"Enter"a basıp içeriğe geçin

Melikşah Sezen – Kitâbü’t-Tevhîd Etrafında Çıkartılan Şüpheler – Cumartesi Sohbetleri (7)

Melikşah Sezen – Kitâbü’t-Tevhîd Etrafında Çıkartılan Şüpheler – Cumartesi Sohbetleri (7)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=r1ZzUZ8APdY.

Yazma eser literatürüne vukufiyeti olmayan birisinin, yani günümüzde matbu eser gibi düşünüp, dijital platformda saklanan vesikalar gibi tahayül edip, böyle anladığını düşünüyorum ben yazma eser. Burada eğer, bunun ne kadar büyük bir hata olduğunu aslında şuradan anlayabilir. Biz bütün Müslümanlar olarak biliyoruz ki, Hz. Osman Efendimiz döneminde Kur’an-ı Kerim cem olundu ve istinsah edildi. Büyük beldelere de gönderildi sahabinin yazdığı Kur’an-ı Kerim musafları, musalar. Bunlardan hiçbir tanesi günümüze gelmedi. Bir tanesi bile. Ashab-ı ikramın bizzat kendisinin kalemi almış olduğu, yani istinsah ettiği Kur’an musalarından nispet edilenler var fakat, bununla inceleyen ulemanın herhangi bir tanesi bunu teyit edemedi. Yani bu nispetler yaklaşık olarak, o zaman dilimine yaklaşsa bile, bizzat Hz. Osman’ın kurduğu heyet, tim kaleminden çıkan nisalar olmadığını görebiliyoruz. Bu kadar önemli bir metin günümüze nasıl gelmiyor sorusunu, Kur’an-ı Kerim’den daha önemli bir metin olmadığını fark ederek aslında samimi bir insanın, ben demek ki bunu hata ediyorum. Yani böyle bir şey yapmamam lazım, demesi lazım.
İkinci önemli nokta, Kitab-ı Tevhid üzerinden konuşacak olursak, Kitab-ı Tevhid’in günümüzdeki tek nüsası, yünik nüsâ, Mîrâdî 1751 tarihinde, kitabın sonundaki ketebe kaydına göre, Mîrâdî 1751 tarihinde istinsah edilmiş. Bu otomatikman şunu gösteriyor, istinsah demek, çoğaltma demek. Yani çoğaltmanız için sizin şuradaki bir kitabı önünüze koyup, ona baka baka yeni nüsayı çıkartmanız demektir. Dolayısıyla elimizde bir tane bulunan bir kitap bile bize şunu haber verir. İkincisi de vardı bunun zaten otomatikman. İmam Matrûdî’nin 944 yılında vefat ettiğini ve Mîrâdî 1751 yılında nüsâsının var olduğunu tespit ettiğimiz metin,
bize gösteriyor ki aslında bu tek nüsâ olarak gelmedi zaten. Fakat bu nüsâ zaman içerisinde dediğim gibi farklı sebeplerden zayı oldu. İkinci bir durum da yazma eserlerin akıbetine dair, yine hep yazmalar üzerinden konuşuyorum ama mecbure, yazma eserlerin akıbetine dair, biz bugün Süleymaniye Kütüphanesi yazma eserleriyle dünyadaki en geniş yazma müktesebatına sahip ülkeyiz.
Ülkelerden biri izlemem bile yanlış olur, ülkeyiz yani. Çünkü 600 yıllık bir, hatta bunun büyük bir kısmı hilafetin de temsilcisi olması hasebiyle, başkentinde muhafaza olunan insanların, ulemanın buraya gönderdiği metinlerle ciddi bir kütüphanenin neşet ettiğini biliyoruz ve Türkiye’deki, Andor’daki bütün yazmaların da toplanıp Süleymaniye’de muhafaza edildiği bugün biliniyor.
Dolayısıyla buradaki katalog çalışmaları bile hala nakız. Yani biz bugün, elimizde sadece ülkenizdeki yazmaların tamamının muhtevasını bilmiyoruz. Bunların kataloglama çalışması hala devam ediyor. Bu güzel bir şey. Dünyada da aynı şekilde hala kataloglama yapılmamış, muhtevası bilinmeyen yazma eser kütüphaneleri mevcut. Dolayısıyla Özbekistan’da, yani mağduridilerin yaşadığı o bölgelerde depolarda muhafaza olunan yazma eserler çok. Fakat buralarda hangi eserlerin mevcut olduğunu tespit edebileceğimiz kataloglar, nitelikli incelemeler hala yok. Hal böyle olunca Kitab-ı Tevhid’in ikinci bir nüsası yok demek büyük bir iddia. Yani yazma eserleri hakkıyla vakıf olan birinin söyleyebileceği bir iş.
En fazla şunu diyebiliriz biz bugün bir nüsasını tespit edebildik. Ama kütüphanelerde hala elimizde ikinci nüsas, üçüncü nüsas olabileceğini gösteren işaretler var. Mesela son dönem Osmanlı alimlerinden Müstakimzade Süleyman Saadettin Efendi’nin Fatiha Suresi tefsiri içerisinde Kitab-ı Tevhid’e yaptığı atıf var. Yani Kitab-ı Tevhid’i görmüş, oradan bir pasaj paylaşıyor.
Yine mesela yazma eserde Süleymaniyye Kütüphanyesinde İmam Matürdi Marifetullah’ın Mertebeleri diye bir risale var. Bu risale içerisinde ben gördüğüm kadarıyla İmam Matürdi’nin Kitab-ı Tevhid’inden geniş bir bölüm pasaj alıntı yapmış. Demek ki bu alimler bu atıfları yaparken yani Osmanlı’da da çeşitli yerlerde de bu atıfları yapabilecekleri bilgiye zaten o malzemeyi o kitaba sahipti, ulaştılar. Fakat son dönemlerde işte Cihan Haribinden dolayı, şundan dolayı… Burada daha enteresan bir şey söyleyeyim, yakın dönemde vefat eden insanların bile kitapları günümüze intikal etmiyor. Mesela enteresan bir örnek, Muhammed Zahid Kevser’i 1952’de vefat etmiş bir isim. Malum Şeyhülislam Mekili. Buradan hicret edip Mısır’a gitmek zorunda kaldığında Türkiye’de yazmış olduğu kitapları yanına alma imkanı bulamıyor. Ve Türkiye’de yazmış olduğu yaklaşık 20 tane kitabın, kimisi 2 ciltlik, kimisi 3 ciltlik kitaplar bunlar. Yani öyle küçük risaller de şeyin arasında kayboldu diyebileceğimiz türden şeyler değil. Bu hacimli eserlerin nerede olduğunu 50 sene önce vefat etmiş olmasına rağmen alim, biz bilmiyoruz mesela bugün. Bu İstanbul’da yaşamış, Şeyhülislam Mekili yapmış, girdiği çıktığı yer belli, kütüphanelere giren çıkan büyük bir alim olmasına rağmen
yazdığı eserler bize ulaşamamış. Dolayısıyla hangi süreçlerden geçtik, yazım eser günümüze nasıl intikal eder, bir yazma nüsayarı takimi nasıl yapılır, bunun takiki, mesela biz Kitab-ı Tevhid’in takikini yapıyoruz. Bu takik nasıl yapılıyor? Tek bir yünük nüsra takik edilmez aslında, sadece neşredilir. Tevhid’in takiki dediğimiz şey, bir yazma nüsrayı, yazma nüsrayı alıp komple bilgisayara dizip, harap şeyiyle hatalarını düzeltip yayına sunduğumuzda tahkik etmiş olmayız. Buna tahkik denmez, buna neşir denir. Bir şeyi tahkik edebilmemiz için onun diğer nüsallarıyla mukabelede bulunmamız gerekir. Yani en hakikatli ibaretleri tespit edip ortaya çıkarabilmemiz için. İmam Maturidi’nin eserini tahkik ederken, Maturidi alimlerin Kitab-ı Tevhid’den yaptığı atıfları dikkate alarak bunu gerçekleştiriyoruz şu anda. Yani bu Kitab-ı Tevhid’i vaktiyle görmüş, bundan kitabına alım tutular yapmış, Nurettin Sabuni, Pezdevi, Semerkandiy gibi alimlerin, pek çok sayıda alimin yazdığı metinler günümüzde. Bunlar kimisi ilahiyat bahsinde, kimisi nübüvvet bahsinde, kimisi ahiret bahsinde Kitab-ı Tevhid’den, kimisi bir sayfa, kimisi yarım sayfa paragraflar alarak taşımışlar. Elimizdeki nüsaila bu kelam literatüründeki malzemeyi topluyoruz ve karşılaştırıyoruz.
Gerçekten günümüzde ulaşmış olan bu Kitab-ı Tevhid ile alimlerin atıf yaptığı, farklı zamanda yaşamış alimlerin yaptığı Kitab-ı Tevhid örtüşüyor mu? Bunu teyit ediyoruz. Tahkikliğin nüsaa bu şekilde gerçekleşiyor. Dolayısıyla biz bugün bu kadar önemli bir metin görülmediği, kayboldu denmesinin,
Sürdü Almer’in metinlerini de görmemiş olan insanların söyleyeceğini anlamamız lazım.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir