Melikşah Sezen – Osmanlı Eşarî mi Mâtürîdî mi? – Cumartesi Sohbetleri (7)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=sKwD9CVxmPY.
Osmanlı ulemasının dökümünü sunan metinler karşımıza aldığımızda, Osmanlı ulemasının tabakatını incelediğimizde, tetkik ettiğimizde alimlerin yazdığı kelam eserleri, akide eserlerini şöyle hızlıca süzdüğümüzde kendilerini telif ettiği metinlere baktığımızda maturidim metinlerle eşyari metinler arasında mukayese kabul etmez bir uçurum var
kendilerini telif ettiği metinler arasında söylüyorum yani maturidim metinler o kadar fazladır ki eşyari metinlerle mukayese kabul etmeyecek bir yıkün oluşturur bir anlam ifade eder tabi bu araya şey sokayım mı hocam bir yanlış anlama olması ihtimaline karşın yani biz burada bir maturidicilik kastıyla bu soruyu soruyor değilim yani eşyari olsa ne lazım gelir hak yani orasından sormuyorum
ama böyle bir iddia var ve eşyariliği bir kötü pozisyona sokarak böyle bir iddiayı dile getiriyorlar evet ben de tabi aynı kanaatteyim yani eşyarlık da hakim olsaydı herhangi bir menfi durumumuz söz konusu olmayacaktı aynı şekilde iftar edecektik ehli sünnet olduktan sonra bizim A ya da B fırkasında mensubiyetimiz bir iftar sebebi değildir önemli olan müslüman olmamız ya da ehli sünnet olmamızdır evet
fakat yani tarihi bir hakikati inceliyorsak da onu teslim etmek gerekir sadece bu kadar yani İstanbul’un fethi sonrasında sahne seman medreseleri kurulduğunda sahne seman medreselerin bir müfredatı tayin ediyor, tespit ediliyor buradan sonra işte Süleymaniye medreseleri kuruluyor İstanbul’da pek çok medrese ve Anadolu’da pek çok medrese bunu takip ediyor bu yüksek İttisas medreselerinde tabi pek çok kelam metni de okunuyor ama
Şerhül Akayt üzerinde konuşuluyorsa eğer evvela ona cevap vereyim o zaman tabi açalım hocam mesela Şerhül Akayt nedir? Necmeddin Nesefi isimli Maturidi alimin kaleme aldığı Mednül Akayt isimli Akayt Medni’nin Saadettin Taftazani isimli bir alim tarafından yazılmış şerhedir bir Maturidi alimin eserine bir eşari alim deniyor ama ben Saadettin Taftazani’nin de eşari olduğu kanalasında değilim
bu da mutlaka olarak söylenemez tarihte ihtilaflı bir durum yani Saadettin Taftazani’nin eşari olduğunu beyan eden insanlar olduğu gibi Maturidi olduğunu beyan eden amelde Şafi olduğunu söyleyenler olduğu gibi Hanefi olduğunu beyan edenler de vardır bu ayrı bir bahis tabi ama belli bir mertebeyi açtıktan sonra ulemanın bir kısım mezhepler arası tercih yapma hakları olur yani müştehit dercesine intikal ettikten sonra kendi içtihatlarıyla amel etme
imkanlarına kavuştukları için bazen tek bir mezhebi takip ve taklit etme zorunluğu onlardan kalkar Saadettin Taftazani de elhak böyle bir mertebede alim dolayısıyla Şerhüla Kayıt metmini tehlif ettiğinde onun hani itikadi kimliğinden bağımsız olarak söylüyorum çoğunluk eşari alim olduğunu beyan etmiş öyle kabul edelim bir an için ve öyle devam edelim ama şu açıktır ki Şerhüla Kayıt özelinde Saadettin Taftazani’nin kalemi aldığı aslında en hacimli ve onu andığımızda aklımıza gelen gelmesi gereken kelam metni aslında Şerhül Makasıttır Şerhüla Kayıt değildir yani bütün kelime anlayışını ortaya koyan metin Şerhüla Kayıt özelinde baktığımızda
Saadettin Taftazani’nin o metinden hareketle eşari olduğunu çıkartmak mümkün değil yani Saadettin Taftazani’yi sadece Şerhülakayıt okutulduğundan dolayı eşari bir alimin yazdığı metinden dolayı eşari olduğu insanların eşari eğitim gördüğünü iddia eden birileri varsa bu da yani ya metni tetkik etmemişler ya sadece alimin eşari olduğu konusundaki bilgi Şerhülakayıt’ın da eşari muhtevada yazıldığını zannetmelerine sebep olmuş ve bu sathi bilgiden dolayı hatalı bir neticeye varmışlar halbuki metni tetkik ettiğimizde yani okuduğumuzda eşarilerle mağtubdiler arasında ihtilaflı bahisler olduğunda bunların yani mesela tekvin müstakil bir sıfat mıdır biraz önce andığım evet diyor erkek peygamberleri biz kabul etmiyoruz şey kadın peygamberlerin varlığını biz kabul etmiyoruz eşariler kabul ediyor orada kabul ediyor bizim görüşümüzü işte imanda istisna bizi tasdik ediyor vesaire bakıyoruz ihtilaflı konulara geldiğimizde eşarilerin yanında şey mağtubdilerin yanında duruyor bu itikadi kimliğinden bağımsız olarak en azından şunu söylememiz gerekir sa’din tahtazani son olarak hangi itikadi mezhebeye yakın olmuş olursa olsun ama bu metni yazdığında metnin yazılırken ortaya koyduğu tablo mağturi değil bir alim perspektifindendir dolayısıyla biz şerhül akayt okunduğu için osmanlı ulemasını eşarlilikle ispat etmemiz doğru değil ikincisi de osmanlı ulemasının okuduğu tek metni şerhül akayt zannedip de bütün osmanlının kelami şeyini bunun üzerine bina etmek de ciddi bir hata bir boşluk bir problem mesela fatih döneminin saniye semanından bahsettim ya fatih döneminin ulemasından hızır veycelevinin kaleme aldığı kaside-i nuniye diye bir meşhur akayt metnimiz var bu kaside-i nuniye üzerine yazılmış yani elli yaşkın şerh var bunlar osmanlı alimleri yazdı ilk başta da kendi talebesi molla hayali yazdı sonra devam etti bu şerhler bu şerhlerin tamamı hem metin akayt hem de yazanlar maturidi bunlar da okutuldu oca yazdı yazdığı kitabı rafa koydu kimse görmedi duymadı hayır bunların üzerine haşiye de yazıldı yani elden geçti ulemanın şeyi içerisinde oldu el-fukkuletber şerhleri bunlar daha çok maturidi metnler el-vasiyye şerhleri yani hanefi fıkkının siracüddin uşinin el-emali isimli akide metni şerhleri yine metn-ül akayde saadettin taftazani dışında şerh yazan alimler de var yani tek şerhte bu değil bunun dışında yazılan şerhlere bakıyoruz pek çok yine maturidi alimler tarafından yazılmış ve okunmuş dolayısıyla burada belki yani yine masumane tabirle
Osmanlı ulemasının elinden geçen kelami eserlerin neler olduğunu
tam manasıyla inceleme imkanına kavuşmadığımız için hataya düşülüyor olabilir diyelim
İlk Yorumu Siz Yapın