Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara – İslam Dünyasındaki Akımların Oluşumu – Cumartesi Sohbetleri (10)
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=-3D-XS7gVnM.
Şu anki mezheplerin de kendi zamanlarındaki İslami akımlar olduğunu unutmayalım. Yani bir mezhep hiçbir zaman mezhep olarak başlamaz. O dönemin kendi akımları içinde bunlar cemaatlerdir. Bu cemaatlerin çoğu yok olur gider. Tabii bu bugünkü maynada bir cemaat… Yani bugünkü ne benziyor aslında. Bir lider var etrafında, üç beş insan toplanıyor.
Fahliyetler yapıyorlar, haftanın belli günleri toplanıyorlar, diğer grupla anlaşamıyorlar falan. Böyle başlıyor. Bunların bir kısmı siyasi bağlantıları olan çalışmalar, bir kısmı daha dini olan çalışmalar. Bunların çoğu yok olup gidiyor tarihi içinde. Yani bunların isimlerini, cismlerini, işte mezhepler tarihi kitaplarından biliyoruz. Ama bazıları işte sosyolojik aşamaları tamamlıyor ve mezhepleşiyor. Ve bugüne geliyor işte. Şia’nın içinde mezhepler var. Haricilik kendisi gelmemiş ama zihniyet olarak bugüne gelmiş. Muğtazile kendisi yine gelmemiş, yok olmuş ama zihniyet olarak bugüne gelmiş. Fili olarak gelen dürzilik gibi, nusailik gibi, alevilik gibi mezhepler var.
Şimdi bugünkü cemaatler de aslında bu potansiyeli taşıyan yapılardır. Yani ileride mezhep olma ihtimali olan yapılardır. Tarihin akışına ve kadere göre gerçekleşebilecek ihtimal dahilinde olan şeyler. Ve bu geçmişteki bu bahsettiğim farklılaşmalar, cemaatler bir kısmı mezhepleşti dediğim şeyler, genel olarak kriz zamanlarında oluşmuş şeylerdir. Yani mesela iç savaşlarda büyük bir travma geçiyor Müslümanlar. Arkasına Şia çıkıyor, haricilik çıkıyor.
Yani o yaklaşık 10.000-15.000 insanı Müslümanın birbirini öldürdü, birbirine kılıç çekti en azından. Cemel vakası olmasaydı 60-70.000 Müslümanın öldüğü rivayet edilen sıfh-in olmasaydı, belki de bu mezhepler bir kısmı olmayacaktı. Veya Müslümanlar fetihlerle yayılıp öbür kültürlerle karşılaşmasaydı. Yunan medeniyeti karşısında bocanamasaydı. Mesela bir muhdezile çıkar mıydı bu? En azından kendisini iyice bir mezhep haline sokan sistematiği geliştirebilir miydi? Şimdi bugüne geldiğimizde bugünkü cemaatler, akımlar, yani benim akımlar çatısı altında incelediğim cemaatlerin,
kriz ürünleri olduğunu söyleyebiliriz. Neredeyse hepsi bunların modern yapılardır. Belki bana itiraz edersin dersin ki, hocam orada tarikatları da anlatıyorsun, tarikatlar bin yıllık yapılar, bunları nasıl modern diye tanıtırsın diye bir itiraz gelebilir. Ben de şöyle cevap veririm, yani tamam doğru tarikatlar tarikat olarak bin yıllık yapılar en azından. Ama bugünkü tarikatlar tarikat gibi mi çalışıyor,
tarikat üzerine ilave şeyler mi yapıyor? Bugün tarikatlar öbür cemaatler gibi, tamam tarikat faaliyetleri devam ediyor ama bu bütün faaliyetler içinde %20’dir. Onun dışında okul açıyor, televizyon kuruyor, ondan sonra gazete dergi çıkartıyor, işte öğrenci çalışmaları yapıyor, onları yaz kampına gönderiyor. Hatta belki bizim ülkemizde alışık değiliz ama Pakistan, Mısır gibi ülkelerde
tarikatlar parti kuruyor siyasal, yani meclise milletvekili sokuyor seçimlere katılıyor. Dolayısıyla bunların hepsi modern yapılar olduğunu görmezden gelemeyiz. Peki bunlar nereden çıktı? Tarihte benzerleri var ama tarihte bunun gibi şeyler de yok. Peki ne ihtiyaca binaen çıktı?
Müslümanların 19. yüzyıldan itibaren bir ne diyelim ona, sarsılması söz konusu İslam alemini, yani batı teknolojik olarak, teknoloji demeyeyim de sanayi olarak ilerlemiş, ilerlemeye başlamış, bunu yakalayamamış İslam alemi. Bu da tabi askeri birtakım yenilgileri beraberinde getirmiş.
