Mevlana’dan Öğütler: Prof. Dr. Emin Işık
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=WbmQjw6MFZU.
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Efendilerimizin, Ezwacı Tahiratı, Ahli Beyti Mustafa’nın, Evlad-ı Resulün, Ashab-ı Resulün, Atba-ı Resulün, Din, Millet, Memleket, Vatari’nin yoluna hizmet etmiş ve tarihe mal olmuş bütün büyüklerimizin, geçmişlerimizin, şehitlerimizin, gazilerimizin, yiğitlerimizin ruhları için. Bir cümle Pirane-i İzzav ve Dervişan-ı Kiram’ın Kha-as-satet Mevlana Celal-i Din-i Rumi, Peder-i Aliler-i Sultan-ı Ulema Bahauddin Veled Burhaneddin Muhakk-ı Kıtırmizi, Şems-i Tevlizi, Salaheddin Zekud, Musabeddin Çelebi, Sultan Veled, Ulu Arı Çelebi ve Bülcüm ve Çelebiya’nın, Han-ı Şan’ın, Dervişan’ın, Mesnevi Şahrihlerinden Ankarayi Hazretlerinin, Bosnevi Hazretlerinin, Bursa’vi Hazretlerinin, Abidin Paşa’nın, Kenan Rukai Bey’in, Şefikcan Hocamızın, Tahirul Mevleri Hazretlerinin, İhtatlı Hari Bey’in, Selman Dedem’in ve bu yıla hizmeti sefbet etmiş bütün geçmişlerimizin, diğer hocalarımızdan, müstatlarımızdan, üzerimizde hakkı bulunan ümmeti Muhammed ve nâhirete gidenlerin ana ve baba akraba ithal yukatımızdan,
ve adem aleyhi selam’a kadar iman ile geçip gidenlerin keav ve sünn-ü rukar için.
Allah rızası için ve Fatiha.
Tûm-e dumara bedân şehvâr nîst, bâ kerîmân kârhâ düşvâr nîst. Huzura varmak için bende takat yok deme, büyüplerle iş görmek zor değildir, gam yeme. Bugün konumuz edep. Edep, Hakka, hakikata, büyüğe, büyüklüklere,
kutsalâ saygıda olmak demek. Mesela, ezan okurken susmak, konuşmamak, ezanı dinlemek bir edep icabıdır. Dehortlar radyo dinliyorsam, televizyon seyrediyorsam, onun sesini şöyle biraz kısmak, o edana ürmettir. İşte bu edeptir.
Bizim inancımızda, yiyeceklerin içinde ekmek kutsaldır. Ekmek çarpsın. Üzerine yemin edilir. Ekmek hakkı içindirler. Tuz ekmek hakkı içindirler. Tuz da ekmek de baş mühimettir. Ötekiler de mühimettir. Ama bunların biraz kutsalları var. Her mühimet güzeldir, her mühimet isteme.
Üzerine sorarsan su hepsinden de mühimettir. Çünkü hayatın kendisidir. Kağıt kutsaldır. Çünkü Kur’an yazılıyor buna. Eskiden patates kağıtları bile, tabi aynı harfleri olduğu için onları da bir yerde gördükleri zaman
bir yer alıp yüksek bir yere koyuyorlar. Ben derdim ki o Kur’an sayfası değil, olsun mu? Kağıda kullan yazılıyor. Şimdi o bizim dedelerimiz, inelerimiz, kağıdın tuvalette kullanıldığını gösterenler hep bizi tabi bilirler. Bunlar kağıtların kutsallığına inanmıyorlar diye. Hepimizi kafir inanıyorlar. Bunlar inançlar. İnanç halkı kutsal kabul etmeye şeylerdir. Ekmek mesela. Ekmek yürütülür. Ya hayvanlara yedirilir, ya düşmüş çamura bulaşmış, bana kimsenin yemeyeceği bir şeyse, onu da oraya duvarı üstüne koyarlar. Dedebler yaparlar, yukarı bir yere. Basılmasın diye. Ayak altında bana basılmasın diye.
Ekmek, kuru da çamura bulan kuru da her şeyiyle kutsal olur. Böyle. Evet, kutsalı olmayan insan değil. İnsanın insanı insandır. Sadece kutsalı olan canlı, solucandan file kadar kutsalı olan tek canlı insandır. Eğer insanı tarif etmek gerekirse, insan kutsalı olan da kutsala saygısı olan kimsidir.
Canlı türüdür demek gerekir. Çünkü din zaten. Kutsalın aslında da din vardır. Cenab-ı Hak’tan bize edeve muvaffak kılmasını dileyelim. Diyor Hazreti Melda’nın. Eskuda acuyi. İstiyorum Allah’tan. Tevfik edep.
Beni edeve muvaffak kılmasını istiyorum. Bir edep mahrumi geçten lütfüram. Eğer bir adam edebi yoksa, o da Allah’ın rahmetinden mahrumdur. Çok güzel bir giriş değil, Hazreti Melda’nın. Kornuya böyle geliyor. Allah’tan bizi edepli olmak olursunda başarılı kılmasını diliyoruz. Eğer bir insanın edebi yoksa,
Allah’tan Allah’ın rahmetinden mahrum kalır. Bizi en çok Allah’a yaklaştıran şey, ona duyduğumuz saygıdır. Gösterdiğimiz saygı. Namaz zaten olur. Allah’a saygımızı sunmaktır. Hem de severiz. Aşk ile şerit. Allah’ım iyi ki sen varmış. İyi ki sen gibi, senin gibi bir Allah’ım. Senin gibi bir Rabbim’e de. Aşk ile secdeye kablanmaktır. Allah’a olan hürmetimizin ibadetidir namaz. Uruç merhametimizin ibadeti. Şeffetimiz artsın, merhametimiz artsın. Aç kalanların halini anlayalım. Onların hayatını yaşayıp, onlara yakınlaşalım diye. Şimdi belki haftaya bir şey olacak. Bizim hocamız, öğretim deyin. Bir şey var. Hatırasından bana anlatılan bir şeyler vardır. Onu kimseye pek fazla yazdığını da zannetmiyorum. Onu ben haleme aldım. Bir ruhban okulunun, lise seviyesindeki bir ruhban okulunun mezuniyet töreninde bir kardinalin yaptığı konuşmayı taklitmiştir bana hocam.
Ben de onunla işittiğim kadarıyla uzun bir konuşma ama bir özetleyerek. Yani şöyle bir sayfaya sürdürdüm. İnşallah onu haftaya okuruz. Ona nasıl anlatıyorum. Siz diyor okulu bitirdiniz. Rahip olacaksınız artık diyor. Siz kendiniz olamazsınız diyor. Siz İsa’nın çocuklarısınız.
Sizin kendi şahsi hayatınız olmayacak diyor. İsa’ya benzemek zorundasınız diyor. Eğer İsa’yı seviyorsanız, onun yolunda hizmet edecekseniz hadreti İsa gibi yaşamışsınız diyor. Dünya malına kıymet vermeyeceksiniz. Sizin güzel emmiseleriniz olmayacak, arabağınız olmayacak, dünya nimetleri olmayacak, olmayacak, olmayacak. Çünkü diyor, İsa gibi olmadan İsa’yı sevmek mümkün değildir diyor.
Öyle. Siz hatta baba oğul diyor. Siz Allah’ın hizmet ordusunuz diyor. Ona adadınız. Ona adadık sizi falan. Böyle çok müthiş bir konuşma. Keşke onu bizim din adamlarına tercüme edip, beslek imamların ezinlere hizmetledir. Nasıl yapılır? Nasıl o inancın değeri?
Yani biz de dedik ki, Hz. Muhammed’e benzemeyen bu işte boşuna yorulmasın. Çünkü bu peygamber yoludur. Peygamberin izinden gideceksin. Ona benzemek zorundasın. Eğer onun yolunda hizmet etmek istiyorsan, onun gibi olacaksın. Başka çare de yoktur. İşte evliya olmak odur. Vârisi, peygamberi dediğimiz, peygamber varisleri dediğimiz, işte o tatva sahibi,
gerçek ehdurlar dediğimiz evliya onlardır. Oradan peygamberin zaten Muhiddin-i Arabi’nin şeye yazılıyor. Zahretli’nin yazılıyor. Bir mektupta da aynı şey diyor. Vârisi peygamberi olmak diyor. Sadece peygamberin ilmine sahip olmak değildir diyor. Biz çok şey biliyoruz. Ashabdan fazla biliyoruz biz Müslümanlara. Peygamberin haline sahip olmaktır diyor.
Esas miras sahip olmak, onun varisi olmak, onun haline, ahlakine sahip olmaktır diyor. Biz şimdi onun ilmini öğrenmeye çalışıyoruz ama bizim alimin ilmini bilenler de, ahlakine ben yanaşmıyorum. Yani peygamberin ahlakına, bir de mirasçı olmaya, sahip çıkmaya yanaşmıyorlar. İşte evliya onlar, peygamberin hem ilmini hem ahlakına sahip olanlardır.
Zaten onlar yaşıyorlar. Hani ismini duyduğunu işte Mevlana gibi, Muhiddin Aravi gibi, Şah-ı Nakşibend gibi, Abdülhamid’in, Geyrani gibi, büyük Kuran-ı İzam dediğimiz büyükler, Feriden, Yunuslar, Şeyh Şabanı ve eyyare, Emir Sultanlar say sayabildiğin kadar. Bizim memleketimiz o vakitinden çok zengildir ve biz manevi bakımdan zengin bir millet sayıverir.
Bunlar servetlerdir, manevi servetlerdir. Her milletin bu kadar evliyası yok. Bunu da size söyleyeyim ya. Bir tane iki tane var. Biz o vakitinden çok zengin bir milletiz. Ve bizi tutan onlar da merak etmeyin. Hala bu milleti yaşatan bu millet de, işte o maneviyat erlerinin geçmişte yaptıkları emekler verdikleri hizmetlerdir. Evet,
اَنَّتَكُمُ الْرَسُومْ فَخُذُونَ وَمَنَهَكُمْ عَلُّمْ فَنْتَهُونَ Ayetini okuduğum, Haşr Suresinin yedinci ayeti. Şimdi diyor ya, ayette var mıdır, Kuran’da var mı? İşte Kuran’da var. Hadis mi Kuran’ı vur lan? Sen ne? Sen muhaddis mi olacaksın? İşte sıra ben bilat edeyim. Bu diyor ayet dedi, hadis mi? Hiç fark etmez. Peygamberin ağzından çıkmışsa,
o söylemişse, işte ayet olsun, isten hadis olsun. Hiç fark etmez. Sanki sen ayeti başkasından öğrendin ki, Peygamberin hadisini küsürsüyorsun. Ayet dediğini de o öğretti sana, hadisini o söyler. O ilmi bakımdan karışmasın diye, ayetten, hadisten birbirinden karışmasın diye, o ulemanın işidir. Bu tefrikli yapmak senin işin değildir, haddine de değildir.
Sağ kurarak ayet, kelabullah, başka bir kelabına karışmasın diye, hadis ayeti karıştırın. Her şeyi etmiyoruz. Ahireti tutuyoruz ama, hüküm bakımından gelince, işte buyur ayet, buyur ayet nedir? وَمَا اَتَكُمُ الرَّسُولُ فَقُذُوهُ Ayet emrediyor. Peygamber size bir şey emrederse onu tutun diyor. Yapın. وَمَا اَتَكُمُ الرَّسُولُ Peygamber size bir şey verirse emir, yahut da mimet, neyse.
Hüküm, para, فَقُذُوهُ Ona sarılıp bunu tutun diyor. Onu kabul ediyor yani. وَمَا اَتَكُمْ عَلْبُ فَتَعَلْ Size yapmayın dediği şeyi de yapmayın. Allah yetki veriyor Peygamber’e. Dik gönderiyor. Sen şimdi diyorsun ki bu hadis bu o kadar önemli değil falan. Sen ki yani böyle olur mu? O da onun emridir, o da onun emridir.
Mesela başka bir misal veriyor. Ezan, Ezan-ı Muhammedidir. Kur’an’da Ezan-ı Medni yoktur. Allahu Ekber vardır. La ilahe illallah vardır. Kelimeleri vardır ama Ezan olarak, betin olarak Ezan Kur’an’da yoktur. Ve Ezan için cihat ilan edilmiştir. Sünnettir ama sünnetlerin en büyüğüdür.
Sen oruç tutup tutma önüne bakmıyorsun. O senin kendi şahsi işindir. Ama Ezan-ı Muhammed’in topluluğunun işidir. Sünnettir ama şahil İslam’dandır. O menetetin Müslüman ülkesi olmadığı Ezan da belli olur, minareler de belli olur. O bayrak gibidir bayrak. Cevirleyici bir özelliği var. Hz. Halid gitti mürtetlerin aşiretine sabahleyin. Bekledik. Sabah namazına kadar bekledik. Namaz vaktine kadar bekledik. Ezan okunmayınca hücura girmek. Bunlar dinlenmişler çünkü Ezan okumadılar. İşlerinde inanmış Müslümanlar da var adam. Hiç dinlemedi. O aşiret şey ettiler.
Bekledik. Sabah namazına kadar bekledik. Ezan vaktine kadar bekleyeceğiz. Ezan okunmuyorsa dokunmayacağız. Ezan okunmuyorlarsa dinlenmişler. O kadar benzer bir şey var Ezan’ın. Sünnettir de şimdi Ezan’ı terk mi eder? Bir de akdirde minarelerimi yıkacağız. Öyle şey olur mu? Var böyle salak kafalar.
Bu Süleymaniye minareler bunlar. Hep siliyor sonradan ama bir daha. Böyle manyak. Bilmiyor. Kültürün neye yaradığını bilmiyorum. Orada. Siz Mostar’a gittiniz mi bilmiyorum. Yakın zararda. Bizim minareler onların kilise çanlarından daha yüksek. Nereden baksam minare görünüyormuş. Kiliseler de var ama minareler kadar uzaktan görünmüyor. Kocaman bir kule yaptılar. Bizim minareler 2-3 koyunda böyle. Vallahi 70 metrek ne yüksek bir de. Onun üstüne de kocaman bir hac koydular. Minarelerle yarışmak için. Mostar’ın şehit tarafında. Kırvat bölgesinde karşı mahalle. Köprünün öbür tarafında. Dediler bunu yeni yaptılar. Bu şeyden savaştılar. Mostar’ın savaştığından sonra. Dediler bunu yeni 2-3 sene önce yaptılar. Sırf minarelerin karşısında eziplik duyumusundan kurtulmak için. Evet. Allah adına yapılacak her şeyin. Onun şanına yaldı ayak olmasınlar. Allahu Ekber diyorsun. Subhanallah diyorsun. Onun için ona layık olacak. Büyük, muhteşem olacak yani. Eczat onları yaptı. Şimdi yol boyu gidiyorsun. Şehirlere var işte. Motelde, istasyonlar falan var. Lokanda var, günlerinde. Hepsi bütün koca koca bir agaryamakta. Orada köpek kulübesi gibi mescit yapıyorlar. İşte o zaman, ecdadımızın dine bakışıyla şiddeki neslin dine bakışı bu. Namaz kılmak için oraya dönüp, hem de tuvaletin dibine, bitişine, bakınca böyle üzülüyorum. Namaz kılıp kılmamak ayrı şey, o mescidin, röze vatanı, muhteşem olup olmaması başka bir şeydir.
Namazı da evde de kılarsın, arabada giderken de kılarsın. O başka bir şeydir. Allah için yapılan şeyin mutlaka güzel, muhteşem ve gösterişli olması lazım. Allah’a layık olması lazım. Kainatın sahibi ya. Onun adına yapıyorsun. لَقَدْ كَنَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللّٰهِ اُصْفَةٌ حَسَبَةٌ Muhakkak ki sizin için Peygamberin kendisinde bir güzel örnek vardır. اُصْفَةٌ حَسَبَةٌ Çok güzel bir örnek vardır. لِمَنْ كَنَ يَطْيُ اللّٰهَ وَلْيَمَّ الْاٰخِرِ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَسِيْرًا Ahiret gününe inanan ve ahiret saadetini isteyen, Allah rızasını isteyen,
Ve Allah’ı çokça zikredenler için Peygamberde örnek vardır. Yani Allah’ı sevenler için. İşte Habibullah diyoruz Peygamber’e, Allah’ın sevgilisi diyoruz. Bir tanesi de dedi Halil bakar da İbrahim Halil ayet var. Hz. İbrahim için Halibullah tabiri vardır Kur’an’da. Fakat Habibullah tabiri yoktur.
Birisi dedi ki sen bu yüzden mi dedin? Nereden Habibullah diyorsun? Kur’an’da yoktur bu tabiri dedim. Halibullah var Allah’ın Hz. İbrahim için. Allah’ım baktım hakikaten adam doğru söylüyor gibi. Ama bunu biz taa günü asad devrinden beri Habibullah Habibullah Habibullah diye söylüyoruz Peygamber’e. Bunun bir dayanagı olması lazım. Tabi bulduk sonradan. Ayetten bulduk yani Kur’an’da. Yoksa bizimkiler ya bizim eski oğlan kendi yanından uydurmaz ki. Mutlaka ayette ya şeyde o hadiste onun bir mesleği bir dayanagı olması lazım.
Geldiler mecramdan bir heyet geldi. Peygamber efendimizle cederleşiyorlar tabi. Biz dediği Allah’ı çok severiz dediler. Hristiyanlar gerçekten de bunlarda da çok Allah’ı sevenler vardı. Yani hepsi boş değil ama bu işte şey genel önemlidir.
Yani bir milyonun içinde beş tane Allah sevgili, Allah’ı seven çıkmış o bir şey değil. Hristiyan dünyasının mağbetlerine, caniye, kiliselerine, ibadetlerine, düşkünlüğünün oranı mühimdir. Oranı çok önemlidir. Fransa’da aydınlar bir dahadır.
Yani lise tahsilinden daha yukarıda tahsil yapmış, profesör olmuş eğitim seviyesi yüksek olanlar daha koyu katoliktir. Cahil dediğinin aman takılmışlar, iççi kesilir falan filanlar onların dinle imanla alakalar falan yapıyorlar. Birazını içen, akısını içen, işine gücüne bakarlar böyle.
Komünist memleketlerde, avam tabakasının sayı itibariyle din darı daha çoktur. Mesela Polonya’da ilkokuldan daha yukarı tahsil yapılıyor. Tahsil yükseldikçe din darılık serisi azalıyor. Mesela lise mezunları içerisinde yüz tanesinde otuz tanesi yok, pazar gibi kiliseye gidiyorsa.
İkisi de katolik olduğu için. Bunlar yapıldı yani şeyler yapıldı bu araştırmalar. Çok iyi güzel de yapıldı. Biz yapmadık. Onlar yaptılar, biz birerde tercüme ediyorlar. Yani o istatistiklerde. Peki bunun sebebi nedir? Sebebi belli. Komünist memleketlerde eğitim sisteminin içinde din düşmanlığı da vardır.
Okudukça okudukça üniversiteye gelince, mesela ilkokul mezunlar arasında yüzde 50, yüzde 50 ise kiliseye giden liseye çıkınca bu yüzde 30’a düşüyor. Üniversite mezunları arasında da yüzde 5’e iniyor. Halbuki Fransa’da aksi, tahsil yükseldikçe kiliseye gidenlerin sayısı çoğarlıyor. Bu neden? Oradaki eğitim sisteminde. Yani Fransa’da eğitim sisteminin içinde din karşıtları, din yasarı falan yoktur. İstediğin kitabı okuyabilirsin, istediğin kadar hatta din arası yapabilirsin, istediğin kadar katolik olabilirsin. Ama şeyde komünist memleketlerde bu 100 senedir böyle uygulandığı için böyle oluyor. Şimdi biz de gelin bakın bakalım hangisine uyuyoruz biz?
Tansi seviyesi yükseldikçe Fransa gibi dindarlığımız artıyor mu? Yoksa dindarlık dediğimiz şey daha aşağı tabakaların elinde mi? Emrinden yahut onların şeyinden mi? Bizde de yasaklandı da onun için biz komünist memleketlere benziyoruz doğrusu isterseniz. Yani böyle. Çünkü bir layık sistemden geliyoruz.
Din hayatı taa 1960’lara kadar okullarda din dersi yoktu vesayedir. Hatta şimdi eski nesil ve yeni nesil arasında bile farklı olur. Yaşı benim gibi böyle 70’in üstünde olanlarda daha okumuş seviye bende dinler daha azdır.
Yani işte 1960’tan sonra doğanda biraz din dersi falan gördükleri için 50’in altında yaşa 50’in altında olanlarda bu problem bu kadar şey değildir. Bari değildir. Ama bizim neslimizde açık şekilde din düşmanlığı yapılmıştır. Şeyin içinde eğitim sistemi içinde.
Şimdi Allah bizi inşallah yine Fatih Devmini olduğu gibi 70’ler 70’e cahiliyle alibiyle profesyonel ile bilimlilik ilk okul mezunu hepsiyle dinle bağlı peygamberle bağlı bir nesil bir şey yetiştirmek lazım. Bu böyledir. Evet.
Kendiler dediler ki biz Allah’ı çok severiz. Şimdi her kime söylesem Allah’ı çok sever ama hiç dediğini yapmaz. Sevgi kuru bir iddia değildir. Sevgi sevgilinin emrini yerine getirmekle benziyor.
İşler sevgi şeydir. Allah’ı seviyorsan emrini tutmak lazım. Dedigini yapmak lazım. Ayet geldi Peygamber efendimiz’e. Allah’ı seviyorum diyenlere söyle diyor Peygamber efendimiz. Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana uyur. Bana itaat ediyoruz.
Allah Peygamberine diyor. O Allah’ı çok sevdiğini söyleyenlere sen de ki eğer siz Allah’ı seviyorsanız gerçekten seviyorsanız bana uyur. Allah da sizi sevsin. Habibullah kimdir? Muhammed’e uyanlardır. Dikkat edin mesela. Muhammed’in kendisi biraz daha yukarıdadır.
Habibullah biziz biz. Muhammed’in sünnetini yapanlar Allah’ın Habibullah’ıdır. Ayet öyle diyor. Sonra bunu araştırır. Araştırma değil yani takılıyorsun karşıya çıkıyorsun zaten merak ediyorsun. Ayet gelir sana kendini gösteriyor tosluyorsun.
Yani Peygamber’e Habibullah demesi eğer uyanan Habibullah oluyorlarsa onun kendisi haydi haydi Habibullah’dır. Onun için demişlerdir Peygamberimize. Ümmeti de Habibullah’dır. Zaten Miraç’tan Cebrail aleyhisselam Peygamber efendimiz’den şeyden başladılar.
Adem, Nuh ve ondan sonra İsa 5. katta bulsa Yakup öyle bitti. 7. katta da İbrahim, Makam-ı İbrahim olarak. Şimdi bizimkiler Makam-ı İbrahim’i nasıl kuracağız diye birbirlerini çizmiyorlar.
Ya Makam-ı İbrahim bir mekan değildir, bir yer değildir. Makam-ı İbrahim, İbrahim’in Allah kapındaki mehtemesidir. O kabe’nin yanında Makam-ı İbrahim denilen şeyin karşısında hemen kapının karşısında, kabe kapısının karşısında orada da bir şey var zaten böyle kafesli bir yer var o bir işaret. O duayı orada yapmış Hz. İbrahim.
İşte, Vahiz Yakvı İbrahim ırkı, Vahide minel beyti ve İsmail şöyle adam boyu çıkınca kabe’nin yanı dediği burada, orada dua yapmış. O Makam-ı İbrahim orası olma diye söylüyorlar. Makam deyince tabi yer anlaşılıyor aynı zamanda. Halbuki Kuran’daki Makam-ı İbrahim, İbrahim’in mehtemesidir. Allah kapındaki makamdır. Değeridir.
Protokollaki şimdi, askeriye de var mı işte? Subahit General, Tuğ General, Tüm General, Nukor General, Or General falan böyle rütbedir bu, manevi rütbedir. O bakımda. Cebrail gösterdi. Ya Muhammed dedi, burası Hz. İbrahim’in makamıdır. Yanındaki makam da senin ümmetinin makamıdır dedi.
Yedinci kat gökte. Biz yedinci kat göklerken de yine bu gökün katlarını anlıyoruz. Manevi semanın yedinci katlarındır.
Raktoluk o şaha yetmiş bin kicam. Allah’la aramızda olan mesafeler, Allah’ın bizimle olan mesafesi yok. Allah mekanda mesafeden münezzehtir. Biz bizim problemimiz Allah’a uzaklık yakındık.
O bizim şeyimizdir. Kendi günahlarımız bizim Allah’ın olmamıza perde oluyor. Kara kara perdeler oluyor. O kadar. Ruh dünyalıdır. Onunla da mekan mesafe değildir aslında. İşte raktoluk o şaha yetmiş bin kicam, yetmiş bin perde diyor açıldı açıldı açıldı ve Peygamberimiz Cennet-i Hak ile yüz yüze geldi.
Göz yüze geldi. Taba qawusayn-i evadda. İki kaşın arası kader diyor mesafeden. Peki Muhammed oldu. Muhammed Muhammed’ti. Allah da Allah’tı. Hiçbir zaman bir kulun Allahlaşması, Allah olması mümkün değildir. Böyle bir şey yok. Böyle bir saçmalık olmaz. Böyle dudak dudağa, göz göze, taş başa, kipkikler yan yana olsa bile Allah Allah’tır. Muhammed Muhammed’tir. Zaten onun nasıl bir şey olduğunu da bilmiyoruz. Ben gördüm dedi Meyana Efendisi. Nasıl gördüm dediler? Anlatılmaz dedi. Neyi anlatacağız?
Evet. Habibullah kabili Peygamberimiz için fazlasıyla geçerlidir. Çünkü onun yüzünden gidenlere Allah Habibullah rütbesini veriyor. Kur’an öyle veriyor. Peygamberimize Ebu Betir sordu dedi ki Ya Rasulallah sendeki bu nezaket, sendeki bu yüksek anlayış, sendeki bu merhamet.
Nasıl oldu dedi sen bunu? Nasıl elde ettin dedi. Edde beni Rabbim ve ahsana te’adibi dedi Peygamber’e. Bu benden değil. Rabbim beni böyle terbiye etti dedi.
Dikkat ediyor musunuz Peygamber’e? Rabbim beni böyle yetiştirdi, böyle terbiye etti. Ben buyum deyip de böbürlenmiyor, kabarmıyor, kibirlenmiyor. Onun Allah tarafından bir lütuf olduğunu, bir nimet olduğunu kabul ediyor. Ben de beni Rabbim ve ahsana te’adibi. Beni Rabbim böyle terbiye etti ve çok da güzel terbiye etti dedi. Peygamber efendimiz’e sonsuz bağrılığı bulunan Evliyaullah Hazreti de Edeve riayet hususunda Ferukhala’da dikkat gösterirler.
Ey aşıklar, nefsinize edeple tezine girin. Aç yollarının hepsi de edepten ibarettir.
Din büyüklerinden Ebu Haps Kebir, Kuddis-i Sirruh tasavvufu şöyle tarif etmiş. İşte tasavvuf tasavvufu çok konuşuyoruz efendimizin. Tasavvuf baştan başa edepten ibarettir. Tasavvuf tasavvuf diyor. Acaba bu tasavvuf nedir? Edeptir, terbiyele olmaktır.
Her vaktin, her halin, her makamın edebi vardır demiş. Hazreti Mevlana ayet ayet heve giy mavi kur’an edemez diyor.
O sırada ben şey, Çelişimlikşah aç gözümü diyor. Bu bir bil ve bak cümle kelamullah’a bak. Baştan sonra kelamullah’a bak. Ayet ayet heve giy mavi kur’an edemez. Ayet ayet kur’anın bütün manaları edepten ibarettir.
Aç gözümü, Kur’an’a dikkat ettim. Neyi öğretiyor bize? Mesela Hazreti Musa.
O Firaun’un sihirbazları Hazreti Musa ile karşılaşınca Firaun’un emriyle büyük bir sihirbaz geldi dediler Musa’ya. O da bütün kendi ülkesindeki sihirbazları topladı ve karşılaştı dedi. Bir nazara yaptılar. Hazreti Musa bekliyor. Onlar da bir grup halinde. Onların sözcüsü dedi ki,
Siz mi dedi başlayacaksınız gösteriye yoksa biz mi başlayalım dedi.
Hazreti Musa dedi ki buyurun başlayın dedi. Allah diyor bir peygambere karşı böyle edepli davrandıkları için onlara hidayet nasip etti. Hem de kollarını ve bacaklarını kesilmesi pahasına Müslüman oldular. Dediler ki biz Musa’nın dinine inandık. Çünkü bu sihir değil. Bu başka bir şey. Bizim bildiğimiz sihir. Mucize tabi yani. Mucize karşısında hakkı kabul ettiler. Ama ilk başlamışlar diyor Musa’ya saygı gösterdiler Hazreti Musa’ya. Allah da onlara o edepli davranışlarından dolayı şey ediyorlar.
Bazen çok hoşuma gidiyor. Maç bir takım şeyler dolayısıyla duruyor. Hakan atış yapıyor. O da şey olsun diye kaleciye çekiyor mesela şu tür. O tarafa veriyor. Yani buyurun siz başlatın buyurun falan.
O da bir saygı ifadesidir. O da güzelmiş. Bizimkiler vaktiyle Kore’de cuma namazına gittiler diye kıyamet yaptılar Hazreti Mehmet. Biz siz oraya cuma namazı kılasınız kıyamı gönderdik. Maç filminden takip edersiniz. Biz size oraya watch yapmaya gönderdik falan bir sürü. Ya bırakın yani bu madde denilen şu beden eğer morali yoksa inancı yoksa beş para yetmez. Beş var samandır. Bütün işlerimiz inancınıza dayanır. İnanıyorsan müçtü olduğuna, yeneceğine inanıyorsan yenersin. Bu kadar. Korkak korkak başlarsan dört sopaya gelip gelirsin. Nasılsa bir maçı alamayacağını diye çıkarsan alamazsın. Her iş böyle. Ben bu işime soracağım dediğimde ama başararsın. İmandan alır. Eğer aklınızdaysa o bir şey var ya kökler diye bir film çevrildi vaktiyle.
Onun başında birinci bölümünde o daha kaçırılmadan önce kendi ülkesindeyken sülün alıyorlar sülün okla. Yaşlığı bir ihtiyar var aşiret reisi o şey obanın reisi. Böyle belki 90 yaşındadır ama.
Çocuklara ok dersi öğretiyor. Bu diyor bilek. Bu yürekten kuvvet almazsa sen oku isabet hedefe ulaştıramazsın. Eğer bu okun hedefini vurmasını istiyorsan bu bilek yürekten tümü, yüreğini kullanacaksın. O kadar hoşuma gitmişti ki. Her işe böyle. Hele ibadet dese ve yüreğini kullanırsan bak bakalım namaz nasıl bir namaz olur. Ama yüreğin başka yerde, kafan başka yerde, aklın başka yerde. Gözünle böyle camları seyrediyor seyahat.
Sen yatıp tatman sadece tavuğun yem yemesi gibi işli oluyor. Yürek yürek her yerine yürek verecek. Akılatın akılat olması için, dilin ibadetin ibadet olması için, işin iş olması için. Hatta yemeğin yemeğin tencerede ki yemeğin doğru dürüst lezzetli yemek olması için hadi oraya yüreğini koyacak.
Bizim Hicabi var var var hakim. Allah rahmet eylesin. Yemek tencerede kadın tencerede olmaz olmaz deriz. Karşı karşıya ataklarında konuşuyorlar. Orada da cayır cayır yanıyor yemek tarihi. Annesi demiş. O da annesinden mahveder bir rahmet olsun. Annesine de rahmet olsun kendisine de rahmet olsun.
Hazıyız biz de. Yemek tencerede kadın tencerede olmaz efendim olmaz deriz. Yaşlı yemekle hakimle. Hicabi bey, Hicabi Fıratlı.
Yaptığın işe aklını da vereceksin, kalbini de vereceksin. O zaman iş olur. Kerdemez aklı sualiki çubbaşak iman akılder luşi dilen gıfdeyi muki iman.
Sual ettin. Sordun diyor. Sual kerdan. İman nedir diye. Akından sordun diyor. Akıl bana dedi ki, kalbimin kulağına söyleyerek bana dedi ki, çok güzel bir şey. Hazreti Meydan’a bakmıyor.
Ben diyor aklıma sordun. İman nedir diyorsun. Aklım da diyor, kalbimin kulağına eğildi. İman ezektir dedi.
Ey Şems-i Tebriz’i, sen sırrı ilahisin, sus. Dünya gecesini aydınlatacak ışıkların en parları edeptir. Dünya gecesini aydınlatacak ışıkların en parları edeptir.
Edep, hakka, hukuka, insana, kutsala saygılı olmaktır. Onların karşısında eğilmek ve kabul etmektir. Hakkı kabul etmektir.
Hatta şöyle diyorum, istersen gayrimüslim olsun. Haklıysa sen haklılar yana olacaksın. Din kardeşin haksız dava ediyordu. Sen de şahitlik yapıyorsun. Ama biliyorsun ki oradaki Ermeni veya Rum neyse negavur bildiniz.
Haklı. Sen kardeşini kayımayacaksın. Hakkı tutacaksın. Hak ehli olmak onun için. O vakitinde. Biz hak ehli deyince, menfaatimizi anlıyoruz. Hak değil de, hak kötü de kendinden fatihimizi anlıyoruz. Allah’ın hakkını özeteceksin. Haklılar yana olacaksın.
İstersen düşmanım olsun. Şeyden, Nisa suresinde, Ayet-i Kerime’de
Allah için şahitlik yaparak hakkı ayakta tutmaya çalışın. Hakkı diri tutun. Ayakta tutun. Sizden hepiniz doğru düzgünlüğü ayakta tutmaya çalışın.
Allah için şahitlik yaparak. İstense sizin aleyhiniz olsun. Allah’ın babanızın aleyhine olsun. Kardeşlerin yani yakın akrabamızın aleyhine de olsan. Şahsen kendi aleyhine de olsan. Şimdi, Eri varideyne vel akrabin. İyikul gaviyyen ev fakiran. Fallahu evla bihimah. İyikul gaviyyen ev fakiran. Şahitlik yapacağınız hakkında şahitlik yapacağınız kişi. İster zengin olsun, ister fakir olsun. Yani fakir işte, ben şimdi doğruyu söylersen. Bu adamın 5 tane çözüyorlar, bunların hepsini hapse atarlar. Fakiri kayırmakta, zenginle yaranmakta. İyikul gaviyyen ev fakiran. İster fakir olsun, hakkında şahitlik yap. İster zengin olsun, fark etmez. Fallahu evla bihimah. Allah zenginler de fakirler de evla. Allah’ın hakkını gözeteceksin.
İşte şey vardı, Mervett Shoal vardı. İngilizlerin son derece büyük yazarlarından beri. Hatta kendisine, çağın Shakespeare’i diyorlardı o zaman. Gerçekten büyük bir yazardı Mervett Shoal. İşte ona şey gitmiş, bir kocasından felsefe, ben demiş felsefe tahsil yapmak istiyorum.
Feslefe okumak istiyorum demiş. O da demiş ki senin felsefeyi anlayıp anlamayacağın bu işe kabiliyeti varup olmadığını ben bilmiyorum demiş. Bana felsefi bir cümle yaz getir, ondan sonra konuşalım, bunun nasıl bir cümle. Öyle hemen önüne geleni de söylemek, peki efendim. Abdala felsefe öğretmiş, niye öğretmiyor? O suik zekâ ister mi?
O da düşürmüş, meyazını götürdüğünü küçük cümle. Hayat mühim ve ciddi bir hadisedir demiş. Hayat, bir biriniz hayat, yaşama, dünya hayatı. Ciddi ve mühim bir hadise de demiş. Demiş hocam bunu yazdım, mücimmel yazdım. Ama gel bakalım sen de felsefe okuyabilirsin anlaşıldı.
İşte o Victor, Berta, Şöv, bir de Bertart, Rasulları var onların. Manyak, hominist. Ama hak ehli ha, doğruyu söylüyor. Mahkeme başkanı, Amerika’yı mahkeme etmişler, Bir Yatnam Savaşı’nda mahkemenin başhakı mı? O Bertart, Rasullu.
Sonucu komünist. Komünist, bütün dünyada biliyorum. Rusyalı’da o zaman, Molotov bu vardı, birisi vardı Rusya’nın başında. Rusya’ya davet etti. Gözlendiler o bütün tesisleri fabrikalı, tesisleri filan, filan sahayı falan. Geldikten sonra kırmızı şeyhandılar döşeyerek,
yani birincisi de protokor, devlet başkanları gibi taşırladılar Moskola’dan ve hep öyle muamele ettiler. Büyük kadar meşhur anı çıktı. Bir dakika bir kendi adamları gözüyle bakıyorlar. O yirmi gün kadar sürede Rusya seyahatinden döndükten sonra, Rusya’da dedi sosyalizm, komünizm, banan diye bir şey yoktur dedi. Rusya’da olup bitenler hepsi dedi, devlet kapitalizmidir dedi. Doğruyu söylüyor. Ben sen mi değilim bir adamım. Aile ve ahlak diye bir kitabı var. Bir şey solcu kata ile yazılmıştır. Eğer siz okuyacaksanız, Berk Soru. Ahlak ile dini, dini kaynağı diye onu tavsiye ediyoruz. Kocanın da okuduğu kitaplardan bir o.
Kocanın da tezinin kurulurken birisidir. Berk Soru. Demleşler ne dedi? Gör ki İngiliz adaleti şaşmaz diyor. Gerçekten İngiliz haşinleri adil diyorlar.
Ama bir şey anlatayım. Davalı ve davacı ikisi de İngiliz olur sanıyor. Yahu davalı ile davacının ikisi de İngiliz değilse diyor, İngiliz adaleti şaşmaz diyor. Ama davalı veya davacıdan birisi İngiliz, birisi yabancıysa, orada diyor İngiliz adaletinden söz etmek çok haves bir şeydir.
Bu kadar. Şimdi Kur’an’ı öğüttürüyoruz. اَلَمْ عَلَى اَنْفُسِكُمْ وَاَمِ الْوَالِّدَيْنِ وَالْاَقْرَوِدِ İsterse kendi aleyhinize olsun, ana babanızın aleyhine olsun, isterse zengin olsun, fakir olsun, hep Allah’ın hakkını gözeterek, çünkü doğru, hak Allah’ın kendi ismidir zaten. Hakkı inkar eden bir yerde kufr. Allah’ı inkar etmiş oluyor.
Hak bizatihi Allah’ın kendi ismidir, kendisidir daha açık söylenir. Hak ve birisi Allah’ın kendisidir. O vakıta oradan hakkı çiğnemek, ibansızlık alametidir. Edebden bahsediyoruz. Edeb evvela Allah’ın hakkına saygı göstermektir. Sonra Peygamberin makamına saygı göstermektir.
Sonra Allah’ın yarattıklarına saygı göstermektir. Sen yaratmamışsın, Allah yaratmış. Niye saygın olmuyorsun? Allah ne yaratmışsa mükemmeldir, muhteşemdir, yerli yerindedir. Senin O’nun hikmetini bilmem veya bilmemen önemli değildir. Ağaçta isen bulursan, bilirsen olur, daha iyi olur. O zaman büyüklüğünü görürsün Allah’ın büyüklüğünü görürsün.
Bu bir şey bir tarafı. İkinci tarafı. ”Ve lâ terkenru ilenledînâ zâlemû fethemes fî bunra” Haksızdan yana çıkmamaktır. Haksızda sahip çıkmamaktır. Ama bu da hayır. Hep almış hadretin evlanı. ”Ve lâ terkenru rükûn destek” demektir. Bizim babasın rükûnleri var ya direkt namazına da gelir. ”Ve lâ terkenru ilenledînâ zâlemû fethemes fî bunra”
”Zalimlere destek olmayın” diyor. Zalimlere dayanak olmayın. Zalimlere destek vermeyin. ”Fethemes fî bunra” diyor. Sonra ateş sizi de yakar diyor. O zulüm ateşi ve haksızlık. Zaten Peygamber Efendimiz’in hadisi şerifi var başka bir yerde diyor ki ”Ve lâ zâlemû fethemes fî bunra”
”Kim bir zalime yardım ederse o zalim o yardım edenin musallat olur.” Evela kendisine yardım edenler var. ”Zahmet ve baş ağrısı ortak sizin alım satın uğurluğu bulunmaksızın gökten sofra iniyor.” diyor. ”Ve Hz. Musa’nın adamlarına Yahudiler’e dik sahlasın.” diyor. ”Gökten sofra” dediği Kudret Hervası’yla bulduracaksın. Sürü sürü bulduracaksın geliyorlardı. Yorgun olduğun zaman elinde yakalayabilirsin. Koş üstüne atlatıp elinde yakalarsın. İşte o köpekleri zaten alı yaparlar. Beşlerinde daha Ukrayna’da kuşuyor zamanlık kuşlar.
Buraya kadar, Fınarhisar’a kadar, buraya kadar. Eskiden buralara kadar da gelinlerdi. Şiir’e falan buralara bulduracaksın, alın. Mescidinde balık akılı gibi. Orada da kuzey memleketlerinde havalar soğuyunda güneye doğru sürüler halinde gelirlerdi. Onların da nesli tükenmek üzere. Uzkunlunun da neslini tükettik zaten.
Onların da balığı nesli tükendi. Allah gönderdi İsrail’i onlara. Onlara itiraz ettiler. اَلْمَتُمْ بِتُلْ عَضْدُ مِنْ بَطْلُهَ وَقِسْرَيْهَ وَأَطُونُهَ وَاَحَدَثِهِ وَبَصَارِيَةٍ Soğanı sarımsak, mercimek, bakma falan istediler. Biz dediler yeter artık bu kudret helvası’ndan.
Kudret helvası’nda bu badem ağaçlarında şey olmuş. Böyle bede köprülerinde kayıslı badem gibi ağaçların köprüde şey olmuş. Reçin oldu reçin. Kayaların üstünde, taşların üstünde böyle mantarcı gibi bir şey. Bitiyorlar sabahleyin gidip serinlikte onları topluyorlardı. Doyurucu bir şey.
Tebrikler ki biz yerden biten bir şeyler istiyoruz. Çünkü esarette kalmışlardı. Mısır’da yemeklerini istiyorlardı. Mısır’da her sabah bakla yemek, fulful. Humus veya bakla. Kahvaltı yemeği. Bakla ezmesi, kuru bakla haşlanır.
İyice ezilir. Bacın gibi. Üstüne biraz zeytinyağı, biraz kırm biber vesaire olur. Eğer daha güzel yapmayı istiyorsanız biraz limon sıkacaksan biraz kimyon koyacaksınız. Sarımsaklı kimyonlu biberdi falan biraz da limonu bol olursa. Hele biraz tahin varsa içine biraz dondurup koyarsan şahane bir yiyecektir. Ama geçen burada Hatay sofrası var.
Ben mahsus humus istedim. Bakla, sadece bakla ezmesi, nohut ezmesi. Üstüne 2-3 damla zeytinyağı alamlatmışlar. Dedim ya bu nedir? Humus dedi. Humus’a mı? Sarımsağı yok. Biberi yok, limonu yok. Kimyonu hiç yok. Bu nasıl humus dedi? Bu böyle mi? Nohut ezmesi getiriyorlar, humus diye yutuyorlar. Ben humusu biliyorum kardeşim. Dedim kendisi öyle şey yaparsın. Valla insanlar böyle acı falan yemiyorlar dedi. Sarımsağı da biz koymuyoruz dedi. Foklu yapmasına alıkoyarız dedi. Yeter mi o?
Yeter. İşin kolay varken, güzel varken, Allah ayaklarına kadar zahmetsiz nimet yağdırıyorken, buna da itiraz ettiler bu İsrailoğulları Yahudiler.
Dediler ki biz bu işlerden bıktık, soğan, sarımsak, baklar, nohut falan istiyoruz dediler. Mercimek istiyoruz. Musa’nın kavmi arasında birkaç edepsiz, hani sarımsak, hani mercimek diye edepsizce küstahçe şeyler söylediler. Semadan onlara gelen sofra ve ekmek kesildi, nimet kesildi.
Bündürcüm kuşu ile kudret helvası bulunmaz oldu. O zaman ziraat, çafa ve orak kullanarak meşakkatli bir rızık peşinde koşmak zorunda kaldılar. Burada ayet varmış zaten. Bak, اِذْكُلَّ يَالُوسَةَ لَنْ نَصْ بِلْ عَلَةَ عَمِمْ وَرْحِدٍ Biz çeşit yemek yemeye artıp dayanamaz olduk. فَدُوْلَنَا رَبَّكَ
Sen Rabbine dua et. يُخْرِجْلَنَا بِالْبَتُنْ بِتُلْ عَرْضٍ يُنْتَقْلِ هَوَ قِسَّيْهَوَ فُمِّيهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ
قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ قِسَّيْهَوَ
قِسَّيْهَوَ
İlk Yorumu Siz Yapın