"Enter"a basıp içeriğe geçin

Mehmet Önder – Türk Sineması Milli Midir ? – CS (14)

Mehmet Önder – Türk Sineması Milli Midir ? – CS (14)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=Uitoh7Y8xes.

Bizim sinemamız……istisnalar hariç hiçbir dönemde milli bir sinema olmuyor. Yani bunun altını çizmek lazım. Ben bunu şöyle özetleyebilirim. Özü değişmemiştir bizim sinemamızın. Kabuğu değişmiştir. İşte ne olmuştur? 30’lu, 40’lı yıllarda çekilen filmler daha salon filmleridir. İşte 50’li yıllarda köy filmleri çekilmeye başlamıştır. 60’larda, özellikle 60’lar darbesiyle birlikte toplumsal gerçekçi sinem akımı yansır sinemaya. 70’lerde biraz daha sola doğru kayar. 80’lerin ortasında bir furya vardır, müstehçen film furyası vardır. Muhafazakar mütedeyhi kesim sinemaya küser bu dönemde. 80’lerde içe kapanık, bireyselleşmiş, küçük insanların hikayelerini anlatan filmler çekilir. 80’ler darbesi sonrası. 90’ların ortasına kadar zaten doğru düzgün bir Türkiye sinemasından bahsetmek mümkün değil. Yabancı filmlerle sinema salonları devam eder.
90’ların ortasında Yavuz Turgu’nun Eşkıya filmiyle yeniden Türkiye sineması örnekler vermeye başlar. Yine başa dönerek söylüyorum, öz değişmez, kabuk değişir. O öze de değinelim isterseniz. Aslında hocam suallerin arasında vardı.
Bir Türk sinemasından bahsedebilir miyiz diye. İstiyorsanız burada sormuş olalım. Güzel olur. Ben Türk sineması demedim hayatım boyunca hiçbir zaman. Bunun birkaç nedeni var. Türkiye sineması demeyi tercih ediyorum. Şundan birkaç nedeni hemen çok özetle söyleyeyim. Birincisi, az önce söylediğim gibi gayrimüslimlerin çabasıyla gelişen bir sinemadır. Yani köken olarak, temel olarak zaten icra edenler de bu Türk diyebileceğimiz insanlar değil, Müslümanlar değil. Efendim, sonrasında icra eden, adı Türk ve kendi Müslüman gibi görünen insanlar da özünde aslında öyle değiller.
Yani işte sabetaycılar ve masonlar ağırlıklı olarak zaten sektör de buna çok uygun. İşte ilk açılan film şirketlerinden bir İpek filmdir. İşte İpekçiler zaten malum, bizi seyreden insanlar da bilirler. Dolayısıyla bir mason lobisi hep söylenmiştir.
Bir işte sabetay lobisi beraberinde hep söylenmiştir. Zaten ben hep şuna inanırım. Yani bu topraklarda hilafet kaldırılmıştır ama saltanat kaldırılmamıştır. Yani saltanat başka zümrelerin eline geçmiştir. Bu sinemada da böyle olmuştur. Yani çok yakın zamana kadar bu ülkede belli aileler vardı. Bunu yaşı 40’ın üzerinde, 40 ve 40’ın üzerinde olan insanlar yaşadıkları için birebir bilirler. 40’ın altında olan insanlar da eğer okuyorsa, işte belgesel seyrediyorsa, meraklıysa, araştırıyorsa, yaşamış, tecrübe etmiş insanlardan dinliyorsa biliyordur. İşte kişi rektörse babası da valiydi. Onun babası da büyükelçiydi.
Yani şu, af buyurun tam tabiri söyleyeceğim, ulan Anadolu’lu, ulan köylü Türkiye’ye komünizm gelecekse onu da biz getiririz diyen Tandoğan örneğinde olduğu gibi, sen kimsin de komünizm getirir, sen kimsin de rektör olacak, sen kimsin de vali olacaksın, dolayısıyla sen kimsin de yönetmen olacaksın, senarist olacaksın.
Sen kimsin? Yani sinema gibi bu kadar kollektif, bu kadar efendim icra edilmesi zor bir sanat, sen kimsin de yapacaksın falan. Bu bakış açısı, tabi bu ülkenin muhafazakal mütedeyyin kesiminin de geleneksel sanatlar dışında sanata hep mesafeli olması beraberinde onları da haklı kıldı.
Biz neyiz ki, biz kimiz ki efendim sinema icra edelim dediler. Tamamen o alan boş bırakıldı ve o boş bırakılan alan tamamıyla nereye, kimlerin eline geçti? İşte az önce söylediğim zümrelerin eline geçti. Bugün zaten bu toprakları eğer sabetaycıları bilmiyorsa bir insan, dünyanın en organize tarikatı olan masonluğu bilmiyorsa anlaması mümkün değil.
Yani Osmanlı’nın son dönemlerini anlaması mümkün değil, işte cumhuriyetin kuruluşunu anlaması mümkün değil. Bu yapılanları özellikle 1920’li ve 30’lu yıllarda yapılanları, sonrasında 40’lı yıllarda olanları, sonra bu gerçekleştirilen darbeleri falan anlaması mümkün değil.
Bunları şöyle algılar. İşte 60 darbesi en önüyle Adnan Menderes’in arasındaki kayıkçı kavgası falan yani. Ne kadar yüzeysel, ne kadar basit. Yahut 20’lerde 30’larda yapılanları sadece o dönem bizi yöneten insanların batıyı çok sevmeleri nedeniyle falan diye algılar ki.
Yani ben de onların o masum kalplerine birer madarya takarım. O nedenle dünü doğru düzgün anlamadan, bu günü analiz etmek ve geleceğe dair tasavvurda bulunmak mümkün değil.
Şimdi dünü anlamadan dünün sanatını anlamak mümkün değil. Bu günü anlamadan bugünün sanatını da anlamak mümkün değil. O nedenle mesele hakikaten çok uzun. Mesele neresinden girip nasıl anlatacağımızı da bilmiyorum ama özetle şunu söyleyeyim.
Ben Türkiye sineması demeyi tercih ediyorum bu nedenlerden dolayı. Yani şöyle düşünsünler seyircilerimiz. Ta 30’lu 40’lu yıllardan itibaren Türkiye’de hazırlanmış çekilmiş filmlerde karakterler. Az önce verdiğim örnekten gideyim. Ayakkabısıyla evlerine giriyor. Ya ben bu kadar zengin insan tanıdım. Bu kadar zenginin konağına gittim, villasına gittim.
Sene 2000, 2010, 2020. Ya ben böyle bir şey görmedim. Acaba 1930’larda, 40’larda bu zenginler 50’lerde, 60’larda bu zenginler ayakkabıyla giriyordu da sonradan mı imana geldiler de vazgeçtiler bunu. Ama şimdi ben bugünkü dizilere ve bugünkü filmlere Yeşilçam’ın biraz daha imkan bulmuş devamı gözüyle bakıyorum. Kimse kendini kandırmasın. Bugün diziler işte Hülya Koçhid Oynamıyor diye Yeşilçam mahsulü olmaktan çıkmıyor. Evet. İşte Türken Şoray Oynamıyor diye bugün çekilen filmler Yeşilçam’ın, Yeşilçam geleneğinin devamı olmaktan çıkmıyor. Şahıslar değil, zihniyet intikal etmiş.
Hem zihniyet hem de konuları bir defa yani içeriği ne yapamıyor, değiştiremiyor. O kadar ki tamamen kendi toplumundan, kendi toplumunun sıkıntılarından, dertlerinden o kadar o kadar o kadar uzak ki.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir