"Enter"a basıp içeriğe geçin

Mudanya – Bir Kasaba Hikayesi 9.Bölüm

Mudanya – Bir Kasaba Hikayesi 9.Bölüm

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=fjDUx8vvnLY.

Hydro Notu
Vâdinin bir kısmından gelen cıvıl cıvıl kuş sesleriyle, iki yamacında kalan denizin dalga sesleri, ahenkle dans etmekle birlikte hoş bir hayalin ortasına itiyor insanı.
Gören gözler, işiten kulaklar, bu denli tarihi ve doğal unsurlarla karşılaşınca, masal diyarı oluyor birden şehir. Dağlara taşlara çıkıp gökyüzünü selamlamak geliyor insanın içinden. Şehirlerin güzeli Bursa’mızın Mudanya ilçesindeyiz. Türk İslam ülkeleri arasında da başkent olan Bursa’nın Marmara denizine kıyısı olan Mudanya ilçesi,
tarihimizin, doğamızın imbikten süzülen bir damlası gibidir. Efendim tarihine baktığımız zaman Bizansların, Romalıların, Rumların ve Türklerin yaşadıkları yerleştikleri bir yurttur burası. Yine 1321 yılında Orhan Gazi tarafından fethedilen Mudanya ilçesine baktığımızda, tarihimizin bütün dönüm noktalarında adının geçtiğini görmekteyiz. 1922 Şanlı Kurtuluş Mücadelemizin bittiği anlamına gelen Mondoros mütarekesi bu ilçede imzaya alınmıştır. Efendim Mudanya’nın tarihi güzelliğinin tarihi anlamının dışında doğal güzelliklerine de bir hikaye içerisinde ulaşacağız. Tarihin ve doğanın içinde başlayan yolculuğumuz Trili’ye doğru devam edecek.
Huzura, güvene ve bursamıza dair yolculuğumuz sürüyor.
Bursayı, Tarihin ve doğanın içinde başlayan yolculuğumuzu, bursamıza ve Tsar’ı dair yolculuğumuzu görmekteyiz. Olumlu, doğanın içinde başlayan yolculuğumuzu, Bursayı, Tarihin ve doğanın içinde başlayan yolculuğumuzu, Bursayı, Tarihin ve doğanın içinde başlayan yolculuğumuzu,
Burası Bursa’nın antik dokusunun bozulmayıp, havasıyla güler yüzlü, samimi insanlarıyla
kendine hayran bırakan Trilie köyü. Zeytinin hasat vakti geldiğinde birlik oluyor. Bir elin nesi var, iki elin sesi var sözüyle, millet olmanın, hak için halkla olmanın huzurunu yaşıyor burada herkes. Dağların eteklerinde çocuk sevinci yaşar gibi dolaşıyor, insanlarıyla kırk yıllık
dostlar gibi haspihal ediyor, sokaklarında kendini buluyor, dilden dile dolaşıyor sevgi. İki üç katlı cumbalı evlerdeki renkler karışıyor gözlerine Trilie’de. Doğma büyüme, buralıyım, aslımız babamlar Trabzon sürmeneden gelme. 1920’de cumhuriyetle beraber Trabzon’dan İstanbul Sarıyer’e Rumeli kavana geliyorlar. Süleyman’ın yeri orada Rumeli kavanda. Oradan buraya dedemler balığa geliyorlar. Burada mübadele başlıyor, iskem veriliyor millete. Burası askerdeyken dedemin baş çavuşu burada karakol komutanı. O söylüyor çoluk çocuğu al da buraya gel. O vaziyette kavaktan buraya geliyorlar. Benim iki tane de ağabeyim var, benim bir ufam emekli albayım. Bahriye albayım. Biz burada doğma büyüme, yaş 71, ömrümüz balıkçılıkla geçti. Dededen kalma yani. Sonradan olma balıkçı değil. Ve hala devam ediyoruz. Başka işimiz yok. Allah razı olsun bu hükümete bizi zoraki bakurlu yaptılar. Oradan emekli olduk.
İlk okul bitti, başladım denize gitmek. O günden beri devam. Merak vardı. Ortaokulda yazıldım. Ortaokula bir hafta gittim, bıraktım. İllaki ağabeyimlerle beraber denize gideyim diye. Merakla deniz hakikat bir sevda yani. Bulaştın mı ölünceye kadar gidersin. 15-16 yaşına kadar burada özel barbuna ağ atardık. Barbun balığı burası taş barbunu yapar. Bir kiloya kadar barbun vardı tane bir kilo.
Şimdi piyasada barbun derler. Onlar tekir balığı. Tekir balığına barbun derler. Barbun ateş gibi kıpkırmızı olur. Hani cinsi tekire benzer. Yapısı aynı tekirdir.
Ama şekli irini başka bir şey yani. Kendini uzaklarda kaybolmuş hisseder. İçmek, kana kana içmek istersin tarihi. Trilye çeşmelerinden akan su, aynu’l hayattır aslında. Kendini bakmakla görmek arasındaki farkı sorgularken bulursun. Tarihin de tekerrür ettiğini anlarsın.
Çünkü bakarken görüyorsan tozlu raflardaki bilinmeyenler ışık olmuştur sen bakarken. Rumlardan günümüze kalan üç büyük kilisenin en büyüğündeyiz. Buranın yapımı yedinci yüzyıla tekabül eder. Ancak 1560 yılında minber, mihrab ve minare eklenerek camiye çevrilmiştir. Günümüzde de hizmetini cami olarak sürdürmektedir. Caminin hemen yanında yer alan hamamı da Yavuz Sultan Selim Han yaptırmıştır.
Restorasyonu hala süren hamamın daha sonraki zamanlarda kültür merkezi olarak kullanılacağını öğrendik.
Dari sokaklarıyla, eski cumbolu evleriyle yıllara meydan okumuş tarihi bir yer olan Trilideyiz. Trilye ismi İznik konsilinde üç tane papaz Afaroz olur. Afaroz olan üç tane papaz yeni yerleşim yeri ararlar. Arayıp buldukları yer Trilidedir. Üç tane papazın isimleri Ayane, Ayorge, Ayasotri. Buraya gelen üç tane papaz Trilide’ye beş tane kilise, iki tane manastır, bir de rupan okulu yaparlar. 1560 yılında Trilide Osmanlı İmparatorluğu’nun kontrolüne girer. Osmanlı İmparatorluğu Trilide’ye 43 ani Müslüman getirir. 43 ani Müslüman Trilide yaşamlarına devam eder.
Osmanlı İmparatorluğu 43 ani Müslümana zeytinlik mesken verir. 43 tane Müslüman ailenin ibadetlerini evlerin altında yaparlar. Cemiyetlerini farklı yerlerde yaparlar. Ramazan bayramlarını, cenaze namazlarını burası Rum yerleşim yeri olduğundan dolayı cami olmadığından evlerin alt kısımlarında yaparlar. 43 ani Müslümanın arasından bir zat vardır, çok değerli insan. İsmi de Acı Hasan Efendi’dir. Acı Hasan Efendi Osmanlı İmparatorluğu’na müracaatta bulunur. Bizi der ki Trilide’yi getirdiniz, her şeyi verdiniz, bizim Trilide’de camimiz yok der. Acı Hasan Efendi önderliğinde Osmanlı İmparatorluğu’nun yetkili kolları Trilide’ye gelirler.
Geldikten sonra Trilide’nin bütün yerlerini dolaşırlar. En son da arkada gördüğümüz olan Ayasitofunus kilisesini camiye çevirme kararı alırlar. Acı Hasan Efendi önderliğinde arkada görünen cami, kilise camiye çevrilir. Hemen içeriye girerler, haçı aşağıya indirirler, sol tarafta günah çıkarma yeri vardır, onu da değiştirirler.
Böyle bir ayet hikayesiyle buradaki 43 hane Müslüman camiye kavuşmuş olur. İsmini de caminin Fatih Cami olarak kayıtlara geçmiştir. Kurtuluş Savaşı’na kadar burada Rumlar yaşamıştır. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra da iki ülke arasında mübadeli olmuştur. Karar gereği buradaki Rumlar Günahistan’a götürülmüştür. Günahistan’dan da buraya Müslümanlar getirilmiştir. Trilide’nin ayet hikayesi bu şekildedir.
Üç medeniyete ev sahipliği yapan köyü, Orhan Gazi’yi alarak Osmanlı topraklarına katmıştır. Bir balıkçı köyü olan Trilide zaman hiç durmaksızın akıyor. Gözlerinin dokunduğu yerlere aşk tecelli ediyor. Kıyı boyu yürümek, dinginlik hissiyle baş başa bırakıyor seni. Denizin nimetlerinden olan barbun balığı öyle meşhur ki bu kasabada,
dalgalar eşliğinde sonsuz maviliği seyre dalacağın tatlarla tanıştırıyor seni. Memleketimin insanı.
Trilide’nin simge yapısı tabutevin önündeyiz. Yoru halkı buranın tabutev olarak anılmasını pek arzu etmiyor. O yüzden adres tarif ederken yol ağzındaki ev, köşedeki ev diye söylüyorlar. Bu tarifte bir şey yok. Yol ağzındaki ev, köşedeki ev diye söylüyorlar. Yol ağzındaki ev, köşedeki ev diye söylüyorlar.
Efendim buranın tarihine de bakacak olursak burası Rumlar zamanında tabut yapılan bir yermiş.
İlginç mimarisinden dolayı da ziyaretçilerinin dikkatini çekiyor.
Ben bu kasabalıyım doğma büyüme.
Benim atalarım da bu kasabalı. Babaannem de doğma büyüme bu kasabalı. Babaannemin atalarını İstanbul Üsküdar’dan Osmanlı buraya yollamış. 40 hanem Müslüman bu kasabaya gelmişler. Bu kasabaya geldikleri zaman buradaki kiliseyi camiye çevirmişler. Hatta yanına bir Osmanlı eseri hamam yapmışlar. Müslümanlıkta bir hamam kültürü vardır. Hatta bizim çocukluğumuz da hamamın içerisinde geçti. İşin gerçeği bu. Şimdi kasabada hamamımız yok ama yıllarca bu kasabada bir hamam kültürü vardı işin gerçeği.
Böyle mübadeleri gelmiş. Dede ağaç, Yunanistan. Bu kasabaya geldiği zaman dedem devlet onlara bir tane ev vermiş. İşte bir kaç yüz ağaçta zeytin vermiş. Dededen beri bu zeytinciliği biz devam ettiriyoruz. Ben de dedemden beri yaklaşık 60 yaşındayım. Bu zeytin işini devam ettiriyorum. Yani Triliye bakım misafirlerinin bir noktada zeytin demektir. Zamanında Osmanlı saraylarına bile Triliye’den zeytin gidermiş. Nedir Triliye zeytinin özelliği? Küçük çekirdek, ince kabuk, yağran yüksek. Lezzetli bir zeytin.
Hele bu zeytinlerden çıkan yağlarımız o kadar önemlidir ki ama biz bunu genelde anlatamamışız. Bakın zeytinyağı bir iksir demektir. Yani her şeyde faydalı bir şeydir. Yani atın zeytinyağını, kamptanon çiçeğinin zeytinyağın içine mükemmel bir ilaç olur. Kudretli olan atın. Ozan gazını bile zeytinyağın içine basar. Büyüyesine tutuyor. Zeytinyağı faydalı bir şeydir. Bir de zeytinyağını soğuk sıkım tüketmeniz o da çok önemlidir. Yani salatanızla çiğ tüketmek, ekmenizi banalak tüketmek. Zeytinyağı da çok önemlidir. Şimdi dedemle beraber babam tabii bu işi yapıyordu. Dede rahmetli olunca baba devam etti. Baba rahmetli olunca ben babamın yanında devamlı bu işin içerisinde olduğum için ben de bu zeytin içine devam ettim yani işin kısacası. Hala o günden beri hep bu zeytin içerisindeyiz yani. Zeytini seviyoruz. Yani zeytini sevdiğimiz için ben kendi kendime diyorum ki bana diyorlar sen burada ne iş yapıyorsun diyorlar. Ben diyorum ki ölümsüz ağacın bekçisiyim. Ölümsüz ağaç dediği dünya üzerinde biliyorsunuz en uzun yana zeytin ağacıdır. Yani ben buna ölümsüz ağaç diyorum.
Bunun çekirdeğine varıncaya kadar yaprağına varıncaya kadar her şeyinden faydalanabileceğiniz güzel bir ağaçtır zeytin ağacı. Trillie adını Rumca 3 Aziz anlamına gelen Trillia’dan almıştır. Rivayete göre aforoz edilen üç papazın Trillia topraklarına sürgün edilmesiyle Trillia ismini zaman içinde Trillia’ya bırakmıştır. Tarih boyu zeytin yetiştiriciliği yapılan küçük ama tarihi büyük kasaba da sürur peyda oluyor zeytin ağaçlarına yürürken. Birazda tutturulmuş türkülere eşlik ediyor. Derdine derman bulanları uyandırıyor dağaçlar.
Zeytin yetiştiriciliği öylesine yer edinmiş ki halk bir süre zeytin bağı ismini vermiş Trillia’ya. Tarihin ve doğanın buluştuğu Trillia’nın en önemli yapılarından biri de taş mekte. Osmanlı’nın son dönemlerinde, 1909’lu yıllarda okul olarak inşa edilmiş burası.
1924 senesinde geldiğimizde Öksüzler Evi yetimhane olarak hizmetini sürdürmüş.
Şimdilerde ise restorasyonu yapılmış ve kültür merkezi olarak hayatını sürdürmekte.
Çocukluğumda buralarda çok ufak balığı vardı. Biz onlara ayı balığı derdik. Şu kum yaka mezarlığının altında iki tane mağara var. Denize sıfır. Suyun içinde yuvaları orasıdır. Babam o balıklardan birini alıştırmış. Denize giderken şurada taş fırın var. O eskiden de Yunus aga’nın fırınıydı. Oradan 50 kuruşa böyle bir somun alırdık.
Denize gittik mi Yaşar yeri belli. Ayakta Kayı’yı beklerdi. Kayı’yı tanırdı yani. O ekmeği ona yedirirdik. Neden? Orada istakoz ağlaları atıldı. Çok istakoz yerlerdi.
Yaşar katiyen zarar vermezdi. Yani bekçi gibi. O ekmeği Yaşar’a yedirirdik. Neyse. Bir sabah eşkenden geliyoruz. Ketenderenin önünde bir taş var denize. Ağabeyimle beraber. Taşın üstünde uzaktan uyan bir adam duruyor. Dikilmiş ayağa kalkmış. Meğerse o taşın etrafı hep levrek. Yaşar onlardan bir tane kesiyor yani. Az bir şey kaldı. Yaşar daldı. Daldı çıktı. 10 kiloluk bir levrek ağzında. Taşıyamıyor da ağzında böyle. Kafayı o taşa koydu. Bizle geldik. Ağabeyim dedi kepçeyi ver bana.
Ben verdim kepçeyi ona. O yalvarıyor Yaşar ver oğlum balığı. O bağırıyor. Vermiyor yani. Bıyıklar bu kadar. Aldık balığı geldik. Burada tarttık balık tam 9 kilo.
Yani ısırdığı yeri koparmış. En az 2 kilo böyle en sevden almış. Ya şimdi iki tane oğlum var. Biri Mudanya’da zabıta. Hep üniversite mezunu.
Ufağı burada bırak. 5 sene bankacılık yaptı. Bıraktı. Geldi yanıma. Ee geldi balıkçılığı şimdi benden o aldı yani. O aldı o devam ediyor.
Beni de pek denize almıyor. Kışın soğuk diye. Ay yazın gidiyorum yine ona yardım ediyorum. Dededen ben aldım. Benden de bu aldı şimdi. Allah’a şükür geçinip de gidiyoruz yani. Sıkıntı yok. Öğrenme sanatının unsurları irade, intizam ve zamandır.
Tarihi taş mektebin duvarlarında her odasında irade, azim, nizam, inzitam ile donatılmış talebelerin yetiştiğini anlar ve hissedersin.
Her birinin ayrı hatırası olan, o dönemde dini değerlere önem verildiğini gösteren, ecdadımız sayesinde bugünlere gelen, da Rüleytam öğrencilerinin de kullanımına açıldığı, Aziz Vasil kilisesi, Hristiyanlığın son dönemlerinde ilgi gören Kemerli kilisesi, Rum kilisesi olarak bilinen Dündar kilisesi, o döneme açılan, geçmişe yolculuk yaptıran tarihi eserler arasındadır. Kasabamla ilgili size kısabı özetlenmek isterim. Dedim ya baştan, bu kasabalıyım doğma büyüme çiftçiyim. Babaannem tarafından ben gerçek trilyeliyim. Ama dedem tarafından biraz da macerim. O da mübadelere gelmiş dedi ağaçlı. Benim bir babaannem vardı. 99 yaşındaydı. Yaklaşık 8 yıl önce kalçakırı vesile olur rahmetli oluşuna. Bakın bize bu küçük kasabayı nasıl anlatırdı. Oğlum biz buralarda 6000 nüfusun üzerinde yaşarken 40 hanesi Müslümandık. Gerisi Rum. Burası zamanda Rumların çoğunlukta yaşadığı bir kasaba. Dünya bizi trilye olarak tanır. İsim nereden gelir? 3 rivayeti var. Birincisi der ki, İznik konsülünden Afrozdo 13 papaz bu kasabaya gelir.
Hani triyuç, ilyapapaz, 3 papaz yaşadı diye. Ama bir rivayet de şöyle der. Barbun balabilirsiniz. Kırmızı bir balıktır. Zamanında kasabamın önünde barbun çok çıkardı. Helence de triklai. Triklai demek barbun demekmiş. Kırmızı balık. Bir rivayet isminin kırmızı balık anlamında olduğunu söyler. Bakın sizlere 3. rivayeti söylemeden önce kasabamla ilgili önemli bir şey söylemek isterim. Bu kasabanın önünden geçen bir hava akım varmış. Dünyada sayılıymış. Ne işe yararmış? Aslım hastaları bu bölgede yaşarsa daha rahat nefes alırlarmış. Biz genelde hep böyle Poyraz’a çıkız. Doğal klima gibi hep bir esintimiz vardır. Ama misafirlerim, bakın benim bu küçük kasabamda tarihi eser olarak ne vardır? Bakın ben tarihi eserlere turizm diye bakarım. Turizm ne demektir? Bacası sanayi demektir. Bak bu küçücük kasabada 7 tane kilise var. Taş mekteb var. Manastır var. Osmanlı eseri bir hamam. 18. yüzyılın sonundan kalan bir postane var. Bir de o konsülden aforoz olan papazların kilisesi var bunlardan hariç. Ayayani, Ayayogi, Ayasotiri. Ama bu son saydığım 3 kilise nerede derseniz ona zaman lazım. Onlar biraz kasabanın dışında. Bahçelik içinde. Ama farkındasanız içinde ve dışında sizi 10 tane tarihi eser kiliseden bahsettim. Babaanne şöyle söylerdi oğlum. Bunlar burada yaşarken burası çok hareketli bir kasabaydı. Ticaret merkezi gibiydi. Burada kaptan Filip varmış. Evi de var Filip’in. Filip burada üretilen bakın yağları zeytinleri gemisine koyarmış. Buradan Marsilya’ya kadar satmaya gidermiş. Dönüşte de gemilerine Marsilya keremi de yükleyip buraya getirir. Bu civarda pazarlamasını ticaretini yaparmış. Burada Ceneviz limanı var, kapanca orada varınıyor. Bunu niye söyledim sizlere? Bakın misafedin biz Mudania’dan 42 yıl önce belediye olmuş. Yani bu kasabanın tarihi çok derin bir tarihi var. Yani işin kısacası tarihimiz çok derin. Tarihi eserleri de çok yoğun bir kasabadır burası.
700’lü yıllara dayanan tarihiyle yerleşim yeri olarak birçok medeniyete ev sahipliği yapmış Çireli’ye.
Romalılar, Rumlar, kadim zamanlardan beri Türkler işte bu sokaklarda büyümüş.
Efendim baktığımız zaman cami, liman, tarihi evler, sokaklar ve kiliselerle Çireli’ye medeniyet birikimimizi gösteriyor. Acının sevincin, hüznün, mutluluğun tadına varırsın bu topraklarda. Biri hikayesini verir sen onu kalbine gömersin. Her mahallede hoşbeşle, ikramlarla karşılanır, çocuk sesleriyle uğurlanırsın.
Mahalle mahalle gezerken taş mektebin yanında 200 yıllık perili ev adını verdikleri metruk bir yapıyla karşılaşır, eşsiz manzarasıyla anılar defterine sayfalarca yazıp çizebilir, tarihin içinde yolculuk yapabilirsin.
Medeniyet timsali olan Anadolu topraklarında bir liman köyü olan Trilie insanı her dokusuyla mütemadiyen soluksuz bir yolculuğa çıkarıyor. Böylece hoşça kalsın güzel şehir. Bazen göklerden gelen ordular kadar, bazen gök kubbenin üstünden uçan kuşlar kadar,
bazen tarihsin, adını yazmışsın ve seni ölümsüzleştirenlerin yadındasın.
Altyazı M.K.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir