç çünkü hatırlayalım duvar yıkılırken Doğu Avrupa nasıl bir siyasal laboratuardı.
Dehşetli liberal fikirler. Yani işte o komünist dönemin baskılarından arınırken filozoflar şairler vasfav haveller şunlar. Peki ne oldu şimdi? Nerede bu adamlar? Yiyecek. Doğru söylüyor. Bununla bir röportaj yaptı bizim Türk gazetecilerden biri. Kürşat. Adam diyor ki ya dehşete düşüyorum ben. Yani bu olacaktı Doğu Avrupa. Yani böyle bir aşırı sağa mı çıkartacaktı bu Doğu Avrupa? Doğru. Demek aldatıcıydı o. O köpük çıkınca altından dehşet bir yabancı düşmanlığı, yeni faşizmler vesaire çıktı.
Fakat diğer taraftan slav ırkı da Avrupa’nın bir beyaz ırkı var ya hani bu üstünlük sağlayan beyazı. İşte German, Aryan hani daha üst çatı olarak. Slavlar da uzun süre beyaz sayılmamış yani o kategorileri. Zaten sonradan olanlardan korkacaksınız. Sonradan beyaz olursanız sizi daha evvel beyaz olarak kabul etmeyenlerden daha beyaz olursunuz. İddianızla en azından öyle olur. Sonradan olma ile ilgili bir şey bu.
Avrupalı olamamanın çünkü Doğu Avrupa Avrupalı olamıyor tam. Dolayısıyla bunun acısını Avrupalı hiç olamayanlardan çıkaracaktır. Evet, bu buradaki vahşeti de öyle izah edebiliriz. Çünkü milis güçler bütün Doğu Avrupa bloklarında silahlı birtakım sivil örgütlerinin filan hep şeylerini okuyoruz. Yani gördüğümüz videolar filanda zaten veriliyor. Sivil halkı bu gariban yersiz yursuz mültecilere karşı silahlandırmak onlara şey oldu bir hareket eylem haline geldi. Bir şey daha var ondan sonra ben Alev ablayı dinlemek isterim tabi. Bu geçiş nasıl oluyor faşizmlere yani sol olsaydı böyle mi olurdu sağa? Zannetmiyorum. Efendim yani bu Hitler hareketini gerçekten çok iyi incelemek lazım.
Nazizm sosyalizmin bağrından çıktı. Tabi. Bunu görmek zorundayız. Yani nasyonal sosyalistim bunlar. Yani sosyalist olmayı elden bırakmadılar. Hepsinin hepsinde değil mi büyük bir kısmının sol bir sicili vardır. Soldan sağa evrilmişlerdir. Yani sosyalistken nasyonal sosyalist olmuşlardır ve böyle olmakta da hiçbir beis görmemişlerdir. Peki o zaman şöyle düşünür müsünüz? Gelin şunu size öneriyim. Şimdi bu kitap da dinler de. Hiçbir peygamber yoktur ki Hz. İsa kadar istismar edilmiş olsun.
İstismar edilmiş, kişilik değiştirilmiş falan filan yoktur böyle bir şey. Benim tespitim üç büyük hareket oldu bu şeyle ilgili. İsa ile ilgili.
Bunlardan ilki İsa’nın ve Nasıradaki ailesinin ve komşularının ve onu tanıyanların itirazlarına rağmen Allah’ın oğlu yapılır. Bu bir itiraz vardır ve gümlet birbirine girdi. Daha o zamandan başlayan fraksiyonlar bunlar adam öldürmeleri ne isterseniz.
Ama kavga, dövüş Pavlus. Petrus. Bunu al oraya koydu. Bu birinci şey değiştirmedir. Söyleyin. Yön değiştirme. Yön değiştirme. Adımın pıtratıyla oynuyorsunuz. Dejeneras. İkincisi, Haçlı Seferlerine denk gelir.
Haçlı Seferlerinde İsa’nın bütün söylemine rağmen. Şunu der İsa çünkü yanağını çevir falan meseleleri bir tarafa. Ama düşmanını düşman gördüğünü iyi tutmaktan ve affetmekten falan bahseder. Çok tuhaftır. Koca koca yazıları var şeyde.
Madda da vardır bunlar genellikle. Madda İncilinde Bölük Pöcük yazılar hakkında. Şimdi bir bu vardır. Burun yanı sıra hemen Malum Papa’nın ilk Haçlı Seferlerini derleyip toplayan örgünün kendi söylemi vardır. Attığı o büyük tutuk İtalya’daydı. Ve şey diye biter. Gidin size lazım olan şeyi şeyden alın. Tıstığa topraklardan alın. Çünkü burası dar. Buraya sıçramıyorsunuz. Gıdağınız yetmiyor. Bu Emperyalizmin ilk çıkışlarıdır. Ve tuhaf olanı aynı kitabın içinde. Bunu görmek. Ondan sonra bu adam, görüyorsunuz saç çıkıyorsunuz, bir şeyler yapıyorsunuz filan. Koca yeri bulamıyorsunuz güya. Şimdi ikiliği görün, mürailiği görün. İkili oynamayı görün ve bunun hangi seviyede yapılırına bir bakın. Bu iki. Üç. Şimdi zannedilir ki, hiçbir yerde görmedim ama. Zannedilir ki tek bir reform hareketi vardır. Avrupa’da.
Bu teessü bir reform hareketi Avrupa ve işte acılı bir iştir. Bilmem kaç milyon insan öldür. Fakat bilinmeyen ve üzerinde konuşulmayan, bilinmeyen değil üzerinde konuşulmayan değil. Üçüncü ve esas reform hareketi Amerika’da gerçekleşir. Amerikan reformu. Amerikan reformunda İsa.
O saate kadar kırık dökük bir hümenist olarak gelen İsa. Efendim işte iyilik sever. Kedileri sever, çocukları öper filan. İsa’nın değişmesi vardır. Buna şey derler, erkeksileşen hırsıcanlık derler. Maskülün hırsıcanlığı.
Hırsıcanlığı gerçekleştiriyorlar. Ve hırsıcanlığı gerçekleştiriyorsunuz. Öyle bir hale getirdiniz ki, getiriyorlar ki sonunda. Gelinen noktaya bakın. Gelinen noktaya bakın. Yani olabilecek en büyük şeyler. İhanetler.
Yani adam öldürmeler, katliamlar, işkenceler desayrı bir yandan. Bir yandan birebirdir, çok enteresan. Yani İsa’nın şu pazıları Arnavut Şvartszegel’in pazıları olur. Arnavut Şvartszegel kim? Malum, Kenedenin kız kardeşinin kocası.
Avusturyalı, Lise Kaçkın’ı, Fadde Bildir. Gözümüzün önünden bu böyle geçiyor. Bir şerit gibi Jim Crow yasalarından söz ediyorsunuz. Mesela 1890’larda Amerika Birleşik Devletleri’nde. Ve beyazlarla renkleri siyahlı kesin ayıran yasalar sadece Afrika kölelerini değil,
birkan yerleri, hispanikleri, yahudileri, beyazların faaliyet gösterdikleri iş kollarını el atan herkesi bu Jim Crow yasaları ayırır diyorsunuz. Bu yasa 1964’de kadar da Amerika’da yürürlükte kalıyor. Kullanıldı, kullanılmadı ama vardı. İptal edilebilmesi Martin Luther King’in hareketinden sonra, ölümünden sonra yasa iptal ediliyor.
Bu da bir şey yani bu sürecin içinde o düşünmesi gereken bir konu. Gelin de evvelden Hitler dünkü çocuk, öyle bakarsanız neden Kant, Soy vesaire nereden çıktı?
American Eugenics Society 1926’da da kuruldu Eugenics Society. Eskisi var, yani Darwin’e kadar gider işin ucu. Burada da İngiliz Sir Francis Galton’dan söz ediyorsun. Evet şey… Edebiyat, sanat, müzik üreten, hatta ırkçı bu konudan da. Daha iyiydi. Ama o kadar açıkta ki buraya geleceği bu işin, yüzde 200 tane. Düşünün bir din ki helal kavramı uyulmasın, bir din ki Tanrı kulunu hiç kollamasın. Nasıl şeyse bu. Yetmiyor, öyle bir noktaya getiriyorsunuz ki işe.
Tanrı’yı, onların Tanrısını, Godlarını neyse, merkezinden kovuyorsunuz. Dünyanın. Dünyanın. Onu yani insanı getiriyorsunuz. İnsan da rasyonel olacak, güzel kararlar verecek. Onu oraya getiriyorsunuz. Gerek yetmiyor, bir nefes daha alıyorsunuz, seporklara gidiyor iş. Bu sefer insan da insan olmaktan çıkarıyorsunuz. Makine, makine insan. Kolunuz sizin değil. Hangi noktada insanın makine olur, insan olmaktan çıkar. Tabii bir sürü şey bununla birlikte de değişiyor. Makinalarla evlenmeler başladı. Bir iki tane. Tabii, tabii. O Japonya’nın halini görün. Japonlar malum şimdi robot kadınlarla evleniyorlar. Epey bir zamandır. Bir yerde ben epey bir yazmıştım bunu. Robot kadınlarla evleniyorlar. Nedir? Şimdi sıkıntı biliyor musun? Ayırılırlarsa miras ne olacak? Evet öyle bir sıkıntıları var. Öyle bir sıkıntımız var yani. Biz insanlığımızı, Müslümanlığımızı sahip çıkalım deyip Türkiye’ye dönüyorum efendim. Şimdi Türk sahanı oluşturan değerlerden, Türk sahanın etosunu daha doğrusu millet üstüne binayet mesinden söz etmiştik. Türk solu nasıl kendini tanımlıyor, nasıl ortaya çıkıyor, onun etosunu hangi değerler oluşturuyor diye başlıyor.
Aynı şeydir yani ben bir türlü buna benim için lazım. Biz illa bir ayrım koymak istiyoruz. Ama niye koyuyorsunuz? Anlamadım ki mesela geçen hafta Cengiz Candar’dan kulaklarınızın selamı olsun bahsediyorduk. Sol değil mi? Daha ne solu olsun çocuk? Savaşa gitti ya, az daha ölüyorduk. Filistin kamplarına. Tabii canım sen de daha ne sol olsun yani. Peki. Şimdi Cengiz’i tanıdığınız zaman gördüğünüz şeyler vardır. Nedir? Ya Candar’la Hayri Paşa silahı alesindir bir kere. Cengiz Candar oradan gelir. Osmanlıdır Cengiz. Osmanlıdır, Türktür. Ortak paydalarımızı bulsak olsak. Ortak paydalarımızı bulalım. Zaten bu program bu ortak paydaları konuşma noktasında da çok başlık koyuyor orta yere. Ama bunu bulurken de nerelerde ayrıştık ki? O ayrıştığımız yerlerden nasıl ortaya tekrar gelelim? Ayrıştığımız şeyleri aslında çok iyi biliyoruz. Mesela Osmanlı’da ilk bu sol dediğimiz fikirlerin ortaya çıkışı, ilk temsilcileri kimlerden… Yani yavrucuğum herhalde kaç milyon da Osmanlı? Yani hiç aklı evvel kimse olmayacak bir şeyler düşünen. Tabii ki olacak yani. Şimdi o iştirakçı Hilvi var mesela değil mi? Evet. İlk sosyalistler Paris Komünü’nü görenler var. Evet. İlk sosyalistler Paris Komünü’nü görenler var. Orada, Commune bizzat Paris Komünü’ne şahit olanlar var. Bunların içinden işte o fikirleri merak edip, işte Blanque’yi okuyanlar, bilmem anarşistleri derken Marx’ı biraz… Bir kere yani şöyle, çok derin bir kültürlenme süreci içerisinden gelmiyor bu işler. Daha çok hissiyatlar var. Bir ahlak problemi olarak başlıyor. Bir hal çaresi ararken karşılarına çıkıyor. Yani böyle bir şey. Yani orijinal olarak sınıf çatışmalarından falan besleniyor da değil. Hayır. Bir işçi sınıfı da yok zaten. Bir işçi sınıfı da yok. Yani var olduğunu düşünüyorlar ama bence daha narodinik bir şeye oturuyor. Bir düşünün o dönemin hainlerini. Telefeci herifler yani. Yoklu damatlar falan filan. Ne yapacaktı bu insanlar? Yurtsever bir insan çaresiz kalır. Eğer yurtseverseniz çaresiz kalır. Zaten mesela Sol için söylenen bir laf vardır hocam siz bilirsiniz onu. Kiliselerde icra edilemeyen Hristiyanlıktır derler Sol için.
Böyle bir laf vardır çok hoş düşünür. Ama şunu da biliyorum camilerde icra edemediğimiz. Efendim İslam da bunun içinde. İslam da bunun içinde. Bunun içindedir. Bunu kabul etmek lazım ki camilerde icra edilemediği bir dönem olmuştur. Boşuna gelmedi ilahiyat, fakülteleri, diyanetler. Şunlar bunlar yani. Bu olmuştur.
Şimdi o zaman kendimize bakmamız lazım. Neydi bizim şeyimiz? Derdimiz neydi? Mesela bizim derdimiz neydi hakikaten? Yani benim gördüğüm bizim derdimiz. Dürpedes survival oynamak. Tabii canım. Survival. BK meselesine bir çözümdü. Bir daha BK meselesi yaşamamak için ne yapılabilir? Bunu denedik yani. Böyle abartmayalım. Şeyden de kopmadı değil mi? Böyle hakim etoslardan kopmadı. Hayır neydi mesela? Haki metos bir kere şuydu. Mesela Şan Darlak’ın haki metosudur. Tabii ki o boyutu var. Bir devlet şeyinden geliyordu. Nazım Hikmet. Atatürk’e çok mühendep bir mektup yazmaktadır. Tabii. Ve ondan bir baba anlayışlı bir baba davranışını beklemektedir. Yani bu nedir? Aslında baba erkelliktir yani. Bu işin adabı budur. Babalar ve oğullar romanındaki o gerilimler. İşte Bazarovla şey arasında, Piotr arasındaki gerilimler yaşanır. Ama o gerilimler yani son tahlilde şunu içerir. Sonuçta baba babadır. Evlat da evlattır. Dolayısıyla böyle muhafazakar bir şeye de gider o düşünce.
Ve birkaç yerden bağlanır da yani bir kere kitabı dinlerle kesinlikle bağlanır. Bağlanır, bağlanır. Tanrı tartışmaları yapmaya da benzemez o iş yani. Hayır, hayır, hakikaten benzemez. Biyolojiyle de bağlanır. Alfa karakter vardır. Tabii tabii çok doğru dedin. Alfa karakter vardır. Yani yaşamın bir doğal akışı vardır.
Ki bu babadır. Ondan sonra aradan bilmem kaç yüz yıl geçip, ondan sonra oturun. Hangi Tulevud filmine bugün bakarsanız bakın. Orada işte esnerden gözü dövmüş olan çocuğunun babası fenadır. Hep babaya iş diyorlar. Cinayetlerde de babaya iş bağlanıyor. Hep babaya iş. Bilirsiniz yani haydi bir şimdiki. Yani bildiğimiz şeyi bize niye öğretiyorsunuz bunca sene sonra demezler mi?
Şeyin bir Yılmaz Güney’in arkadaş filmindeki sahneleri hatırlayalım. Şimdi ben 78’liyim. Yani kendi kuşağımın solcularını çok iyi. 68’li abilerimizi ablalarımızı da biliyoruz da. Şimdi orada bir şey tartışılırdı. Mesela biraz böyle diyelim ki sevgili yapmak. Bırak o burjuva adetlerini. Bir burjuva adeti suçlaması vardı.
Aslında o ahlak etosunun yani muhafazakar bir etosunun çalıştırılmasıydı. Tabii. Yani ayıp kızlarla gezme. Yani bunun devrimcilikle falan ne alakası var? Kız tarafında da kaş ağdırtmazlardı. Örneğin. Tabii. Yani sümer basması giyecek. Saçlarını yandan örecek ve aseksüel olacak yani. Cinsiyetsiz olacak. Cinsiyetsiz olacak. Evet cinsiyetsiz olacak. Şimdi bunlar aslında baktığınız zaman baya püritan, ağır ahlaklardır yani. Ve baba erkeldir. Etos kaynakları demek ki değişmiyor. Yani biri millet diyor etosun kaynağı olarak. Yani nasyon gaist dediği işte fihtenin. Yani ulusun ruhu. Bir de şat gaisti var. Devletin ruhu var. Bunlar hakim etoslar. Solcular ise sosyalistler ise. Öyle bakarsan ruhu bizde olmadı diye düşünmek belki kabir. Evet ya. Ne anlamda? Şundan dolayı söylüyorum. Devletin ruhunu ayakta tutmanız için. Bir kere belki şu an hakikaten işkembe-i kübradan konuşuyorum yani. Ama hissettiğim bir şey var onu. Paylaşayım istedim. Devlet ruhu olduğu zaman hep hanedan oluyor. Haneden aileler anlamında. Bu batıda mı?
Batıda tabi. Batıda öyledir. Şimdi dönün bize bakın bizde otur. Efendim biz misafire giderken devletle git diyoruz. Bunu hiçbir dile tercüme edemezsiniz yani. Devlet başka bir şey yani. O bence rahimle buluşuyor ve Rahman’la buluşuyor. İşte bu kadar. Öyledir. Yani solun şeyi bence düşüncesi etosu.
Sağcıların millet dediği şeye halk demeleridir. Ayrıştıran neydi peki? Osmanlı’nın yıkılışı Cumhuriyet’in ilk kuruluş yıllarında onları yani. Ayrıştıran çok fazla bir şey yok. Hapse giren solcular Cumhuriyet’in ilk yıllarını 10 yıllarını hapiste geçiriyorlar yani. Baba oğlu ilişkisidir. Nazım Hikmet başta olmak üzere. O baba oğlu ilişkisidir.
Şimdi bakın Cemile Hanım, Nazım Hikmet’in annesi mektup yazıyor. Affet, bu şu demek babasın sen. Affet yani. Bunu bakın hiçbir batılı şeyde falan göremezsiniz öyle. Katiyen Devlet’e mektup mu yazılır? Anten establishment’sa tam sonuna kadar öyledirler yani. Peki yani Cumhuriyet’in kurucu partisinin, Cumhuriyet Halk Partisi’nin o dönemin solcularıyla arasındaki şey neydi? Baba oğlu ilişkisiydi o işte. Dize getirme. Uzatmayın diye. 5 tane iddiaatçı, iddiaat tarakki cemiyetinin kurucusu. Abdullah Cevdetler, İshak Sükürtüler, Şerafettin Mahmud Millar filan. Bunlar Cenevri’ye gidiyorlar. Ve gazetet çıkarıyorlar.
Abdülhamid hakkında en galiz eleştiriler. Abdülhamid, sefirini gönderiyor bunlara. Önce tabi bunlar genç ve surat asıyorlar yani nereden geldi. Yok diyor merak etmeyin sizin de bir davamız yok. Padişah efendimiz diyor, Yad’ellerdeki evlatlarının halini merak ediyor. Git sor onlara bir şeye ihtiyacı var mı? Onlar da diyorlar ki yok öyle şey mi olurmuş falan biz reddediyoruz filan. Peki diyorlar biz gene bir şey gerekirse buradayız. Bunlar yokluk çekmeye başlayınca, paranın suyu çekilince ne yapalım ne yapalım düşünüyorlar. Hadi hadi. Gidiyorlar. Ertesi günü Abdullah Cevdet sefaret doktoru atanıyor yani bu baba oğul ilişkisidir. Baba bazen döver, bazen ezer, bazen de öldürebilir. Sonra yani soluğu niye çekelim ki kenara bir.
O şekilde baktığınız zaman aynı muameleyi gören masonlar vardır. Mesela onlar da hep bir şey. Onlar da tabi girmiştir. Ama tabi aynı oranda değil yani. Yok aynı oranda efendim. Sayırım bira bir. Tabi ki aynı oranda. Yani. Kaç kişi vardı sonradan girdi zannediyorsunuz. Kaç kişi? Sağdan sayın, sondan sayın. Nev. Tabi. Yok canım. Sağda da. Sertel ailesinin şeyleri var, Namus Nazım var, Sabahattin Ali var, bir sürü bir sürü ekip var orada geride. Tabi ki var. Masonik ailelerle de sosyalist akımlar arasında kopukluk yok. Nasıl yani? Bir daha alayım onu. Vardır yani bir sürü sor. Orhan Açerloğlu sorsanız sosyalistim diyordu ama mason da aynı zamanda. Yani masonik şeyler engelliyor ki onların sosyalist olmasına. Yani onu karıştırmayın.
Yani sosyalisttir diye bir tip yoktur. Ayşen Hanım ünferiden tabi tabi. Yok yani eğitimli tipler. Cemen hepsi çok eğitimli tipler ve sonra Atatürk’ün her şey rağmen şöyle şöyle düşünün bir Atatürk niye o kadar güzel giyinirdi Allah aşkına? Neydi yani madem kokulardan koko şarelden üstler başlar falan bambaşka bir tip. Peki biz size bir soru daha.
Niye kalktı şeyden evlenmeye? Evlendiği hanımla Latif Hanım. Latif Hanım’dan tabi. Tipolojilere bakın. Ha niye bu kadar sol ortaya çıkar? Çünkü sol daha veluttur. Dondan yazar, çizer, konuşur. Efendim işte şudur budur. Ve sol atedersin sahici solun yani Sovyetler Birliği’nin çinçisi solun hikayelerinden kendine
hikaye devşirmiştir. Türkiye’ye döndüğün zaman o hikayeler aslında orada yoktur. Devşirmedir. Hikaye anlamında söylüyorum. Bugün bizim çok kızacaklar bana. Bir iki solcular ya. Mesela bizim azılı komünistlerimizden diyeceğimiz kimler var? Fikri olarak da bir önderlik yapan bizim komünistlerimiz de. Ben hiç isim bulamam. Yani bir sürü lider ismi geçer de yani böyle karizmatik ve sürükleyici bir lider.
Halk dedikleri veya işçi sınıfı köylü falan ne diyorlarsa tutunumu olan bir lider bulamazsınız yani. Yoktur. Yoktur öyle bir şey. Ve şunda hiç unutmayın yani bir teori veya sanatsal bir kuram veya bir ideya bir ülkü kendine
hiç bulamazsak tam o oyunda o boş iştir. Bu akademik oyundur. Şöyle de bir kontrast var. Doğan, Avcıoğullar falan. Onlar düşünür. Onlar düşünür. Onlar önce size BHC boranlar falan. Boranlar mı diyorsunuz? Lar yok. BHC’de. BHC abla vardır. BHC abla varmış. Belli çevrelerdedir. Ama şöyle bir kontrast var. Belli çevreler de var. Bu çevre nasıl bir çevre? Batıya yakın, Eğitim’e. Seçkinler canım yani bunlar seçkin ailelerin seçkin çocukları yani bunlar. Mesela bir kitap vardır çok güzel Boğaz’daki aşiret diye. O Osmanlı’nın seçkin ailelerin içerisinde çok sayıda böyle insanı nasıl sosyalizan fikirlerle falan tanıştığını.
Robert Kolej, Boğaziçi. Evet o kaynaklarıdır. Çıkış yeri budur. Boğaziçi Üniversitesi Robert Kolej. Sonra kim? Ortadoğu Teknik Üniversitesi. Niye? Seçkin çocuklar. Para mı batmıştı yani? Zenginlik mi batmıştı? Hayır o değil. Katiyan Köşmü söylediğim için söylemiyorum. Tersine yurtsever insanlarda bir takım şeyleri hızlandırır. Sorumluluk almaya çalışan insanlarda. Efendim?
Sorumluluk almaya çalışıyorlardı. Sorumluluk almaya, evleri taşın altına koymaya çalışıyorlardı bu çocuk. Ve bedellerini de ödediler. Ödediler. Cesur insanlar çıktı işlerinde. Allah için bedellerini ödediler. Dururken neydi yani? Şimdi şöyle bir şey de görmek lazım. Tutunun meselesi daima var. Çünkü sol ideolojinin kendisini halka anlatması çok zor.
Hele bir kısmı köylü olan kütleleri anlatması, taşrayı anlatması çok çok daha zor. Onun için zorlanıyorlar. Bunu hep ılımlıllaştırarak, ılımlıllaştırarak, sürekli incelterek, incelterek Bülent Ecevit bir yere getirmiş. Bir yere getirdi. Bakın onun ismi dağlara taşlara yazıldı. Yazıldı. Oysa Karaolanlar falan geldi. Karaolan olmuştur o bakın. Bu çok önemli bir şeydir. Ama gelmedi.
Mesela Mehmet Ali Aybar, Allah rahmet eylesin. Kim canım? Mehmet Ali Aybar, fikren ve program olarak Ecevit programının çok daha üstün bir programı vardı. Ama o hayata geçmedi. Onu çok böyle incelten, belki de sulandıran Bülent Ecevit’in isimleri de. Yine de Bülent Ecevit, Robert Köle işledir bari. Dikkat etmek lazım. Bunun altını çizerek söylemek lazım. Bu toplumun üst kesimlerinde, elit kesimlerinde fikirler her zaman da var. Biraz daha positivist olmaları, belki biraz daha din karşılığı, sosyolojik kendi şeyleri. Din karşılığı değillerdi. Sadece din gündemde değildi, öyle söyleyeyim. Gündemde değildi. Ve nasıl olacaktı? Onun da düşünün. Halkın inançlarıyla kavga etmiyorlardı onlar. Nazmi Hikmet halkın inançlarıyla kavga etmez. Mehmet Ali Aybar etmez. Beyce Boran etmez. Kendi fikirleri ateist olabilir şu an. Bunu mesele odağa koymazlar. Bu sonraki bir mesele. Ne zaman başladı bu kavga? Bu 1980’lerden sonra. Sol’un bir dönüşümü var.
Ama onun öncesinde de tahkir dönemi var. Sizin güçlaktır o başlatan. Ben çok daha öncesinden dini, Cumhuriyet İlki Yıllarında da tahkir dönemi, halkın inançlarında tahkir dönemi var. Tahkir dönemi var ama bakın sosyalistler orada yoktur çok fazla. Onlar yoktur hakikaten. Onlar yoktur. Bakın hikmet kavcımlı vardır yani. Bırakın her şeyi. Bir hikmet kavcımlı vardır.
Ben Mehmet Ali Aybar’ın öyle yazılarını biliyorum ki yani böyle şey olmaz. Halkımızın diniyle iyi geçinmek zorundayız. Yani bunu dinin özü de sosyalizmle zaten örtüşür falan diye yazıları var. Ben biliyorum yani incelediğim için. Böyle problemleri yok. Ama şeyim var. Yani bir keskin batıcı, kultur kanf taraftarı, kültür kavgası yapmak isteyen bir grup var. Onlar daha çok işte mesela humanistler, başka grup. CHP içerisinde o dönemin tek partisi içerisinde belli karar alıcılar falan. Birokratlar var ama sosyalistlerin bu konuda bence çok büyük bir hesap. Ne zaman sosyalistler, Türk sosyalistleri veya Türk solunda diyelim paçozlaşma sizin şemsiyet alınmasına. Hep var be Yavrucuğum.
Daha güçlendir. Bence 80 sonrasıdır. Yani çok daha ağır olan. 12 Eylül. Kitliği zorla işin içine almaya kalktığınız zaman oluyor Ayşen Hanım. Çünkü sol az önce çok doğru bir yere temas etti. Hocam şöyle. Sovyetler Birliği’nde de komünizm das kapitalı okuyarak gelmedi. Gelmez tabii. Veya işte Engels’in bilmem nesil okuyarak.
Okuyanlar yok tabii ki vardı. Ama onlar partinin, efendim, şeyse… Öğürsüyenleriyle. Öğürsüyenleri falan filan. Şimdi ne zaman ki bu açıldı? Türkiye’de de böyle oldu. Belki siz hatırlarsınız. Böyle bir dönem oldu ki Blue Jinn’i ayağına geçen çeken bir de ceket giydiyse şahit Blue Jinn. Ayda kendini akademisten sanmaya başladı. Yozlaşma o zaman başlamıştı o bakımdan. Yani 80’lerden önce de başlamıştı.
Ben buna şahidim. 78 kuşağında net olarak bir şey vardı. Sandikaların bunda büyük dahili vardır. Çünkü sendika kendine yarararken kendine sosyalizm, güyaşlığı şey yaptı. Şiar etti. Ama sendika zaten yozdu. Yozdu. Yani biz… Ben planlamacı olduğum için bilirim. Yani sendikaların talepleri. Aman Allah’ım. Böyle bir talebi getirebilmek için MSS’ye gerçekte hiç iktisat bilmiyor olmanız lazım. Türkiye koşulları hiç bilmiyor olmanız lazım. Yani size şöyle bir şey söyleyeyim. Ve de tabi politikacılığın çok güçsüz olmaları lazım. Ama şu oldu bu memlekette. Gemiciler… Zaten bir pişirik yere beş kişilik adam almışsın. Doğmuşlaşmış ortalık. Bu bir yana. Görevi ikiye ayırdılar. Bir normal maaş alıyorsunuz. Bir de seyahat yaptığınız zaman ayrıca bir tazminat alıyorsunuz. Tamam mı? Sen normal bir gemi şeysin.
Bir de gizli içiyorsunuz. Ayda alıyorsunuz 40 lira diyelim. Ama işte İstanbul, Napoli gidip geldiyseniz falan alıyorsunuz. Bu böyle gidiyordu ki bakurdur. Çünkü diğerleri zaten bankomatik işçisiydi. Oturuyordu bunlar zaten. Fakat ama sendikalığıydı hepsi tabi. Çok ferahdı. Peki ne oldu biliyor musunuz? Kalan kaldırdı sendika. Olmaz haksızlıktır. Biz de şey isteriz. Yol tazminatı isteriz. Duru dururken hiçbir yere çıkmayan insanlara bir de burada İtalya’ya gitmiş gibi para öderdi. Ve o kadar kötüydü ki politikacı. O kadar zayıftı ki. Bu kelimelere dikkat etmem lazım benim konuşurken. Siz de dikkat edin. Çünkü kötülük iyilik anlatmıyorum aslında. Fark anlatmaya çalışıyorum. O kadar zayıftı ki politikacı. Siz manyak falan mısınız diyemedik. Çok güzel. Çok doğru.
Ama sadece siz manyak mısınız diyen ürettiğiniz çıkmadı. Bir defa hayır diyen Erdoğan’dır biliyor musunuz? Biliyorum. Tayyip Bey’dir. Biliyorum. Çok ilginç yani. Biliyorum. Onu söylemeye çalışıyorum. Ama gitmiş gibiydi. Karı kapsı kafamızda hep bize bir hal olmuş gibiydi. Ve deriye dönmek işlenmeyip değildi.
Şimdi böyle bir durumda eğer hakikaten memleket için bir şey yapıyorsanız solcu da olunur. Sağcı da olunur. Her şey olunur bu şeye bağlı. Türkiye’de sol hareketin şimdi bugün geldiği noktayı nerede görüyorsunuz artık bir son soru olarak. Dünyada nereye geldiyse oraya. Yani Amerika’da bir yeniden yükselme, ben san dersle falan bir şey konuşuluyor ama. Onların hiçbir ehemmiyeti yok.
Yani onların hiçbir ehemmiyeti yok. Ben her zaman söylüyorum. Marx, Marxistlere bırakılmayacak kadar mühim bir adamdır. Dünyayı anlamak itibariyle etkili bir fotoğraf çekmiştir. Onun yorumlarını yapmak gerekiyor. Yani bunun için de Marxist olmaya gerek yok. İnsanlık meselelerine kafa patlatmak yeterlidir.
Bir kere referansı falan bu değil artık yani. Amerikan solcusu demokrat olur hanımefendi. O kadar olur. O kadar olur ve başarısız olur. O kadar. Demanda şey bakın, Pelosi hanıma bakın Allah’a üstüne git. Nasıl bir demokrasi diyorsunuz. Tabii ki. Yani boş iş. Başka bir yerden bir şey çıkmayacak mı çıkar. Türkiye’den bir, Avrupa solundan. Avrupa solundan da ümitli değilim. Orası çok daha önce bitti bence. Onların da şeyse yetmez. Yüreği yetmez sorgulamaya. Fakat iki programdır konuşuyoruz. Tabii. Kötü nedeni sen bana bir söyle. Fanon gibi bir kafa lazım. Evet fanon gibi bir kafa. Fanon bir kafa gibi bir kafa. O söylem, o bakış, o. Ve de bir kafa yetmez. Fakikacı olacak. Tabii. Bunu nasıl istediğiniz kadar iyi olun. Kittelere mal edemezseniz. Düşüncenizi. Hiçbir anlamı yok. Sizi sevmezlerse. Kendinizi sevdiremezseniz bir biçimde. Peki kendini sevdirmekle ne mümkün? Aynı dili konuşuyor olmakla mümkün. Başka çaresi yoktur. Tabii. Tabii dili anlayacaksınız. Yani tınlayacak lafınız. Yani sadece siz duymayacaksınız. Tınlayacak. Tınlayacak. Yayılacak. Sesiniz sadağınız olacak. Tınladığı zaman bir sürü şey yanlış olur. Kahrolursunuz o daire. Sizin adınıza konuşanlar sizi daha da beter durumlara düşürürler. O daire. Ama dünyanın bütününü görmek. Evet burada da bir yankı bir ses olmak. Yankı olmak, ses olmak, bütünü görmek. Peki Türkiye’de sol ve sağ birleştirebilecek ortak noktaları da. Bugün ikisi de liberalleşti. Bugün ikisi de liberalleşti. Onu da sonraki programlarda aslında nerede ortak davalar? Ayrı bir program ihtiyar. Ayrı bir program gerektirir. Nerede ortak davalar, nerede ortak dil kurulabilir? Nerede birbirimizi doğru anlayabiliriz yani? Biraz onu konuşmak belki biraz da sizin sol analarınızdan konuşmak mümkün olur daha sonraki bölümler. Sol analarımı… Yani canım çok sevdiğim insanlar var. Sol arkadaşlarım. Gerçekten sevdiğim insanlar var. Beni öfkeden deliye çevirmiştir babalara rağmen. Görmüyor musunuz bunu nasıl görmezsiniz siz de? Belki ileriki programlarda bunu da biraz… Tabii. Sizi soldan sağa iten sebepleri… Aslında belki şöyle de yapılabilir. Yani eski TÜFekler var. Bir 68’liler var. Bir 78’liler var. Bir de sonrakiler. Bir de Bodrum tayfası var. İşte o sonrakiler. Sonrakiler Bodrum tayfası. Onlara bir bakmak lazım.
Cumhuriyet’in ilk döneminkileri nerede koyalım, onları ne diyeyim ilk sosyalistim. Onlar eski TÜFekler diye adlandırılıyorlar. Tabii benim hiçbir zaman solcu olduğumu söylenemez. Yani yakın tanıdığım insanlar oldu. Söylenir. Çünkü ben her zaman en kötü devlet devletsizlikten iyidir. Diyebilirsiniz. Öyle bakarsanız benden belki bir ülkücü çıkardı. Ama ülkücülerden de sosyalist çıkmıyor. O da şeyden dolayı çıkardı yani… Yurtseverlik, devlet anlayışı, kadim değerlere saygı vs. filan. Bunlardan dolayı belki böyle bir şey çıkardı. Çıkar mıydı, çıkmaz mıydı? Ama herhalde evrenden çıksa çıksa gene Müslüman çıkıyor. Solu sağa bir tarafa bırakalım diyorsunuz. Benden o çıkıyor Ayşe Hanım. Yani şey yapmadığım, kavga etmediğim ana değerlerin. Onun için orada da öfkeliyim. Çünkü ana değerler İslamiyet’te. Kimsenin haddine düşmemiş. Ama o ana değerleri ortaya koyacak cesur din adamı da ben görmüyorum. Evet tabii. Ama bir gün bir sürpriz yapacağım. Allah’ın emriyle resul.
Buranın kendime oturup kendim tepsi de edeceğim. Oooo! Tek başıma. Bakalım. Bu sıkı bir haber. Evet, bu beklenecek de bir haber. Bakalım ne çıkacak. Kapıyı kapatıp oturup, böyle okuyup okuyup, ya işte burada var bu niye söylemiyorlar, niye etmiyorlar filan dediğim ne varsa. Tık tık tık. Nasıl tık tık tık tık tık? Meraklı bekliyor olacağız efendim. Çok çok teşekkür ediyorum. Bir bölümün daha sonuna gelmiş olduk. Ben böyle biraz daha alevlendireyim istedim ama başaramadım. Bu Sol meselesinde ama ortaklıkları konuşmakta. Sol vesaire, Türk toplumun arasındaki farkları ve ortaklıkları konuşmakta. İyi ettiniz bende çünkü çok teşekkür eder. Çok da hurafe döneniyor Ortalıkta. Şuan bu böyle iyi oluyor. Bir havalandırmak lazım.
Çünkü çocuklar da ciddi ciddi. İşte sosyalist gençlik yeniden diriliyor filan havalarında. Yani hani böyle bir yeniden güçleniyor. Ama iki tarafında birbiriyle ortak noktalarını konuşmanın önemli olduğunu inanıyorum. En sağlam tarafını nereden anlarsınız biliyor musunuz? İkisi de Türk’ü söyler. Değil mi? Ortak nokta. En büyük ortak nokta Türk’ü değil mi? İkisi de Türk’ü söyler.
Aynı tonla söylerler. Aynı tonla söylerler. Aynı Türk’üleri söylerler. İhtimalle tabii. İkisi de Türk’ü söyler. Bir de Türklerin kitabı yok demiştiniz. Onu da sonraki bölümlere bırakalım. Evet Türklerin kitabı yoktur. Yazık. Peki bunu burada bırakalım. Sonraki bölümlerde bunu konuşalım. Çok teşekkür ediyorum. Bir programın daha sonuna geldik.
Altyazı M.K.
İlk Yorumu Siz Yapın