Arkasından siyasal olarak bir gerileme yaşamış. Hilafetin sahibi Osmanlı toprak kaybetmiş. İşgale uğramış. Osmanlı sınırları dışındaki İslam alemi sahipsiz kalmış. Koca Hint dünyası İngilizlerin eline geçmiş, sömürgesi olmuş. Kuzey Afrika Fransızların, Afrika’nın bir kısmı Fransızların, bir kısmı İngilizlerin ve İtalyanların toprakları haline gelmiş. İslam alemi esir düşmüş. Yani en sonunda da 1924’te hilafeti kaybetmişler. O kesintisi süreç sona ermiş. Osmanlı yıkılmış. Bağımsız kalan devletler ve sonradan bağımsız olan devletlerde de istenilen yönetimler iş başına gelmemiş. Yine Batı güdümünde yönetimler, baskıcı yönetimler, dine ve dini değerleri düşman yönetimler iş başına gelmiş. Müslümanların eğitim sorunu ortaya çıkmış. Müslümanların tembellik sorunları tabi eskiden var olan şeyler ama daha belirgin hale gelmiş.
Müslümanların birlik sorunu, ittihat meselesi neredeyse konuşulamaz duruma gelmiş. Tespin taneleri gibi dağılmışlar. Eskiden iyi kötü beraber yaşayan farklı mezhepteki Müslümanlar birbirlerine savaşır hale gelmiş.
Bütün bu olanlar oryantalizmin saldırıların, misyonerlik faaliyetlerinin ayıka çıkması, okullar açılması, Müslümanların en zeki çocuklarının bu okullardan mezun olması, dinlerini kaybetmeseler bile kültürlerini kaybetmeler. Büyük bir felaket. Hala devam ediyor bu büyük felaket. Bitmiş değil.
İşte bu şeyde es zamanlı olarak İslam alemini her tarafında 19. yüzyılın ikinci yarısında yoğunluk kazanıyor. Müslümanlar bu halden nasıl kurtuluruz’un cevaplarını alıyorlar. Bu hal sürdürülemez bir şey. Bu büyük felaket nasıl bitecek, nasıl sona erecek?
Tabii bu mühim sorunun öncesinde bir başka sorunun sorulması lazım. Bir başka sual var daha mühim. Bu hale niye geldik? Yani bu hale niye geldik, bu hale niye düştük? Bunun cevabı verilecek ki bu halden niye kurtuluruz? Nasıl, pardon, nasıl kurtuluruz? Bunun cevabını sağlıklı, verimli bir şekilde verebilelim.
Bu iki soru etrafında tabii kuzeyinden güneyine, doğusundan batısından, bazen organize, birbirine haberdar, bazen haberdar olmayan bağımsız çabalar içinde düşünürler, alimler, münevverler, konuşmuşlar, yazmışlar ve daha sonra da 19. yüzyılın sonuna doğru 20. yüzyılın başlarında
yavaş yavaş bu verilen cevaplar etrafında örgütlenmede oluşmaya başlamış. İşte Hint dünyasında bu daha erken başlıyor. Neden? Çünkü orada sömürge faaliyetleri daha ağır, o bahsettiğiniz kriz daha şedid bir şekilde devam ediyor. Orada mesela bir grup ehli Kur’an, biz Kur’ancıyız demiş, bir kısmı ehli hadis,
biz hadisçiyiz demiş, bir kısmı siyasal İslam’ı savunmuş, bir kısmı kadiyanilik diye bir farklı mehtici akım ortaya çıkmış. Bir kısmı demiş ki medrese kuracağız. Bir kısmı eski tarikatlardan devam edeceğiz demiş. Bakıyorsunuz o iki soruya verilen cevaplar farklı olduğu için farklı referanslar ile bu sorular, sualler cevaplandığı için ortaya farklı oluşumlar çıkmış. Bu oluşumlarda tabi moderne, modernizme, modernizmin sahibi olan batıya karşı mücadele ederken kendi referans sistemleriyle tabi mücadele ediyorlar
ama aynı zamanda moderne karşı modern silahlarla donanmak zorunda olduklarını da biliyorlar. Onlar misyoner okulları açıyorlarsa onlara mukabil bunlar da okullar açıyorlar. Onlar basin yayın faaliyeti yapıyorsa bunlar da yapıyor. Böylece akımlar aslında doğmuş oluyor.
Bunlar tabi birbirlerine de zaman zaman rakip oluyorlar. Tamam. Hepsinin amacı bu felaketi sonlandıralım. Bu büyük bela başımızdan gitsin. İttihat yeniden sağlansın. Eski güzel günlerimize gelelim. Eski bilimsel parlak zamanlarımıza dönelim. İçimizden büyük insanlar yine çıksın filozoflar, bilim adamları ama yöntemler farklı. Yöntemler farklı olunca zaman zaman birbirinizin ayağına basıyorsunuz. O zaman da rakipte oluyorsunuz.
Bugünkü akımların oluşumu ve hikayesi bu.
İlk Yorumu Siz Yapın