"Enter"a basıp içeriğe geçin

Prof. Dr. Kasım Küçükalp – Müslümanın Bilgiye Bakış Açısı – Cumartesi Sohbetleri (19)

Prof. Dr. Kasım Küçükalp – Müslümanın Bilgiye Bakış Açısı – Cumartesi Sohbetleri (19)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=CxxD173jvMQ.

Eğer siz beşeri düşüncenin imkanlarını insanın bilgilenmesinin imkanı olarak görüyorsunuz, beşeri bir metodolojik doğrultusunda bilgi inşa etmeyi bilgilenmek olarak görüyorsanız, ben bunu hakikatle, bilgi olarak görmüyorum, menformasyonla olarak görüyorum. İlim ontolojik duruştan beslenir.
Yani varoluşunuzdan beslenen bilgi hakikatle irtibatlı bir ilimdir. Aksi takdirde siz kendi epistemik evreninize hapsolmuş, duyulur ve düşüncülür alem içinde kendi bilme imkanlarınız çerçevesinde yani epistemik güçlerinizin sınırları içinde kalarak,
gayetle irtibatı koparılmış bir bilme faaliyeti içinde kalırsanız bu faaliyetin kaçınılmaz sonucu nihilizmdir. Yani batı düşüncesi onca metafizik teorinin onca felsefi hakikat iddiasının sonunda neden nihilizme varmıştır? İyi düşünmek lazım. Bizim her taraf her seferinde nihilizmi yeniden keşfetmek durumundalığımız diye bir şey yok.
Yani nihilizm dediğimiz şey insanın kendisinin hakikate ölçüt olamayacağının fark edilmesidir. Logosun çöküp anlamın boşalmasıdır. Çıplak varoluşu gayp olmaksızın, din olmaksızın insan için söyleyebileceği hiçbir şeyin var olmadığının idrakidir.
Bunu idrak ettikten sonra artık buradan yeni bir metafizik icat etmeye kalkarsanız o da çeker. Kaçınılmaz bir şeydir. Yani dünyanın ontolojik statüsü itibariyle insana ne değer, ne anlam, ne amaç, ne de hakikat veremeyeceğini fark ettiğiniz yerde dinin ontolojik statüsü ortaya çıkar. Ve din insana o kaybetmiş olduğu değer, anlam, amaç ve hakikati yukarıdan haber yoluyla gelerek onun metafiziğini, fiziğini içeriklendirerek anlam dünyasını ve bu dünyada oluşunun maksudunu ona sunar. Ve bu dünyadaki anlam boşluğunu doldurur insan.
Aksi takdirde kendi imkanları dahilinde yapacağı en fazla bilimselci bir dünya görüşü ortaya koymak. Bilmiyorum ben bunu anlatabiliyor muyum.
Buradan bakarsak meseleyi yani epistemolojik derken şunu kastediyorum ben, yani bilgi merkezli, bilgiyi temeli alan bilgi kaygısıyla varoluşa yöneldiğiniz andan itibaren belli bir yöntemli düşünce ile varlığa nazar etmeye başlıyorsunuz. Ama işin ilginç tarafı şu, sizin bakış açınızdan bağımsız bir gerçeklik algınız yok.
Yani bu dünya sizin dünyayı algılama imkanlarınızla oluşturulmuş bir dünya. Yani bu dünyanın hakikati sizin oluşturulduğunuz şey değil. Yani siz bu dünyayı resim olarak algılayabilirsiniz. Haydi gelin dediği gibi dünya resimleri çağ kitabında. Yani ingeleminizde oluşan gerçekliği, gerçekliğin kendisi zannedebilirsiniz.
Ama çöktüğünde nihilizme düçar olursunuz. Dolayısıyla sizin hakikat için merkezi ve dışlayıcı bir statüye sahip olmadığınızın idrakı ile alakalı bir şeydir ontorik düşünce. Yani biz kendi varoluşumuzu da ancak ve ancak anlamı itibariyle vahiyle bağlantı kurarak anlamlandırabiliriz. Ben bu dünyada ne için varım? Ne yapacağım? Ukba diye bir şeyin varlığı ve benim bu dünyada varoluşumu salimen hak ve hakikate taşımam gerekiyor. Bunun için ne yapmam gerektiğine de kendi epistemik imkanlarım bana hiçbir şey söylemiyor. Yani varabileceğim en sağlıklı yol nihilizmdir. Bu tabiri caizse safkan küfürdür.
Bütün putların kırıldı. İnsandan gaye putun kalmadı. Bir düzlemdir nihilizm. Nihilizm de bu yönüyle ontolojik bir şeydir aslında. Anlatsabiliyor muyuz? Varabileceğiniz yer burasıdır. Ama işte bu nihilistik oluştan insanın kurtulabilmesinin yegane imkanı, din olduğu için orada ontolojik bir anlam meselesi yani benim varlığım ne anlama gelmektedir sorusunun
sorulması gerekiyor ki bu soru epistemolojik bir soru değildir. Siz bu varoluş içinde, ontolojik duruş içinde elbette ki oradan neşet eden bir ilme, irfana sahip olursunuz. Bu da artık bir enformasyon değil ilimdir. Yani bu sizin mesela okuma proteininize de yansır. Mesela epistemolojik kaygılarla Kur’an’ı okuyan Kur’an’dan hiçbir şey anlamaz.
Çünkü Kur’an’a bir metin gözüyle bakar. Oysa Kur’an bir metin değil kitaptır. Metin okunur, kitap işitilir. Se mi ane ve ta ane diyor. İşittik ve itaat ettik. Ama neyi işittiğinizi bilerek işitmedir bu, işitmedir demiş.
Allah’tan gelen haberin size ulaştığının idrakiyle tam bir teyakkuz halinde en önemli yerden gelen habere kulak kesilme meselesi bu. Yoksa herhangi bir meti, metin adı anlam bakımından didikleme meselesi değildir. Siz Kur’an’ı metin olarak okursanız Kur’an size hiçbir şey söylemez. Ama Kur’an’ı kitap olarak okursanız, işitirseniz o zaman Kur’an sizi okur, sizin varlığınızı açar. Bilmiyorum anlatabiliyor musunuz? İki ayrım bence önemli. Epistemoloji öncelikli düşünme biçimiyle ontoloji öncelikli düşünme biçimi bence çok esaslı bir ayrımdır.
Bu ayrımın imkanlarına dikkat etmek gerekiyor.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir