"Enter"a basıp içeriğe geçin

Prof. Dr. Mehmet Ali Beyhan – İttihatçıların Anayasa Üzerindeki Tahakkümleri – CS (22)

Prof. Dr. Mehmet Ali Beyhan – İttihatçıların Anayasa Üzerindeki Tahakkümleri – CS (22)

videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=AEkQUsgoxb4.

Herhalde Abdülhamid’den kurtulursak bu devleti düzleye çıkarırız….diye düşünmeye başladılar. İşte bu isyan, askeri darbeye bir zemin hazırlamak için dememin temel sebebi budur. Bu buradan hareketle bunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Ve 27 Nisan 1909’da tahttan indirildi.
İttiharçıların ilk yaptıkları iş kanun-i esasî metin üzerinde bir değişikliğe gitmek oldu. 23 Aralık 1876’lı kanun-i esasî 119 maddeden meydana geliyordu. Aslında hazırlanan, telif edilen bir anayasa metini değildi. Fransa, Belçika, Prusya anayasaları, anayasa metinleri gözünde buldurularak bir metin hazırlanmıştı.
Şimdi bu 119 maddenin ilk 7 maddesi saltanat hukukuyla ilgili. Bilhassa 7. madde üzerine de durmamız gerekir. 7. madde, Padişah’ın hükümranlık hukukunu belirliyor. Osmanlı Padişah ne yapar bu anayasanın 7. maddesine göre? Bir defa hükümet başkanını tayin eder. Yani sadrazam kim olacak, o ismi belirler.
İki, ser askeri, daha sonra harbiye nezayeti ismini alacaktır. Ordunun başkomutan olması hasebiyle hem savaşta hem barışta bu görevi tedbir edecek olan kişiye, askeri verirler, ismi verirler. Yani harbiye nazırını ya da ser askeri, doğrudan doğuya Padişah atar. O ismi o belirler ve ona atar. İşte bu anayasanın, yani kanun-i esasinin 7. maddesi.
Anlaşılsın diye belki burada değinmek lazım. Şimdi harbiye nazırı bugünkü savunma bakanlığına tekabül ediyor. Tabii, mahiyetinde de genel korumay başkanlığı var. Ser asker daha çok… Ser asker de öyleydi. Hayır, ser askerlik… Şimdi 1826’da Yeniçeri ocağı lav edilince 2. Mahmut onun yerine bir asker, bir ordu ikame etti.
Ordu’nun adı Asakiri Mansure-i Muhammediye. Peki başkomutanı kimdi? Asakiri Mansure-i Muhammediye ser askerliği. Bu ser askerlik Abdülhamid devrinin sonuna kadar ser asker olarak kaldı. Mesela 18 yıl ser askerlik yapan Abdülhamid döneminde, belki de Osmanlı tarihinde en uzun süre ser askerlik yapan Rıza Paşa.
O ser askerdir. İttihat ve terakki döneminde ser askerlik makamı harbiye nezatine dönüştürüldü bakandı. O dönemde de tabii ki kabine içerisinde ser asker yer alıyor. Harbiye nazırı ve başkumandan vekili. Demek ki 7. maddeye tekrar dönersek, ser askeri, harbiye nazırını başkomutan olması hasebiyle padişah……hem savaşta hem barışta o görevi yerine getirecek olan ismi belirliyor. Hükümet başkanı belirliyor. Şeyhülislam belirliyor. 7. maddeye göre diğer bütün nazırların, yani ticaret nazırının da, bahriye nazrının da ismini yine padişah belirliyor. İşte İttihatçılar’ın ilk yaptıkları iş, bu ilk 24 madde özeninde bir değişikliğe gitmek oldu. Ne zaman bunu yaptılar?
Bunu 31 Mart’tan 2,5 ay sonra yaptılar. Yani 22 Ağustos, 3,5-4 ay sonra yaptılar. Onu düzeltmemiz lazım. 22 Ağustos’ta bu değişikliği yaptılar. 5 Eylül’de de Takım vekayı da kanun değişiklik kanunu neşredilmiş oldu. Peki ne oldu bu 7. madde üzerinde? Aslında 1. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Anayasa Metni, Kan Nesmetni üzerinde 35’e yakın bir değişiklik yapacaklardır. Her diledikleri zaman, olmadı tekrar bir değişikliğe gidelim gibi bir değişikliğe gideceklerdir. Çünkü güç, mutlak güç kendilerinde. 7. maddede şöyle bir değişime gittiler. Birincisi, padişah sadece ve sadece hükümet başkanıyla Şeyhülislam’ın ismini verirler. Harbiye nazırını verileyemez. Diğer bakanların isimlerinin tespitinde herhangi bir söz hakkı değildir. O hükümet başkanının işidir, sadrazamın işidir. Bu değişikliğine gittiler.
Diğer bir husus, padişaha culus esnasında bir yemin getirdiler. Yani Anayasa bağlı kalacağına dair bir yemin ile mecburdular. Mehmet Reşat belki bu yemini yapmamıştı. Ama daha sonra gelecek olan padişahlar, Anayasa bağlı hareket edeceklerine dair yemin edeceklerdi. Diğer başka bir değişiklik getirdiler. Padişahın bu 7. maddeye göre mutlak bir af yetkisi vardı. Yani mahkeme bir ölüm cezasına çarptırır. Adi bir suçtan ya da siyasi bir suçtan o meclislerden geçer, meclis mevzusundan geçer. Ayağın meclisi onu tasdik eder. Ama hükümetin bu tasdikinden sonra, meclislerin bu onayından sonra padişah dilerse… o af yetkisini kullanabilir. Böyle bir yetkisi vardı. Bu af yetkisini de kaldırmış oldular. Bugün de Amerika gibi bazı yerlerde hala bu tarz tasarruf hakkı vardır. Kesinlikle. Bizde de mesela idam cezası öyleydi. Bir ağır ceza mahkemesi idam kararını verir. Parlamentoda 1961 anayasası iki parlamento usulü çalışıyordu. Bir meclis milletvekilleri, diğer ise senatörler. Yani Senato Meclisi. Hem milletvekilleri bunu görüşürler. Büyük Millet Meclisi’nde bu onaylanır. Senato’ya gider, senatodan onayayırktan sonra Cumhurbaşkanı. Cumhurbaşkanı dilerse bu af yetkisini kullanabiliyordu.
İşte bu af yetkisini kaldırmış oldular. Yani siyasi suç da olsa, adi cinayet de olsa, ölüm cesası ya da müebbet, hapis, sürgün cezalarının Padişah tarafından af edilemeyeceği o yetki meclislerle pay edilmiş oldu. Paylaşılmış oldu. Diğer bir husus daha var. O hususta şu idi.
İşte para basmak, dolayısıyla ticari antlaşmalar yapmak, savaş ve barış kararlarını vermek, 1876 Anayasası’nın 7. maddesinde Padişah’ın yetkileri dahilindeydi. Bunlar da kaldırılmış oldu. Büyük Millet Meclisi, ta doğrusu meclisi Mevbusan, Ayan Meclisi’nde bunlar görüşülecek.
Bir barış yapılacaktı barış, savaş yapılacaksa savaşa ancak meclisler karar verecek. Bu anayasanın 7. maddesi, kanun esasının 7. maddesinde bu önemli bir değişiklik yapıldı. Esasen hocam saydıklarınıza şöyle bir bakıyorum da, bir sultanı sultan yapan şeyler nedir diye sorsak aslında 1876 Anayasası’nda bunlar tek tek 7. maddede sıralanmış. Evet mutlak bir hükümdar, para basma, yetkisi, hutbede ismini okutulması, yani mutlak bir hükümdarın yetkilerini Abdülhamid, saltanatın sonuna kadar kullanmıştı. Bu işte mutlak bir hükümdar, doğa ise de kendisi de ma ben başkati, valifat, türk geldi, bir sohbet esnasında ben herhalde hatem-ül mülüküm diyecektir. Yani meliklerin sonuçları benim. Onunla ilgili olarak bir makale de yazmıştım son hükümdar diye. Bir makale de yazı da çıkmıştı. Dolayısıyla bu yetkileri sonuna kadar kullanmıştır. Şimdi burada hocam sanki bir sultanı sultan yapan tüm vasıfların ondan tecrit edildiğini,
ondan arındırıldığını geriye sadece tahta oturan sembolik olarak bir hükümdar. Kesinlikle öyledir. Yani şimdi hatıratlarda da yazılır. Siz Tarık Müntaz Göztepe’nin o kitaplarını gösterdiniz. Orada çok net bir biçimde şunu söyler.
Bir imza makinesiydi der. Belki ileride yeri gelecek ondan bahsedeceğim. Mesela saltanatın son günlerinde evlatlarım irade iktiran edecek herhangi bir mesele varsa getirin ben imzalayayım. Boş kağıdı imzalayalım. Sizi sonuna istediğiniz gibi doldurun.
Gelecek olanlar, gelecek olan size müşkilat çıkarabilir. Bunu çok net olarak söylüyorum. Daha sınıfını söylemek lazım. Mesela Enver Paşa’nın milli varlığa, tuğ generalığa atanmasında padişahın haberi yoktur.
Meclisin de haberi yoktur.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir