Manisa (Kula) – Bir Kasaba Hikayesi 7.Bölüm isimli videodan fısıltılanmıştır.
Bu tür içerikleri ve daha fazlasını görmek için videoyu beğenip abone olmayı unutmayın…
Yorumlara da yazının linkini paylaşarak bize destek olabilirsiniz.
Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=Y2A5LoFJpCA.
zosusss
Anadolu milyonlarca yüreğin yükünü taşıdı. İnsanlık adımları bereketlendirdi sıcak toprağa.
Oman oldu sevilmeleri izledi bağları, savaşlara göğüs gerdi dağları, nehirleri yol olup dolaştı diyarları. Kâh gökyüzünde uçan turnadan, kâh yerdeki karıncadan ders aldı. Bağrını yakan sözlerle pişti, evlatlar verdi tarihe. Tarihin meleği ki oldu asırlarca. Anadolu dediğin karış hesabıyla toprak değil,
ötesine berisine şeref vermiş, umut vermiş, güç vermiş peygamberler otağıdır. Su damlasından bir zerre, bereket timsalinden var oluştur.
Mülkümüzdür asırlardır, mülkse itikadımızca Allah’ın.
Manisa’nın tarihi ve coğrafi güzellikleriyle öne çıkan bir ilçesindeyiz. Neredeyiz? Kuladayız. Kulada nereleri görmek gerekir diye sorsanız birçok yer söylerler. Ama herkesin dilinde ilk sırada kula evleri vardır. Osmanlı sivil mimarisinin son örnekleri olan bu evler
yüzyıllardır huzurun, sevginin, ekmeğin paylaşıldığı, huzurlu aile ortamlarının görüldüğü evlerdir. Ve anı yaşama derken, insanımızı anlama derken,
bu evleri şöyle bir temaşa etmek gerektiğini de söyleyebilirim.
Kula, tarihi, kültürel ve coğrafi açıdan çok önemli bir yere sahip olup, bir dönem gelmeyen oğullarına da başkentlik yapmış bir ilçedir. Kulada görebileceğiniz birçok kültürel açıdan zenginlik mevcut.
Bunların başında tarihi evler ve çeşmeler bulunmakta. Yaklaşık 3000 tane tarihi ev bulunmakta Kulada. Ve bu 3000 tanesinin bir kısmı Rum evi, bir kısmı da Türk evi. Bir evin Rum evi mi ya da Türk evi mi olduğunu anlamak için, dışarıdan bakmanız ya da evin içerisine girmeniz yeterlidir. Rum evleri daha çok basamaklı girişleri vardır. Türk evleri ise düz ayak dediğimiz basamaksız girişleri vardır.
Rum evleri avlusu evin arkasında olmakla birlikte, Türk evlerine direkt avluya girersiniz. Çünkü o dönemlerde Türkler tarım ve hayvancılıkla uğraştıkları için at arabalarıyla içeri girerlerdi. Rum evleri daha çok ahşap işçiliğinin dışında demir işçiliği daha çok yoğun olmakla birlikte, Türk evlerinde ahşap işçilikleri daha fazla yoğundur. Bunun dışında Kula sokakları oldukça dağardır. Bu da kale içi bir yerleşim olduğundan dolayı ve o dönemlerde büyük araçlar olmadığı için çok da geniş yapmaya ihtiyaç duymamışlar. Kula’da kapı tokmakları farklı çeşit de kapı tokmakları vardır. Bu da bir nevi iletişimin bir kaynağıdır. Diyelim bir evde her evde iki tane kapı tokma bulunmakta. Kalın kapı tokma gelen erkekler için.
Erkekler kalın kapı tokmağını çalar ve içeriden bir erkek kapıyı açardı. Bayan geldiğinde ise de ev ahalisinden birisi geldiğinde ise ince kapı tokmağını çalardı ve içeriden bir bayan kapıyı açardı. Kula’da birçok hala yaşamakta olan el sanatlarımız mevcut. Bunların başında demircilik, kavacılık, semercilik, yorgancılık, keçecilik gibi birçok el sanatları Kula’da hala yaşamakta.
Bu eve geldiğinde ise bu el sanatlarını görebilirsiniz. Ufka baktıkça gelip geçen zaman akar. Gediz nehri üstünden bir bulut koşarak devri dem içinde Kula’ya bakar. Yanık diyarın türküsüyle şenlenir sevenlerin yürekleri.
İsmail dilinden bülbüllerin öttüğü zaman beklenir. Sabahın hayrıyla göz açılır. Ege’nin tarihinden süzülmüş Manisa’nın Kula ilçesi selamlar sevden geçtileri. Hoşluklarıyla sabah çorbasına davet eder emektar eller. Bir bardak çay der, sonra alnında hayatın izleri, ellerinde yaşamın yükleri dolu güzel insanlar. Hoş sohbetten sonra çağırır tarihi sokaklar. Bir sağa bir sola dönüp yaşanmış binlerce hikayenin içinde huzuru bulursun Kula sokaklarında. Evlerin pencerelerinden Osmanlı tarihi süzülür. Mimarisiyle, renkleriyle Ege’nin incisinde Türk yaşamının incelikli serüveni izlenir. Şimdi torunlar koşturur sokaklarında ellerinde salçalı ekmekle. Bu evler yarınlara kalsın diye dua edersiniz. Akıl birliğinde unutulmaması gerekir eskilerin yadigarı evler. İçinden insan geçmiş bu diyarın hikayesini barındırır çünkü cumbalı evler.
Bak tarihe misafir, dün neyse bugün ondan geriye kalandır. 1973 yılında, 12 yaşında 13 yaşında hani yılbaşıya yakın böyle bir iki ay kadar geldik işe başladık çıraklık olarak.
Tabii ilk aylar bir haftalık harçlığımızı babamız verdi bir haftalık belki 3-4 ay usta hiç vermedi önce babamızı harçlık vermedi. Ondan sonra bir hafta babam verirdi bir hafta usta verirdi. Elimizden iş gelinceye kadar hani paça yapıp ne bileyim tamiratlar bazı yerlerinden iyi kötü yapmaya başlayıncaya kadar o şekilde gitti. Ondan sonra usta yavaş yavaş harçlık vermeye başladı. Yanlarında kaldığım ailenin yanında 2.5 yıl kaldım hani ne derler sadece ekmek kuru ekmek de olsa karnımı doyuracak kadar harçlık alınacak kadar o ailenin yanında kaldım. Ondan sonra bekar evlerinde kaldım yalnız kaldım. Ailenin ustamın yanında 1981 yılında askere gidinceye kadar çalıştım ustamın yanında.
Ondan sonra askere gittim İzmir’de askerlik başladım orada usta ile tanıştım o aralar. Efendim geldim ustanın sanatından etkiledim biraz daha biraz daha orada geliştirdim 1.5-2 yıl daha. 84 yılını yıl başında da burada işe başladım. Çıkanı başladım kulada.
1984’den bugün 2222 hala devam ediyoruz. Askerde de meslek bizi bırakmadı. Sibir’de de emekli oldum. Efendim söyleyeyim çoluğum çocuğumu evlendirdim ama meslek bizi bırakmadı hala bırakmıyor. İzmir’de ustamın yanında çalışırken memlekete gezmeye geldim. Düğün vasıtasıyla vesilesiyle ailemi ziyaret etmek amacına.
Gezmeye geldim düğün arasında cebimde karşılığımı yolparamı düşürdüm. Ailemi bahsedemedim. Ben düşürdüm ben yolparam yok İzmir’e geri gideceğim diyemedim. Çünkü babam üzülürdü ya bu düşürdü mü yoksa bir şey onlar da aç mı yatıp kalkıyor. Veyahut da yanlış bir işlerle mi uğraşıyor gibi aklıma gelirdi korktum. O düşünceli babama diyemedim buradan eski arkadaşlarımla çıraklık arkadaşlarımla birinden yol parası alayım. Gideyim niyet ile dükkanına girdim. Adam masasında çalışıyor böyle dükkanı karşısında girer girmez hemen seslen dedi ki Ya sen ne geziyorsun dükkanı açsana artık. Aşağıdaki dükkan bakıyoruz biz falan dedim paramı yok böyle müşteriler de vardı yanlarını söyleyemedim. Ben arkasına geçip masaya bakarsam söylemeye çalışırken o yanımdan geçti çareyi çıkarmış. Karşı dükkan kiralık boşmuş. Gitmiş adamla konuşmuş hayat kabucu esnafı bir arkadaşın mekanıydı. Konuşmuş Allah razı olsun vermiş adam dükkanı. Tabi onun referansıyla arkadaş iyidir dürüstlüğü böyle böyle deyince adam vermiş dükkanı. Geldi Yulusan’ın dükkanı aradım başla. Neresi o burası kaç para şub. Ben bir dakika geliyorum dedim gittim oradan kalktım Kursun Caminin önündeki palmi ağaçlarının altında yazlık masalar var veya kışlık masalar var.
İnsanlar dışarıda kahvenin önünde dışarıda masaların altında gittim 10-15 dakika orada herhalde bana münasip açılıyor öyle bir his geldi. Bir anda bir şey açıyor hiç kuluya gelirken böyle bir dükkan açma hiç hayalimde yoktu. İnsana bir anda böyle bir şey kısmet oluyor herhalde. Dedim ya elimin altına elimi iki elimin arasına başımı aldım 10 dakika 15 dakika yarabbi bu nedir inşallah doğru yolla yönlendir dua ettim oradan. Herhalde münasip olacak oradan kalktım geri geldim arkadaşlar tamam ben dükkanı açacağım hatta bir şey söyleyeyim size. Arkadaşım düttu dükkanın dibinde başka bir terzi arkadaş varmış. Onunla da beraber Çırakken çalıştık o arkadaşı dedim ki ya sen ne geziyorsun burada dediğimden. Ya ben arkadaş karşılık arkadaş bana bu dükkanı tuttu ama ben senin burada olduğu hiç fark etmedim. Ben vazgeçtim açmayacağım artık ya affedersin burada zarar olur.
Sana zararım olur diye korkumdan açmayacağım dediğimde rahmetli Mehmet Ali abim diye bir abim de. Nur içinde yatsın ondan sonra Yunus dedim bu saatte sonra bu dükkanı açmazsam ben seninle helallaşmam. Eksiğin varsa benden tamamlayacaksın ömür boyu konuşma bu dükkanı açmazsan bu dükkanı açacaksın eksiğinde gel benden tamamla. Böyle bir destek verdi bana geldim o dükkanı tuttuk açtım.
Kısmetmiş içinde kervan düzüldü gitti hiç bir malzemem olmamasa rağmen küçük yerde o zaman hiç yol param yok. Bakın ben dükkanı kurdum şey yaptım babamdan 1 liralık destek almama rağmen. 1 liralık destek almama rağmen bizim destekler el işi gözlü helal paradır. İnanın Allah kısmet etti ya.
Ben dükkanı açtım 1,5 yıl sonra tabi teklifler oluyor görülüyor sağda sağda sola 1,5 yıl sonra düğünü mü kendim yaptım. Evimi eşyamı düzdüm. Şuna biliyor musunuz öyle bereketli meslek az göz alır evet ama bereketlidir yani bizim mesleğimiz.
Allah’ın bereketini versin çoluğumuzun sözü yani zengin değilim ama evlası zenginim çoluğumuzu sözümü evlendirdim. Ustam İzmir’e mal almaya gittikçe kumaş almaya malzem almaya gittikçe ziyaret ettim. 1 gün 1 lafımdan ağladı. Ya usta sen bana sabrı öğrettin hatta hoş görüyü öğretti.
Kendi kız kardeşimin düğününe acemiliğim kindarlığım yüzünden ben gidemedim. Ustam benimle kavga eder 5 dakika sonra da barıştırmasını öğretti. Ondan sonra kimseyi küsmeme öğretti. Ondan o gün bugün ustamdan bilhassa bu konudan dolayı çok dua ederim.
Elbette öğrettiğim meslekler ama bu konudan dolayı ustama çok dua ederim. Tarihi dönemler düşünüldüğünde kula birçok inancında merkeze olmuştur.
Dar sokaklarını gezerken bir sokağın kiliseye başka bir sokağın camiye çıktığına şahit olabilirsiniz. 15. yüzyılda Hoca Seyfettin tarafından yapılmış çarşı içinde yer alan Kurşunlu Cami’ndeyiz.
Osmanlı’nın, Anadolu Selçuklu’nun bir adım daha öne gidersek Germiyanoğulları’nın önemli bir mirası olarak bu cami hizmete devam etmektedir.
Türkiye’nin ilk ve tek jelopark alanına ev sahipliği yapan kula,
Türkiye’de en son patlamış yanardağların en geç volkanizmaların bulunduğu bir alandır kula. Burada da 2013 yılında Türkiye’nin ilk jeloparkı ilan edilmiş ve daha sonrasında da hala devam etmekte olan bir sürece sahip. Jelopark Belediyeler Birliği de bu jeloparkın finansını ve yönetimini sağlamakta.
Şu an bulunduğumuz alan Kula Salihli UNESCO Global Jeloparkı’nın önemli jelositlerinden bir tanesi kula peribacalarındayız şu anda. Kula peribacaları oluşum makımından ve görsel açıdan Nevşehir’dekinden çok daha farklı bir konuma sahiptir. Nevşehir’deki peribacaları daha çok volkanik tüflerle oluşurken buradaki peribacaları görsel çökerlerle oluşmuştur.
Burada daha çok volkanik tüfün dışında, burada daha çok kum taşı, kireç taşı ve çakıl taşını görebiliyoruz. Buranın milyonlarca yıl öncesinde bir göl olduğunu hayal ederseniz eğer burada bu gölün çökmesiyle bu görseller ortaya çıkmıştır. Jelopark’ın önemli jelositlerinden bir tanesi de Çakırca Bazalt sütunlarıdır.
Burada gördüğünüz bazaltlar yaklaşık 1 milyon 200 bin ile 1 milyon 700 bin yıl arası ve daha çok beşgen altıgen şeklinde oluşmuş bazaltlardır. Baktığınız zaman sanki elle yapılmış gibi kalem kalem yan yana durmuş bazaltları burada görebilirsiniz. Burası da ziyaretçilerimizin önemli ziyaret yerlerinden bir tanesidir. Daha sonra Hoca Seyfettin birçok alanda kulada mimari açıdan birçok katkı sağlamış mimarlarımızdan bir tanesidir. Hoca Seyfettin Kulada ki Kurşunlu Camii’nin ve Gediz Nehri üzerindeki Hoca Seyfettin Köprüsü ya da eski adıyla Bahaz Köprüsü’nün yine yapan kişilerden bir tanesidir. Kula tarihi ve kültürel açıdan oldukça zengin bir yerdir. Bizim kulada önemli bir sözümüz vardır. Tüm ziyaretçilerimize söyleriz. Kula nasip olmaz her kula diye bir sözümüz vardır.
Buyurun gelin sizler de Kula’yı gezin sizlere de nasip olsun. Devlit Dağı karasıyla dünyayı celbetmiştir. Yapılan kazılarda bulunan ayak izleri ilk çağlardan beri insanın hikayesinin Kula’da olduğunu gösteriyor. Nadir bulunan ilk insanların ayak izleriyle Türkiye’nin ilk Jio parkı olma özelliğini gösteren Kula’nın doğa harikası oluşumları dikkati çeker.
Rüzgarın ve suyun işçiliğiyle peribacalarının diğer adresidir.
Kula Dokya adı verilen peribacaları görsel bir şölen sunar gözlerinize.
Ben 1954 doğumluyum. 12 yaşında ilkokulu bitirdim. Babamın yanında semerciliği başladım. Ufaktan ufaktan yaparaktan bu seviyeyi getirdim kendime. Biz dördüncü kuşak çalışıyorum ben. Dördüncü kuşak dedelerimizden geliyor bu meslek bizim. Sonra Manisa bölgesine ve civarına kendimizi bir tanıttık.
Bu meslek öyle kaba bir meslek değildir. Dedem rahmetlik et üstüne bina yapıyom ben derler. Onun dediği gibi bu çok ince bir meslektir. Merkebin, affedersiniz, eşeğin üzerine koyduğumuz zaman rahat etmedi mi? Yarı der. Sonra iyi kullanamazlar. Onun için civardan herkes bize gelir. Bakın ahmet çavuş derlerdi dedem rahmetliğe.
Benim ismimde ahmet derler. Her taraftan geliyorlar. Gediz, Simal, Kütahya gönderiyom. Hatta bu dönemde nispeten teknolojiyi yenik düştük biz. Teknolojiyi yenik düştük. Onun için minyatür semerleri yapıyoruz. Minyatür. Oturmak için semerleri yapıyoruz. Bak bu oturmak için evlerde bunu yapıyoruz.
Diyorken ben de emekli oldum zaten. Keyfi olarak çalışıyorum. Allah’a şükür mesleğimden memnunum. Şimdiye kadar çok rahmet gördüm. Eşimden, dostumdan. Çalışıyorum ben de şu anda. Askeri gittim. 95 gruptan maniple alırdım ben. Orda başarılı bir askerdim. Orda bana bir tane bol servis verdiler.
Sen dediler memleketine git. O da postanemi rica et. Seni hemen alırlar dediler. Ben geldim rahmetlik babama söyledim. Böyle söylediler. Bu benim bol servisim. Babam rahmetlik dedi. Sen de kendini maceramı arıyon dedi. Aha dedi işimiz bizim dedi. Çalış dedi. Ben seni maniple öğretmeyi göndermedim dedi. Vatanı vazif olarak gönderdim dedi. Göndermedi rahmetlik babam bana.
Ama bizde de itaat karlık vardı. Onun sözünü dinlemeye etti. Gitmedim yani. Çocuklarıma iki kız bir oğlan da. İkisine de. İkisini okuttuk. Bir tanesi okumak istemedi kız çocuğu. Evvel hepsine de. Allah’a şükür emekli de oldum. Şimdilik vatdimi geçiriyorum. 12 yaşında okuldan çıktıktan sonra babamın yanında başladım. 56 senedir de bu mesleği yapıyorum. Ve burada oturuyorum aynı yerde. Allah’a şükürler olsun. Saatim yerinde çalışıyorum. Semercilik çınar ağacı. Çınar ağacından olur. Yılık çınar ağacından olur. Üzeri keçi derse. Tabaklanmış keçi derse. İçerisi de saz. Gölülerde biter. Mesela denizlinin ışıklı gölü vardır. Bunun içerisindeki saz oradan geliyor. Biz alıyoruz bir senelik kullanacağımıza. Öbür sene tekrar alıyoruz. İçerisinde koyun yönünden yapılmış keçe. Bunlardan ibaret. Daha eskiden. Mesela arkalarının keçeliği yapıyan keçe yapımı. Kendimiz boyuyoruz bunların renklerini. Kendimiz boyuyoruz. Şu anda kıl iplen tükerdik. Kıl ip bulunmuyor artık. Onun için bu iplere kaydık. Tire çok kendi uygunluğuna ipler yapılırdı. Şimdi yapılmıyor artık onunla. Onun için bu iplere kaydık. Yapılış şekili bu şekilde. Tapduk Emre’nin adı geçer bir sohbette. Dergahından yüz sürüp duasıyla buluşur gönüller. Hikmetli sözleriyle Manisa’da bir Emre değil, bizim Yunus’la ebedi yurdunu bekler aşıklar. Yola çıkıp varamayan, yoldan çıkıp varan yoktur diyerek hatırlatır. Tapduk Emre’nin kapısını dost sesler. Saf ve temiz Türkçenin şairi, Rabbimizin aşığı bir Yunus Emre’dir, duacısı olduğumuz.
Varıp kapısının eşiğinde duralım dediğimiz hocamızdır, Ahmet Yesevin’in öğrencisi. Horasan Erenlerinden Anadolu’ya güç veren Tapduğumuz. Sufilerin sesinden bir ilahidir gökyüzünü dolduran. Bu dünyanın kimseye kalmayıp sevmeyi sevilmeyi öğütleyen zikridir, gönlümüzü şad eyleyen. Tertemiz anlı ile secde ederken Anadolu’nun evladı, aşıkların toprağına değer. Kula, Anadolu’nun birçok noktasında gönül makamı oluşturmuş Tapduk Emre ve Yunus Emre’ye sahip çıkar, asırlardır. Bir makamı mübarek içinde saklar gönül sultanlarını. Görüp anlayalım diye bakarız kuyulara.
Bir Yusuf kıssasından ilhamdır. Bizim Yunus’u ararız Mısra içinde. Aşkın pazarında canlar satılır. Satarım canımı alan bulunmaz.
Yunus öldü deyû selân verirler. Ölen bedenimiş, aşıklar ölmez. Kurasan Erenlerinden Ahmet Yesevi. Onun öğrencisi kim? Tapduk Emre.
Hani deriz ya bizim Yunus, Yunus Emre’miz Tapduk Emre kim? Yunus Emre’mizin mürşidi. Manisa’nın Kula ilçesinde makamı vardır. Anadolu insanı o kadar sevmiştir ki hem Tapduk Emre’yi hem Yunus Emre’yi çeşitli yerlerde kendilerinin türbesi olduğunu söylemiştir.
Onlara sahip çıkmıştır diyebiliriz. Yalnız Kula halkı ve daha özeleyinersek Emre köyünün eşrafı şunu söylemektedir.
Tapduk Emre’nin en son yaşadığı yer burasıdır. Eşi Soruhan Bey’inin kızıdır ve bu bölgenin insanıdır. Burada dergâhını kurmuştur diye söylerler ve türbenin tapu senedini de tarihi bir belge olarak sunarlar.
Bunları geçelim. Bu isimler bu toprakta şu toprakta diyemeyiz. Tapduk Emre’ler, Mevlana’lar, Yunus Emre’ler, Ahmet Yesevi’ler gönüllerdedir efendim. Gönlümüzdedir.
Ne diyor Yunus Emre? Tapduğun tapusuna kul olduk kapusuna. Yunus miskin çiğidik piştik elhamdülillah. Yunus Emre hocasına karşı son derece saygılı sevgili bir insan.
Hatta bir şiirinde koyun beni yatayım şeyhimin eşiğine dönmezem şeyhimden ya ne döneyim diyor. Ne diyor aslında? Saygısından sevgisinden dolayı şeyhinin eşiğinde olmak istediğini söylüyor.
Manisa Kula Emre köyündeki türbede de Yunus Emre’nin makamı hemen türbenin dışındaki kapıdadır.
Yani şeyhinin eşiğindedir. Buradaki türbede Tapduk Emre’nin eşi, kızı, annesi ve akrabaları da metfundur.
Adıyla yaşasın dediğimiz Kula’da biriktirdiğimiz anılar yazıldı gönül defterine. Emekle, işle yorulmuş zanaatin şahidi olduk. İnsanla tanış olup Yunus Emre’nin şiirinde meşk eyledik ve Hoca Tapduk Emre’nin hikmetli sözlerinde pişmeye can bulduk.
Canlar canını bulurken balu şeker yemiş diliyle Yunus’un hoş dilini yaşatan insanımıza meftun olduk.
Daim olsun, daim olsun, daim olsun duası ile yolculuğumuzda akşama kavuştuk.
Altyazı M.K.
İlk Yorumu Siz Yapın