"Enter"a basıp içeriğe geçin

Ölmek İstemediğin Yerde Bulunma – Serdar Tuncer

Ölmek İstemediğin Yerde Bulunma – Serdar Tuncer

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=GzDgElaaD1E.

Selamün aleyküm Erenler ve dahi Erenlere gönül verenler. Hoş geldiniz safalar getirdiniz. Üstünüze afiyet. Grip atlattık. Hala da böyle tam atlatabilmiş değiliz. Grip de canına yandığım değişik bir hastalık. Hani diyorlar ya, ilaçsız 7 gün, ilaçlı 1 hafta. Neyse o kalması gerektiği kadar geliyor ve kalıyor. Hadi 3 soru sorayım size. Bu 3 sorunun etrafında biri bir gün dolaşsın.
1. Nerede, ne zaman ve nasıl öleceğini bilebilir mi? Soru 1 bu olsun. Tabii ki bilemez Serdar abi. Demeyin. Programın sonunda bir daha soracağım çünkü aynı soruyu. Soru 2. İnsan öldüğü vakit Hak Teâlâ’nın kendisine nasıl muamele de bulunacağını bilebilir mi? Soru 3. İnsan Allah-u Teâlâ’nın katındaki değerini bilebilir mi? Hani makbul kimselerden mi yoksa çok da makbul görülmeyen kişilerden mi? Bunu bilebilir mi?
Gelin bu 3 sorunun etrafında beraberce düşünelim bu program ama 1 ile başlayalım. 1 neydi? Ne zaman, nerede, nasıl öleceğini insan bilebilir mi? Bilemez. Direkt dediniz ki siz, bilemez abi nereden bilecek filan değil mi? Necip Fazıl öyle diyor. Bak bir ağacın dibindeyiz derdi ki büyük randevu, bilsen nerede, saat kaçta, tabutumun tahtası, bilsen hangi ağaçta? İnsan merak ediyor.
Bir ağacın gölgesindesin ve belki kader öyle bir tecelli edecek ki o gölgesinde oturduğun ağaç senin tabutunun tahtası olacak. Bu dünyada renk, lezzet, nakış, ne varsa küsüm, gözümde son marifet, azra ile tebessüm. Gene Üstad’dan son nefeste bazısı Azrâil aleyhisselâm’ı görünce böyle mütebessîm bir şehre ile hoş geldin. O Allahümme r-Rafikil-Âlâ Efendimiz aleyhisselâtü vesselâmın ifadesinden kendi payına düşen nasip kadar bir tebessümle yüce dosta gitmek için haydi dermiş Azrâil’in. Hadi Necip Fazıl’dan başka bir şey daha söyleyelim. Diyor ki kapı kapı bu yolun son kapısı ölümse, her kapıda ağlayıp son kapıda gülümse, o son önemli niye? Muameleler sona nispetledir.
Hani o en son nasıl gittiğin önemlidir. Mevla bize kelime-i şehadetle, böyle güzel, yüzümüzde tebessümle dünyadan göçüp gitmeyi nasip etsin inşallah. Azrâil aleyhisselâm’a tebessüm etmek elbette ki güzel de orada orayla da bitmiyor. Münkâr-ı nekir gelip soracakmış mesela. Men Rabbuka, ma dinuka, Rabbin kim, peygamberin kim, dinin nedir? Ya o sorular sorulacak ya bazısı böyle tak tak tak cevabı verecekmiş.
Allah korusun bazısı da diyorlar ki o anın korkusundan, heybetinden melekleri görüyor böyle soruyorlar. Rabbin kim, peygamberin kim, dinin ne filan. O korku içerisinde şöyle yapacaklar mı? Rabbim de sensin, peygamberim de sensin, dinim de sensin meleklere. Allah muhafaza, Allah esirgesi. Peki dönelim sorumuza. İnsan son nefesini nerede nasıl ne şekilde vereceğini bilir mi?
Bilemez mi? Bilemez demiştiniz ama Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin bir hadis-i şerifi bize tahmin edebileceğimize dair bir ipucu veriyor. Hangi hadis-i şerif o? Temûtu neke ma ta’işûn ve tuhşerûneke ma temûtu. Ne demek? Yaşadığınız gibi ölürsünüz, öldüğünüz gibi diriltilirsiniz.
Peki bu ne demek? Faslına gireceğiz ama hadis-i şerifi bağlamında değerlendirmek için. Resûl-i Ekrem Efendimiz aleyhisselatü vesselam bu hadis-i şerifi nerede ve niçin söylemiş? Ayetlerde sebeb-i nüzûn var ya bu hadis-i şerifin söylenmesine sebep olan hadisenin bir içine girelim. Efendimiz aleyhisselatü vesselam oturuyor sahabe-i kiram efendilerimizle beraber.
O sıra Allah-u Teâlâ bir ayet indirmiş Habîb-i Edîbine aleyhisselatü vesselam. Gelen ayet rivayet o ki şu. Esselamu aleyküm ve bi’l-Allah.
Kendinizi ve ehlinizi cehennem ateşinden koruyunuz. O yakıtı taşlar ve insanlar olan cehennem ateşinden koruyunuz. Bu da enteresan bir şey değil mi? Sahabe-i efendilerimiz oturuyor, Efendimiz oturuyor. Allah o an bir şey diyor. Allah Habîbine bir şey diyor, Habîb-i dönüyor ve diyor ki Allah böyle dedi.
Biz bunları Kur’ân-ı Kerim’de okuyoruz ve bunun niçinli, nasılını falan merak ediyoruz, tefsirine bakıyoruz vs. Ama sahabe-i efendilerimiz o an, o an geliyor o haber yahu. Saadete bakın ve dönüp diyorlar ki Ya Rasûlallah bu ne demek? Bu ayet-i cel’e inmiş, Efendimiz aleyhisselatü vesselam gelen ayeti sahabelerine haber vermiş. Sahabe-i efendilerimizden genç bir zat yavaşça böyle kalkmış meclisten. Bir şey söylemiyor, biraz beti benzi sararmış vaziyette yavaşça kalkmış gitmiş. Bir gün, iki gün, üç gün o genç sahabe mescide de gelmiyor, Efendimiz aleyhisselatü vesselamın civarına da gelmiyor, gözükmüyor ortalıkta. Bir müddet gözükmeyince Allah Resûlü falan kardeşiniz nerededir diye soruyor. Sahabe-i efendilerimiz Ya Rasûlallah hasta, evde yatıyor.
Biraz da durumu ağırca diyorlar. O sahabe-i efendimizin hastalanma sebebi şu, ayet-i cel’e indi ya, kendinizi ve ehlinizi cehennem ateşinden koruyunuz dedi ya, diyor ki Eyvah ben kendimi ve ehlimi nasıl cehennem ateşinden koruyacağım? Hani bet beni sararmıştı ya, bu ayetin dehşetiyle diyor ki ya ben bunu nasıl yapacağım? O sorumluluğun altında iki büklüm olduğu için, ezildiği için kalkıp gidiyor ve hastalanıyor.
Sahabe-i efendilerimiz böyle, sizi tanzih edeceğim ama etmeyeyim biz kırk kişiyiz, kırkımız da birbirimize benzeriz diyor ya, biz bize benziyoruz. Onlar başka okuyorlardı Kur’an-ı Kerim’i. Hazreti Ömer Efendimiz radıyallahu anh rivayet o ki, Hani, لَوْ اَنْزَلْنَا هَذَا الْقُرْآنَ عَلَى جَبَلِنَّرَ عَيْتَهُ خَاشَانَ مُتَسَدَّيَا مِنْ خَشَّتِ اللّٰهِ الْاٰخِرْلَاٰيَةِ
Biz Kur’an’ı bir dağ üzerine indirmiş olsaydık, o dağ Allah korkusundan ikiye ayrılırdı. Ayet-i cellesi var ya, o ayet-i celleyi ne zaman okusa kendinden geçer, böyle bir cezbe hali mi diyelim, düşer bir baygın kalırmış yerde o ayetin dekşetiyle. Az önce ben okudum, siz de duydunuz, mealini de söyledim. Ne ben o hale geldim, ne siz o hale geldiniz. Onun için bir kalp lazım, bir kalp kıvamı lazım demek ki. İrtibat, göklerle irtibat iyi olursa başkalaşır, onlar böyle. İşte sahabe efendimiz onun için hastalanmış. Efendimiz aleyhissalatü vesselam diyor ki, hadi diyor gelin bu kardeşinizi ziyarete gidelim. O gider, o bir sevdiği kuş ölen çocuğun yanına taziyeye bile gider. Çocuğun kuşu ölmüş sahabe çocuk, gidiyor diyor ki başın sağ olsun. Efendimiz aleyhissalatü vesselam gider, sahabe efendilerimizi almış, o genç sahabeye geçmiş olsun ziyaretine gitmişler. Varıyorlar, Efendimiz kapıyı çalıyor, tak tak tak. Kapı açılıyor, kapıyı açan o genç sahabenin babası.
Efendimiz aleyhissalatü vesselamı görünce böyle bir sevinç içerisinde eli ayağı da, ya düşünsenize kapı çalıyor ve Efendimiz aleyhissalatü vesselamı geliyor. Nasıl sevinmeyeceksin? Buyurun ya Resulallah diyor. Efendimiz kardeşimizi ziyarete geldik buyurmuşlar. Adam buyurun diyor hemen bir yandan içeri çağırırken, bir yandan da içeride hasta yatağında yatmakta olan oğluna sesleniyor.
Oğlum Allah Resulü arkadaşlarıyla beraber seni ziyarete geldiler. Şimdi hasta yatağında tir tir titreyen belki nefes almaya takat-i mecal-i olmayan o genç sahabe efendimiz, babasının sesiyle beraber, Allah Resulünün geldiğini duymakla beraber o yataktan nasıl bir fırlamışsa, nasıl bir koşarak gelmişse,
ifrat-ı muhabbetle edep sakıt olur derler. Bu önemli bir şeydi. Muhabbetin çok olduğu yerde insandan edep düşer. Normalde yapılacak bir şey değildir. Hani Allah Resulü geldi tazimle hürmetle hoş geldiniz ya Resulallah denir ama o genç o hasta haliyle yataktan kalkmış, Efendimiz aleyhissalatü vesselama doğru koşmuş, görünce boynuna atlamış, sarılmış sımsıkı,
hoş geldin ya Resulallah deyip son nefesini vermiş burada. Allah Resulüne sarılmış vaziyette son nefesini veriyor. İşte Resulü Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem orada buyurmuş ki, تموتونَ كَمَا تَعِيشُونَ وَتُخْشَرُونَ كَمَا تَمُوتُ Yaşadığınız gibi ölürsünüz, öldüğünüz gibi diriltilirsiniz.
Devamı, bu genç mahşer günü gözlerini sine-i Muhammed’de açacaktır. Allah Allah! Şimdi mahşer günü herkes nasıl öldü, nerede öldü o şekilde diriltilecek ya, o genç Efendimiz aleyhissalatü vesselamın sine’sinde diriltilecek. Çünkü öyle öldü, orada vefat etti, ruhunu teslim etti.
Baştaki soru bir kez daha aklımıza gelsin ve birazcık daha üzerinde düşünelim. Şimdi Allah Resulünün sadece o genç için söylediği bir şey değil bu. Orada bir hüküm, bir prensip ortaya koyuyor. Yaşadığınız gibi ölürsünüz, öldüğünüz gibi diriltilirsiniz. Demek ki insan nasıl yaşıyorsa öyle ölecek. Bakın nasıl, nerede ve ne zaman. Üç başlığa ayıralım şimdi bunu. Nasıl yaşıyorsa öyle ölecek. Bu ne demek? Efendim çok ibadet taat ediyordu, cömert bir insandı, merhametli bir insandı, günahlardan sakınıyordu filan. O zaman muhtemelen öyle bir hal üzreyken ölecek. Nasıl da şunu dahil edebiliriz. İnsan en çok neyle meşgulse, kalbini en çok ne meşgul ediyorsa, uykularını en çok ne kaçırıyorsa,
en çok neyin lafı ne ediyor, neyi konuşuyorsa, sabah uyandığında aklına ilk ne geliyorsa, gece yatarken en son aklında ne varsa filan. Neyi dert ediyorsa, rüyalarına ne giriyorsa muhtemelen son nefeste Azrail aleyhisselamı görünce onu söyleyerek göçecek dünyadan. Şimdi birini düşünün camilerde, hacca gidiyor geliyor, ibadeti taati yerinde, günahlardan uzaktırıyor, dili dualı böyle dudakları kıpırt pırzatlar vardır. Ben bizim Saadettin Öktem Bey Hoca için öyle derim. Arabaya biner, sürekli okur, şişeler okur filan. Meşgale o. Yani son nefeste Allah hayırlı uzun ömür versin, biz de istifade etmeye devam edelim. Bazı dualarım var, bazı da atlı, Allah onlara hayırlı uzun ömür versin. Ömrün de uzunu iyidir derler. Uzun ve hayırlısı. Çünkü toprağın altına girdin, eğer iyi bir insansan artık iyiliklerini artırma şansın kalmadı. Allah korusun, eğer kötü bir insansan artık iyilik yapabilme şansın kalmadı.
Yani bitti. Onun için uzun ve hayırlı ömür. Dua bu. Onlara öyle dua ederim. İşte öyle dudaklar kıpır kıpır kıpır kıpır. Cazayi Sâhım gelinde muhtemelen diyecek ki Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve habibuhu ve rasûluhu. Hadi gidelim. Alacak, gidecek. Çok güzel. Kendimizi bir tartalım. Şu şeyde kendimizi böyle bir o şeye çıkartalım, teraziye bir bakalım. Mevzu şu. Acaba ben nasıl gideceğim? Soruyu böyle samimi, merdane, delikanlı gibi. Kendimize böyle bir soralım. Bunun için anlatıyorum. Şimdi nasılı böyle? Bir de neredesi var işin? O da şöyle, çok istatistik bir şey bu. En çok nerelerde bulunuyor ise insan muhtemelen oralardan birindeyken Azrail aleyhisselâm gelecek, hadi diyecek. Gidiyoruz. Come on baby. Şimdi… Şimdi… Mesela bunun için Zahid Kodka Hazretleri rahmetullah halif çok güzel bir ölçü koymuş.
Demiş ki ölmek istemediğin yerde bulunma. Ne kadar güzel değil mi? Bir yer var ve orada son nefesini vermek istemezsin. O zaman oraya hiç gitme. Çünkü son nefesin oradayken gelip gelmeyeceğini bilmiyorsun. Gitme. E abi peki hep mi camilerde, tekgelerde, güzel yerlerle falan hep mi böyle bulunacak? Hayat buna müsaade etmez. Böyle değil. Ama biz gitmemiz gereken zamanlarda o gitmemiz gereken güzel yerlere gider gelirsek,
Allah da bizim niyetimizin, gayretimizin hatırına Azrail aleyhisselâm biz öyle bir yerdeyken bize gönderiverir. Tabi değil mi? Şahın Hakçı bende efendimiz buyurmuş ki sormuşlar da, efendim insan nasıl olmalı? Cevap. Son nefeste nasıl olmak istiyorsa hep öyle olmalı. Şimdi bakın burada bir incelik var. Son nefeste olmak istediğimiz gibi sürekli olsak, ay abire dilimiz dua, dilimizde dua, abdestli, abire gayretli, habire güzel halde falan. Şimdi bunu başarabilmek,
insan için çok mümkün kolay bir şey değil. Ama insan bunu yapmaya gayret ediyorsa, Allah işte öyle bir zamanda gönderir Azrail aleyhisselâm ve göçüverir dünyada derler. Bir diğer husus, Efendimiz aleyhisselatü vesselâmın çok ettiği bir duadır. O duayı ben kısacık Arapça ibaresiyle söyleyeyim ki, aklımızda öyle kalsın, ezberleyelim ve duayı onun ettiği gibi edelim. Dermiş ki en çok ettiği dualardan birisi. Allahümme c’al hayra ömri ahirahu. Ya Rabbi, ömrümün sonunu hayırlısı kıl. Böyle Türkçe’ye tercüme edebiliyorum ya da şöyle diyebiliriz, Ya Rabbi, ömrümün en hayırlı zamanını sonu kıl. Yani benden en razı olduğun vakitte beni katına al, huzuruna al. Efendimiz aleyhisselatü vesselâmın çok ettiği dualardan bir tanesiymiş bu. Bu duayı da sık sık edelim. Yani hayat içerisinde iniyoruz, çıkıyoruz, düşüyoruz, kalkıyoruz falan.
Ama öyle bir zamanda Mevla alsın ki bizden hayatımızın böyle en güzel zamanında. Çeksin vakatını alsın. O zaman azra ile tebessüm mümkün olabilir. Bu mühim. Şimdi benim cancağızım, geldik biri bir günün sonuna. Diyeceğim o ki son nefeste nasıl olmak istiyorsak hep öyle olmaya gayret edelim. Diyeceğim o ki nerede ölmek istemiyorsak oralara gidip gelmeyelim. Kalbimizi alıştıralım, dilimizi alıştıralım. O son nefese, tebessüme hazırlık yapalım. 10 saniye sonra ne getireceği belli değil. Arz edebildim. Daim hazırlık. Dua edelim birbirimize. Mevla’ya emanet.
Allah’ım.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir