"Enter"a basıp içeriğe geçin

İzmir (Ödemiş) – Bir Kasaba Hikayesi 11.Bölüm

İzmir (Ödemiş) – Bir Kasaba Hikayesi 11.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=5HzmxSvzRC0.

будет
On��ucker
Bozdağın eteklerinde yüzyılların şahidi ile buluşuyoruz. Friglerle başlayan bir hikayenin içinde Lidyalılar, Persler derken Romalı, Bizanslı birçok kültürün izini okuyoruz. İzmir’in kültür tarihimize armağanı birgide sabah çayıyla başlıyoruz tanış olmaya.
Meydan kahvesi bir buluşmanın mekânı oluyor bizim için. Allah’ın selamı ile başlayan bir karşılama saatlerden habersiz bir sohbete dönüşüyor. Birginin eşrafı misafirin tebessümüne katılıyor. İşte diyorsun, Anadolu insanı bir tebessüm, bir hoşgörü, bir can parçası olduğu için köklü bir medeniyetin sahibi. Selçuklu’dan bir nefes, Aydınoğulları’ndan, Osmanlı’dan bir dem ve Cumhuriyetimizin hür yaşamış bir köşesini buluyoruz birgide. İsim ve şehir oyunu oynuyoruz sanki. Tüm isimler bir şehrin kaderine yazılmış diye düşünüyoruz. Umur Bey, Mehmet Bey, İmam-ı Birgibi’den başlayıp şehirlerin Fatihi Sultan Mehmet
Sultan ve nice ağalar hanımefendiler çocuklar doluyor gönülhanemize.
Birgi gönlümüze hoş geliyor tarihi ve eşsiz doğasıyla.
Ödemiş ilçesi birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. İsmi hakkında çeşitli görüşler bulunmaktadır. Yunanca, Ademis kelimesinden geldiği görüşü hakimken Fransız oryantalistler ve Türk araştırmacılar, teket Türkmen aşiretinin Ötemiş boymağından isminin geldiğini de
Bizler de Ötemiş isminden Ödemiş ilçesinin bu bereketli toprakların adının geldiğini ifade etmek isteriz. 1987 yılında açılan ve 2015 yılında yenilenen Ödemiş Müzesi,
ilk Tunç çağından başlayıp Osmanlı dönemine kadar olan arkeolojik ve etnografik eserlerin sergilendiği bir salona sahip.
Yine erken Cumhuriyet dönemi eserlerinin de Ödemiş Müzesi’nde sergilendiğini ifade etmemiz gerekir.
Birginin tarihimizde çok özel bir yeri var. Öncelikle isminden ve bulunduğu konumdan bahsedeyim. İsmi Pirgeyon isimli Bizans isminden gelmekte. Yani müstahkem yer, kale ya da sur, kornaklı yer anlamına gelen bir isim. Zaten şu anda bulunduğumuz yerde tam da bu kalenin olduğu iki derenin arasındaki bölge ismini buradaki kaleden oluyor. Birgi aslında 3000 yıllık bilinen geçmişi var ancak çok daha gerilere giden 5-6 bin yıllık tarihi olduğu araştırmalarda ortaya çıkıyor.
Konum itibariyle hemen yanımızda Bozdağ var. Bozdağ’ın eski adıyla Tumolos’un önünde bulunmakta ve buraya doğal bir koruma sağlamakta Bozdağ. Onun dışında hemen Bozdağ neteklerinde onun suyuyla beslenen iki dere var. Sarıyer Deresi ve Papazya’da İmam Deresi. Onların tam ortasında bulunan bir yerleşim alanı.
Köyün günümüzde belde olmuş durumda ama zamanında başkentlik yapmış. Büyük bir Ege’nin büyük kentlerinden birisiydi. Aslında geçmişe baktığımız zaman Frikler’den, ki buraya yakın Lidyalılar’dan, o da yakın buraya. Yani İç Anadolu’ya da aslında Salihli üzerinden yakın etkilenen bir yer. Onların yönetiminde bulunmuş.
Helenler’den, daha sonra Romalılar’dan yani Yunan ve Romalılar’dan ve en son da Bizanslar’dan etkilenen onların döneminde özellikle dini başkent olarak, dini merkez olarak önemli bir yer olmuş burası. Daha Pagan döneminden yani Putprezler zamanından tapınaklar bulunmakta ve yerleşim yerleri yakınlarımızda. Daha sonra da Hristiyanlar döneminde İsa’nın şehri Christopoulos ismini almış.
Hatta Efes’ten bile ön plana çıkan bir metropolit merkezi olmuş. Bu çevrenin Hristiyanların bağlı bulunduğu merkez olmuş. 1300’de yani 1100’den sonra yavaş yavaş Türklerin Bizanslar’la karşılaşmasından sonra Türkleşme başlıyor bölgede. 1308 civarında Aydınoğlu Beyli’nin başkentli haline geliyor. 1426’da Osmanlı İmparatorluğu’nun bünyesine geçiyor. Özellikle 14. asır 1300’lü yılları buranın en parlak dönemi olarak söyleyebiliriz. Aydınoğlu Mehmet Bey’in hemen burada yaptırdığı yakınımızda bulunan Ulu Camii var. 1308-1312 aralığında yapılan. Bu bağlamda daha pek çok tarihi eser serpiştirilmiş durumda. Burada hamamlar, medreseler, türbeler özellikle geliştirdiği ünlü şahsiyetler var.
Osmanlı Sarayı’nın birçok bürokratı yöneticileri burada yetişmiş. Manisa Şehzadeli’ni de yakın. Hatta Fatih Sultan Mehmet’in de buraya yakın yazdığı da bilgiler içerisinde. Bu bağlamda hem Beylikler dönemi için hem Osmanlı dönemi için önemli bir merkez. Bir kere öncelikle bize bıraktığı çok önemli bir Türk mimarisi eserleri var. Bu miras önemli bizim açımızdan. Birçok bir mimarlar açısından görülmesi gereken yerlerden birisi. Korunmuş bir yaşam var. Bunun temel nedeni de hemen arkamızda bulunan Bozdarlarla sırtının kapalı olması ve şehrin belli bir dönemden sonra yoğun akıştan korunması, trafik akışından korunması. Ödemiş’in ön plana çıkmasıyla özellikle 1800’lerden sonra yeni planda kılıyor ve şehir olduğu gibi korunmuş halde bırakılıyor.
Son yıllarda tabi ki restorasyon çalışmalar hız kazanmış. Bugün de bazılar devam etmekte günümüzde. Gerek Aydınoğlu Mehmet Bey Camii, Gerek diğer Çakıraoğlu Konağı. Farklı zengin ailelerin konakları var burada. En ünlü Çakırağı Konağı olmak üzere. Bu konaklarda dönemin Avrupa etkilerinde gördüğümüz süslemeler var, mimari teknikler var. Bunların bazıları açık bazıları kapalı. Bunun yanında dini eğitim açısından İmam-ı Birgibi’den bahsetmemiz lazım. Buranın yetiştirdiği önemli kişilerden birisi. Aslında 2. Selim Hocası olan Atavullah Hoca’nın öğrencisi kendisi İmam-ı Birgibi. Atavullah Hoca tarafından buraya yönlendiriliyor buradaki düzeni sağlaması ve eğitim vermesi için. Burada dini eğitim konusunda oldukça başarılı çalışmalar yapıyor, eserler veriyor. Gerek İslam tarihi açısından gerek hadislerle ilgili hıkık konusunda olsun. Çok kıymetli eserler bırakıyor. Bugün aynı zamanda türbesi de burada.
Aslında hem Aydınoğlu Mehmet Bey’in ve Aydınoğullarının daha sonra Osmanlı döneminin hem önemli bir ticaret merkezi hem değerli bir dini eğitim alanı medreselerin bolca olduğu bir alan. Aynı zamanda önemli bir ticaret merkezi olarak da kullanılmış bir yer. Hari Dokusu’nu koruduğu için bugün Bey Pazarı gibi Safranbolu gibi yavaş yavaş turizmlerin dikkatini çekti.
Bu sefer sıkça ziyaretçiler günümüzde artmaya başladı. Eski zamanların nefis mimarisiyle birgi evleri şahit oluyor adımlarımızın. Selçuklu ve Osmanlı sivil mimarisinin nadide eserlerine hayran oluyoruz. İnsanın hikayesi sığmıyor evlere.
Duvarı taştan, penceresi ahşaptan diye düşünmeyelim. Bu evler yüzyıllardır aşktan, dertten, mücadeleden ve emekten yapıldığı için ayakta duruyor. Yaşanmışlık hissi sarıyor ziyaretçilerini ve evlerin kapılarından sokaklara taşıyor insanın tarihi. Arnavut kaldırımlı sokaklarda Türk ailelerinin günlük yaşantısından izler buluyoruz. Bir meydanda aydın oğlu Mehmet Bey bekliyor misafirlerine. Vakitlere haber veriyor ulu caminin minaresi ve Allah’ın nimetlerini görüyor gözlerimiz baktığımız yerde. Tarih ve doğanın eşsiz güzelliğiyle ziyaretçilerini karşılayan ödemiş birgi, birçok önemli şahsiyetinde mübarek makamı olmuştur.
Şöyle ifade edelim ki 16. yüzyılın en önemli alimlerinden biri olan Mehmet Efendi burada müderistlik yapmıştır. Ömrünün son 10 yılında burada ilimle meşgul olan Mehmet Efendi, İmam-ı Birgivi olarak anılmıştır.
Toplumsal olaylara kayıtsız kalmayarak isabetli fikirleriyle gönüllere yazılan İmam-ı Birgivi ve öğrencileri işte birgide ebedi istirahatlerini sürdürmektedir.
Babamın dedesi Sarac Hüsenbey. Onun oğlu Sarac Ali. Onun oğlu Sarac Şükrü. Ben de Sarac Şükrü’nün oğluyum. Benden dört kuşak, oğlanlarla beş kuşaktır biz bu işe efendim gönül verdik, yapıyoruz yani. Yoksa ben 12 saat, 13 saat çalıştığım zamanlar oluyordu yani.
15 saat çalıştım. Sevmesem, zevkamı sam bu işi yapmam. Sevdiğim için çalışıyorum. Ben askere gidene kadar bu işi yapmayacağım diyordum. Sıkıcı geliyordu çünkü devamlı çalışıyorsun, devamlı oturuyorsun. Bir yere gitmiyorsun, bir lahabeyle gidiyorsun, bir yemek yemeğe gidiyorsun, geliyorsun. Ama askerden geldikten sonra düşüneceğim denişti. Dedim ki ben bu işi devam ettireceğim.
Devam etmeye başladık artık. O gün bugün devam ediyoruz. Allah ne kadar ömür verirse o kadar daha çalışacağım. 12 yaşında başladım. Devamlı çalıştım. Askeri gidene kadar sevmiyordum yani. Yapmayacağım diyordum, sıkıcı geliyordu.
Saraç denildiği zaman atla, eşekle hayvanla ne takılıyorsa hepsini biz elimizden geleni yapıyoruz yani. Onun yanı sıra bak çakı glıfı getirdi geldi, çakı glıfı yapıyordum. Telefon glıfı diyor adam, telefon glıfını yaptı diyorum. Yani dereyle ne olursa yapıyoruz.
Bizim işimiz devamlı üretmek. Devamlı yapmak yani bizim işimiz. 30 tane falan usta vardı bu işi yapan. Ama zaman zaman bunlar yaşlandırılar, öldüler. Onların yetiştirdiği bir iki kişi vardı. Onlar olmadı. Yani bu işi bıraktılar yapamadılar. Ama biz devam ettirdik. Babamın yetiştirmiş oldukları vardı. Onlar da vefat etti. Benimle beraber 4-5 tane de anadımı kalfa yetişti. Ama onlar vefat ettiler yani. Bir tanesi sağ, öbür tarafları vefat etti hepsi de.
Ama ben de işte mümkünce anadımı bu işe sürdürmeye çalışıyorum. Nereye kadar gider bilmem. Yöresel yerlerde böyle yarışlar olur, rafan yarışları. Ama hipotorum yarışları değil, rafan yarışları olur. Mesela sökede olur, aydın da olur, tire de olur, balık kesirde olur.
Yani denişik yörelerde, İzmit’te olur, Değirmendere’de, Nazilli’de olur. Yöresel rafan yarışları olur bizim mesleğimizde. Ben de o isabeli de o kupayı orada aldım. Benim at, tabii ilk peki bunlar gruplara ayrılıyorlar.
Gruplarda 5-6 at yarış yapıyor. 5-6 at gruptan sonra bir de finaller oluyor. Finallerine döndüğümüz zaman orada ben birinci oldum.
Üç yaş Tayrılar’da. İlham veren yerler vardır. İnsan ne işle meşgulse onu bulabilir bir gide.
Tüccara bir cesaret, şaire kelime, ressama renk, çocuğa umut veriyor kasabanın şirin meydanı. Donanmasını karadan yürüten Umur Bey’den ilham alıyor mesela, İstanbul’u fetheden kutlu komutan. Fatih Sultan Mehmed’e 20 yaşında, İstanbul’un nasip eden elbette ki, medeniyetimizin başarılarını bilmesiydi. İlimle, bilgiyle, sabırla ve inançla tarihe nakşedilmiş bir fetih, nasıl çağ açıp kapattı sorusunun cevabını veriyor Birgi. Karadan gemi yürüten Türk Bey, Umur Bey’in hayatıdır Birgi. Aydın oğlu Mehmet Bey’in baş şehridir. Eski meyan yaşamlar, arnavut kaldırımı sokaklar ve kadim bir tarih içerisinde Birgi.
Birgi iki meydanı ile karşılar sizi. Biri Cumhuriyet Meydanı, diğeri Aydın Oğulları Meydanı. Cumhuriyet Meydanından Aydın Oğulları Meydanı’na yaptığınız yürüyüşte, tarihin içinde eşsiz bir kahraman gibi hissedersiniz kendinizi.
Aydın Oğulları Meydanı’da yer alan Ümmü Sultan, Umur Bey, Aydın Oğlu Mehmet Bey Türbeleri, yine Aydın Oğlu Mehmet Bey Camii, hamam, medrese, tarihin karşınıza çıkarttığı en nadide eserlerdir.
Günlük yaşamda ilginç bir durum sergiliyor bize. Hem asırlar öncesinin yaşam tarzı olan hayvancılık, eleneksel birçok meslek devam ediyor burada. Çünkü çevrede doğal kaynaklar zengin olduğu için yani zeytin ağaçları, kestahane ağaçları ya da diğer ovanın verimli toprakları gibi. Ve aynı zamanda ipek böcekçiliği konusunda çok önemli bir nokta geçmişti. Tabakhaneleri, deresi, buradaki deri ticareti, işte çakırağının zenginlik kaynağı. Tüm bunlardan dolayı verimli ve refah üreten bir yer. Burada, şunu da hani sıradışı bilgilerden birisi söylemek lazım.
16. asır, 17. asır gibi dönemlerde 15. asır. Buradaki refahdan kurulan vakıflarla Mekke ve Medine’nin yani kutsal emanetlerin korunması için para gönderildiği.
İşte saraya buradan toplanan paraların, vakıfiyeden gelen paraların İstanbul’a saraya gönderildiği sarayında sürre alayı ile beraber buradaki toplanan paraları Mekke ve Medine’ye gönderdi. Ve oradaki işte kutsal emanetlerin, camilerin korunması için ve Kabe için kullandıklarını biz görüyoruz vakıfiyelerden. Bu bağlamda hem İslam dünyası için önemli bir merkez hem kendi Türk kimliğini tanıması için yeni nesillerin önemli bir merkez. Burada unutulmaması gereken Türk kültürü açısından ve tarihi açısından Celalettin El-Aydin’i ya da Hızır Paşa diye bilinen çok önemli bir doktorumuz var. Burada ilk Türkçe tıp kitabını yazıp ve daha fazla eserler bırakan ve günümüze Türk tıp açısından önemli bir miras bırakan bir kişi.
Bir bakıma isminin yaşatılması yeni hastanelere bir kan verilmesi gereken değerli bir kaynak. Diğer bir önemli kişi de Gazi Umur Bey ilk Türk donanmasını kuran işte Aydınoğlu Mehmet Bey’in oğullarından birisi.
25 yaşında yönetime başlıyor beylikte ve Ege Denizi’nde fetihlere girişiyor. 39 yaşında da haçlığa karşı bir mücadeleli deniz fetih savaşında hayatını kaybediyor, şehit oluyor.
O bakımdan Türk denizciliği açısından onun çok büyük bir rolü var. İşte Karadan Gemiyi Yürütme Kurusunda Fatih’ten Önce bir projesi var ve aynı zamanda da Türk denizciliği açısından Ege’nin fethinde öncü rol oynayan bir kişi. Cesaretiyle sonraki komutanlara yol açan lider bir kişi. Bu iki kişi de Birgi’de Türk kültürünün bir bakıma yol gösterici olarak yer almış onu söyleyebiliriz.
İlim beldesi Birgi alimleriyle de meşhur. Perslerin, Romalıların, Osmanlının, Selçuklunun, Aydınoğullarının kültür birikimiyle beslenmiş olan Birgi birçok aliminde durağı olmuş.
Asıl adı Celaleddin Hızır olan Konyalı, 1339 doğumlu ve Anadolu’nun İbni Sinası olarak anılan Hacı Paşa yine ebedi istirahatini Birgi’de gerçekleştirmiş. Hacı Paşa, Kahire’de eğitim aldıktan sonra Anadolu coğrafyasında hizmetini sürdürmüş.
Özellikle tıp alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Hacı Paşa, halka olan yardımları çalışma azminden dolayı Hızır Paşa olarak da halkın gönlünde yer almış.
Atı sevdiğim kadar hiçbir şey sevmedim. Atı çok seviyorum. Yani yanında yat deseler yatarım atın. O kadar seviyorum yani ata. At benim her şeyim.
Ondan efendim söyleyeyim birebir bindiğim zaman arkadaş oluyorum. 2 saat 3 saat at biniyorum. Bu o anın her tarafını geziyorum. Atlar çok anadımı iyi söylesen de anlar, kötü söylesen de anlar. Burası demin de söyledim ya babamın dedesinden aynı düzen hiç bozulmamış.
Sadece camı kertçe vesile onlar buna bozulmuştur. Düzen aynı düzen. Onlar da benim gibi çalışmış. Ben de onların gibi çalışıyorum. Ama benim oğlanlar masa da çalışıyor. Onlar masa da iş yapıyorlar. Bizim dükkanın düzeni böyle olduğu için değiştirmedik yani.
UNESCO Dünya Mirası Listesine girmeye aday olan Birgi, Tarih Evleri ile dikkat çekmekte. Tarih Birgi Evleri Osmanlı Sivil Mimarisinin en güzel örneklerini vermektedir.
İnsan merak ediyor bu evlerde hangi yaşamlar nasıl yaşandı. İnsanın merakını celveden bu soru aslında hikayemizi başlatıyor. Düşünsenize 18 yaşında denizde rastlanan Umur Bey’i.
Düşünsenize Fatih Sultan Mehmet’e ilham kaynağı olmuş Umur Bey’i. Hani meşhurdur gemileri karadan yürüten bir milletin evlatları. İşte o gemileri karadan yürütme hikayesinin asıl ilhamı Umur Bey bu evlerin olduğu sokaklarda yürümüş. Osmanlı döneminde nice yiğitler hanımefendiler bu evlerde yetişmiş ve Cumhuriyet döneminde Yunan işgaliyle yıkılan bu evler tekrar ihya edilmiş günümüze kazandırılmış.
Bugün turizmin en önemli noktalarından biri olan Birgi bu hizmetleriyle insanımızın hikayesini sürdürüyor.
Tarihi çeşmelerin suyuna doyamazken bir kestane kokusu geliyor burnumuza. Bozdağı yamaçlarında yetiştirilen kestaneye incir, zeytin eşlik ediyor.
Bereketin ve lezzetin durağı oluyor Birgi Pazarı. Şifa dağıtan Hacı Paşa’dan başlayıp günümüze geliyoruz. Pazar yerinde satılan doğal ürünlerin bereketiyle yaşıyor ve şifa dağıtıyor zamanın insanları.
İmam-ı Birgivi’nin haktan ve doğrudan ayrılmayan maneviyatını bir dua ile kendimizi hatırlatıyoruz. Yaşamış ve yaşayan değerlerimizin ruhuna gitsin duamız. Geçmişin ruhuna vefa, şimdiki zamanın kahramanlarına sıhhat dileyelim Rabbimizden. Derviş Ağa tarafından kendi adına 1663 yılında yaptırılan Cami Birgi’nin önemli noktalarından biri. Cami’nin süslemeleri, bezemeleri, son cemaat yerindeki müezzin mahfili dikkatleri çekmekte. Evliya Çelebi’nin aktardığına göre burada 70 derslik, 2 han, 200 dükkan ve hamam da bulunuyormuş. Günümüze kalmayan bu yapılar sadece Cami olarak varlığını sürdürüyor.
Aydınoğullarından devralınan bir mirasın Osmanlı ihtişamıyla şenlendiği ve Türkiye’nin kıymetli bakışıyla yaşadığını bildiriyor bize Birgi. Ziyaret edenlerine sabah rüzgarından bir haber getiriyor ve akşamın karasından bir güzel geceye kavuşturuyor. Birginin vefakar insanının misafirperverliğiyle yazılıyor yolculuk hikayemizin son cümlesi.
Tadı damağımızda lezzetlerinden ayrılmak istemiyoruz. Aklımıza bir tarih içinde efsaneler, evler, camiler, konaklar, türbeler kazınıyor. Çeşmeleri ferahlatırken içimizi, her yanından akan sular dinlendiriyor ruhumuzu. Bir selamla başlayan hikaye candan bir sarılmayla veda’ya devrediliyor.
Birgi yaşanmış ve yaşanacak tarihin şahitliğine tekrar tekrar davet ediyor tarihi ve doğayı seven insanımızı.
Sevgiyle, muhabbetle, sağlıkla kavuşmak temennisiyle Birgi çağırıyor ziyaretçisini.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir