Tarih Söyleşileri | Özhan Eren & Prof. Dr. Ali Satan | 37. Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=83e3q_F5I-I.
INTRO Merhaba sevgili seyirciler.
TRT2’den Tarih Söyleşiliri programından hepinizden en içten, en samimi, en sıcak duygularla gönül dolusu sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz. Bu programda Özan Eren ve Ali Satan ile birlikteyiz. Hoş geldiniz. Hoş bulduk hocam. Hoş bulduk teşekkür ederim. Evet hangi konuyu ele alacağız onu merak ediyorsunuz veya niye bu konuyu ele alıyoruz?
Bu sorunun cevabını merak ediyorsunuz. Birincisine cevap verelim. Fahrettin Paşa ve Medine müdafası. Peki ikinci sorunun cevabı, niye Fahrettin Paşa ve Medine müdafası diye soracak olursanız sevgili seyirciler.
Buyurun hep birlikte programın akışı içerisinde bu sorunun cevabını değerli hocalarımızdan, sanatçılarımızdan, tarihçilerimizden öğrenelim ve birlikte değerlendirelim. Tabi Ali Satan bir tarihçi. Marmara Üniversitesi öğretim üyesi.
Onu anladınız niye Ali Satan diye merak ediyorsanız. Ama Özan Eren ve tarih söyleşileri, Özan Eren’in tarih ile ilgisi ne diye de merak ediyor olabilirsiniz. Tarih ile ilginiz nedir Özan abi? İyidir. Ne kadar iyi? Yani her memleket evladının olması gerekeninden belki biraz daha yukarıda.
Biraz fazla diye düşünüyorum. Arada bir konuşurken tarih, tarih siz tarihçiler bırakılmayacak kadar mühim bir olay diye başlıyorsunuz bizimle konuşmaya. Doğru, doğru. O genel görüştür zaten değil mi hocam? Belki şeyden dolayı yani ben epey askerlik yaptım.
Kuleli Asker Lisesi mezunuyum. Kara Harbukulu mezunuyum. Öğrenim yıllarında da doğrusu normal öğrencilikte öğretilen tarihten daha fazla şarp tarihi filan da gördük biz. Ama sonraki yıllarda tarihe merak salmakla edindiğim duygu deyim. Bilgiden çok daha önemli çünkü bu benim için.
Bütün hocaların affına sığınıyorum ama hiçbir şey aktarılmadığı, yani bilgi için çok uğraşılıyor. Tamam işte İstanbul 1453, Trablus Harbi 1911, Balkan Harbi. Mesela biz Harbukulundayken bir tek cümle hatırlarım tarihle ilgili.
Siyasete bulaşmış bir ordunun memlekete ne kadar büyük zararlar vereceğinin tipik örneğidir Balkan Harbi denildi. Ben 80 öncesinde eğitim gördüm 12 Eylül 1980’den işte 13 gün önce 30 Asus 1980’de de teğmen oldum.
10 gün sonra da ihtilal yapıldı. Siyasete bulaşan ordu hikayesi. Siyasete bulaşıp bulaşıp bulaşıp bir daha bulaşıp. Yani belki anlatılacak bir şey mi yoktu veya anlaşılamıyor muydu? Tamam bilgi aktarılır. Hocamın çok affına sığınarak söyleyeceğim.
Kitaplarda zaten var yani okuyunca bunu öğreniyorsun. Ama okuyunca. Tamam ama yani bana üstü lazım. Belki o yüzden sadece tarihcilere bırakılmayacak kadar önemli. İlber Hoca da onu söyler. Bu tarihin müziği yok mu, türküsü yok mu, tiyatrosu yok mu, sineması yok mu, şiiri yok mu, romanı yok mu?
Maalesef neredeyse yok. Evet. Tabii şimdi siz Karahar Bokulu’nda okurken gördüğümüz yoğun tarih dersleri dediniz ama bir sürü Karahar Bokulu mezunu, 100 başı, 1000 başı general tanıyoruz. Tarih ilgi sizin gibi değil demek için özel bir ilginiz var aynı zamanda.
Belki bu şeyle izah edilebilir. İnanın abartmadan söylüyorum. Onur duygusuyla çok ilgisi var. Yani yakın tarihte yaşadığımız acıların, büyük fedakarlıkların bugün hemen hemen hiçbir karşılığı neredeyse verilemiyor.
Yani bunun utancı da var. Ben yakın tarihi öğrenmeye başladıktan itibaren, çünkü tarih malum hep genel kurmay tarihiydi belki de. Askeri tarih. Askeri tarih. Yani Çanakkale’nin kayıpları denir, genel kurmay kayıtlarıdır. Sarıkamış’ın kayıpları denir.
Ama Sarıkamış’ın köylerinden kaç bin tane sivilin esir kamplarında yaşadığı trajik hayatlardan hiç bahsedilmez. Doğru çok haklısınız. Maalesef. Evet. Yani bu benim için belki yani harbin sosyal tarafı, göçler, belki bugün Suriyeli garipleri çok daha iyi anlardık. Harbin ne olduğunu anlasaydık. Veya yaşadığımızı unutmasaydık. Yaşanmışlığımızı. Yaşandıklarımızı. Balkan muhaceratını, Kafkas göçlerinden. E de işte 93 Harbin’den başlayın, Kırım’dan başlayın yani neresinden şey yaparsak. Unutmak felakettir der misiniz? Azdır. Onun için tarih diyoruz. Felaket filan karşılamaz. Yani adını unutmaktan daha kötüdür. Onun için tarih. Evet onun için tarih.
Demekte fayda var. Tabi sevgili seyirciler, Özan Eren’in kendisi kısmen ifade etti ama bu programa davetinin bir özel sebebi daha var. Onu da ifade etmek isterim. Siz onu Kara Tiren, Turnalara Tutun da Gel, Sarı Kamuş Türküsü Selam Olsun gibi hem Türk Halk Müzik formunda hatta bir kısım anımı maddedilecek Kara Tiren gibi eserlerden hem de Yalan Dünya ve Ben Güldür Gül gibi tasavvuf musikisi olarak adlandırılan bestelerden.
Bestelerinden, icralarından tanıyorsunuz. Yine 120 gibi yakın tarihimiz açısından son derece önemli ve eğitici olan, çok yoğun ilgi gören, yine son mektup gibi Çanakkale Zafer’in ele alan filmlerden tanıyorsunuz ama Özan Eren biz biraz da yakın tanıştıklığımıza binayi söylemek istiyorum. Özan Eren Fahrettin Paşa üzerine ve onu bir film yapmak için de çok uzun süredir üzerinde çalışıyor. Yani aslında akademisyenlik ünvan değil de doğru bilgiyi doğru anlatmak ve nitelikli bilgiye ulaşmaksa Özan Eren’e bir Fahrettin Paşa uzmanı olarak da değerlendirmek mümkün. Deyip Ali Bey’e bir soruyla başlayayım müsaadenizle. Özan Bey. İsterseniz ben soru almadan Özan Bey’in bıraktığı yerden başlayayım. Soruyu alıp da başlasaydınız bari. Peki. Şimdi oradan başlayıp oradan gidersek Fahrettin Paşa’ya giremeden Allah’ı sallanma’lık deme durumunda kalırız.
Neticede 80-90 dakikalık bir süre bazen nasıl geçti fark edemiyoruz. Tabii bu hepimize bağlı artık bundan sonra. Fahrettin Paşa. Fahrettin Paşa bizim için ne anlam ifade ediyor? Veya sizin için bir tarihçi olarak. Yani çok bu ağır bir soru olarak aslında başlıyor. Fahrettin Paşa sadece bizi değil bütün Müslümanları ilgilendiren bir paşa. Medine müdafası tarihimizin şeref levhası.
Şöyle düşünüyorum ben. Cihan Harbi’nde biz çok büyük mücadeleler verdik. Çok büyük kahramanlıklarımız var. Zaferlerimiz var. Malubiyetlerimiz var. Osmanlı Devleti’nin mücadelesinin yüzük taşı olarak görüyorum ben Fahrettin Paşa’yı ve Medine müdafasını. O bütün o mücadelenin hakikaten en üst noktası olması gereken oydu. Yani Osmanlı Devleti gibi 600 küsür yıllık bir cihan imparatorluğu, bir İslam imparatorluğu ancak böyle tarihe geçebilirdi. Böyle hayatını sonlandırabilirdi. Uğruna yüzyıllardır savaştığı peygamberinin kabrini müdafaa ederek Osmanlı Devleti tarihte defterini kapattı. Son zamanlarda böyle iki zafer var aslında. Hüzünle biten ama bir başarı öyküsü, bir zafer olarak ele alınan. Bu arada ben arkadaşlarından acaba Fahrettin Paşa fotoğrafını ekrana taşıyabilirler mi diye portrelerden birisini hatırlatmak isterim. İrsika’ya da çok teşekkür ediyoruz. Onun arşivinden aldık fotoğrafları halitelerine.
İki olay var. Plevne, Gazi Osman Paşa ve Medine müdafası. Bunlar arzu edildi. Mesela Çanakkale gibi neticelenmiyor. Kutul Amare gibi neticelenmiyor ki bu ikisi yakın birinci Dünya Savaşı’nda iki önemli zafer.
Ama Plevne ve Medine müdafası hüzün de olsa büyük bir kahramanlık, fedakarlık, cesaret, strateji öyküsü olarak hatırlanıyor. Doğru, haklısınız. Başka şehir müdafalarımız da var. Yan yayı unutmayalım.
İşkodra, Edirne, bunlarda da bu görmek mümkün. Fakat tabii niye bunlar kalıyor? Orada verilen mücadelenin şiddeti, dayanılan zorlukların getirdiği şeyler ve netici itibariyle oradaki fedakarlık bu insanları tarihe, altın harflerle yazdırıyor.
Belki şeyin hocam, araya gideyim. Sefer bizden, zafer Allah’tan denilen ifadenin kula düşen tarafının en iyi örnekleri bunlar. Yani sen üstüne düşeni yap, gerisi nasiptir. Bu arada sevgili seyirler, arkada gördüğünüz fotoğraf, yani ekranda gördüğünüz fotoğraf Fahrettin Paşa’nın fotoğrafı. Bunu hatırlatırım. Evet Fahrettin Paşa’yı biz, bir sanatçı, bir sinemacı, bir müzisyen, bir yönetmen, bir vatan evladı, belki en önemlisi. Belki isminden başlamak lazım. Şimdi şeyde Fahrettin Paşa ne yapmış?
Fahrettin Paşa, elindeki çok da yeterli olmayan güçlerle ve imkanlarla Medine’yi, o çok meşhur tırnak içinde, bizi sırtımızdan vurdular Araplar denen bölümü temsil eden Şerif Hüseyin ve oğullarına karşı, onların isyanına karşı Lawrence’la beraber,
Medine’yi sonuna kadar savunmuş bir mübarek zat. Askeri strateji açısından denir ki Medine’yi aslında bırakmak ve oradaki kuvvetleri Suriye cephesine çekmek daha doğruydu. Onu hep, zaten sürekli o yazışmalar, o gerilim yaşarıyormuş. Bu dönemde de tartışılmıştır. Sonrasında da yani ilk günden biz Medine’yi bırakıp çekilseydik, belki bu Askeri strateji açısından daha doğru olabilirdi diyen bir, bana göre son derece yanlış. Cemal Paşa başta olmak üzere. Çok değişiyor diye hatırlıyorum. Değişken, evet.
Bir bırakalım, bir bırakmayalım, bir bırakalım. Bir de, eğer böyle bir şey varsa zaten adı Fahrettin olan birine oraya niye gönderiyorsun? Fahrettin, biliyorsunuz kelime anlamıyla dinin övdüğü, dinini öven demek. Şimdi oraya Fahrettin diye bir paşayı gönderdiğimiz zaman ve Fahrettin de ismiyle müsemma olarak üstüne düşeni yapacak. Ben hep şey hissine kapılmıştım. Yani yakın bir akrabamız, yakın bir tanıdığımız, böyle komada çok zor şartlarda olsa ona ne yapardık? Çok masraf var diye fişini çektirir miydik?
Medine müdafası biraz öyle. Yani baktığımız zaman belki akıl orayı boşaltmayı gerekirdi ama akılla yürütülen sevdadan hayır gelmez diye de bir söz var. Tekrarlar mısınız bu sözü? Akılla yürütülen sevdadan hayır gelmez. Akıl şeytandan, gönül melektendir. Sizlere bu yakışıyor zaten böyle söylenmeyin. Evet, Türkücülük bunu gerektiriyor galiba.
Yok Latife bir tarafa yani sen Medine’yi teslim edeceksin zaten imparatorluk olmanın ne alakası? Niye bunca savaş? Şimdi ayrıntıları konuşacağız ama Fahrettin Paşa’ya ve mücadelesini okuduğumuz zaman aslında bir taraftan asi ve hakikaten isyanının hiçbir faydasını göremeyen Şerif Hüseyin ve avanesine de… Çok affedersiniz hocam, hoşgün kardeşim. Hocam böyle bize iki dakika Medine müdafası nedir? Ona geleceğiz. Ben de 15’ten başlasak da çünkü ben dehşet içinde şunu gördüm. Birkaç böyle üniversitede sohbet ortamı olmuştu. Genç kardeşlerimize Fahrettin Paşa kim dedi diye sorduğumda bir tanesi el kaldı. Bilemezler. İşte o yüzden Medine müdafasını Fahrettin Paşa kim? Evet. Böyle bir üç beş cümleyle biz şimdi biliyoruz zannediyoruz. Yok hayır hayır değil tam değil. Ben de öğreneceğim sizinle birlikte.
Çok doğru bir şey sadece bir şey hatırlatacak Fahrettin Paşa’nın mücadelesini değerlendirirken biz bir taraftan Şerif Hüseyin ve İngilizlere karşı verdiği mücadele bir taraftan Araplara karşı mücadele bir taraftan da Osmanlı karargahının yani Medine’yi boşaltalım boşaltılmayalım karşı ısrarlı bir duruşunun yani psikolojik bir harekatla buraya karşı yürüten varlığı olarak görüyoruz. Evet.
Osman Bey soruyu sordu benim çok fazla bir şey söylemek gerek yok ama Fahrettin Paşa önce nerede doğdu kısa birkaç cümleyle Medine müdafasından önce hatırlatır mısın? 1868 Rusçuk’ta dünyaya gel. Rusçuk neresi bunu söylemen lazım. Rusçuk şu anda Bulgaristan ile Romanya arasında Tuna nehrinin üzerinde bir şehir. Kime bağlı o zaman? Tabii Osmanlı Devleti’ne bağlı. Yani İstanbul gibi İzmir gibi.
Tabii herhangi bir Osmanlı şehri. 1800? 1868. Ne kadar? Sakarya neyse Tuna’nın da o olduğu zamanlar. O olduğu zamanlar daha 1877-1878 savaşına 10 yıllar. İkinizden de şunu istirham edeceğim biz tabi bu isimleri biliyoruz. Özhan Bey’in dediği gibi bir konferans da onu dedi bize. Kendiniz biliyorsunuz herkes biliyor gibi aranızda konuşuyorsunuz biz anlamıyoruz. Bu tarih coğrafyada bize çok zayıf. Zaman zaman mekan ve yer isimleri geçeneğe bizler de bağını hatırlatırsanız memnun olurum. Askeri mekteple gidecek. Askeri olarak mezun olacak ama ondan önce babasının… Hocam çok affedersin 93’in sefaletini daha çocuklukta yaşamayacak. Tabii ki. Yani bu o dönem subayların, o dönem gençlerinin çocuklarının çocukluk travması. Bu 93 dediğiniz sefalet neydi? 1877-1878 Osmanlı Rus Harbi. Osmanlı Devleti’nin bel kemiğini kıran bir savaş. Hem Kafkas cephesinden hem Balkan cephesinden Ruslarla ve Romanya’yla karşı yapılan savaş. Ve fakat Osmanlı Devleti’nin her iki cephede de, Kafkas ve Balkan cephesinde de yenilip, ta hemen yakınımızdaki Yeşilköy’e kadar çekildiğimiz savaş.
Hem Balkanlarda 500 yıllık vatan coğrafyasını terk etmemiz, hem de Kafkaslardan neredeyse Erzurum’a kadar çekildiğimiz bir savaş. Ve bunun tazminatını ödemek, bunun bu muhaceretin getirmiş olduğu, muhallebiyetin getirmiş olduğu şeyleri ödeyebilmek, Osmanlı Devleti için fevkalade zor olmuştur.
Çok affınıza sığınarak 93 Harbi ile ilgili, böyle özellikle genç kardeşlerimizin hissiyatına, şey olarak, tercüman olacak, Mithat Cemal’in meşhur 3 İstanbul adlı eserinden, romanından bir pasaj var.
93 Harbi’ni anlattığı, belki işte niye sadece tarihçileri bırakmamak lazım, 1870’lerin sonuna doğru, Anadolu ve Rumeli ufkun iki ucunda iki ahşap konak gibi yanıyor. Yangından çıkanların uçan saçlarıyla ufukta insanlar koşuyor. 93 muhacirleri.
Muhacir gideceği yer olmadan bir teviye yürüyen hayalettir. Adını bilmediği bir başka hayaletin ekmeğini yiyecektir. Fakat Moskof atı ve neferinin altı ayaklı vahşetle kovaladığı, ikisi insan ayağı, dördü at ayağı, altı ayaklı vahşetle kovaladığı Türk muhacirine nisbet,
başka muhacirler seyah kadar eşyalı, erzaklıdır. 93 Harbi’nde üç şeyin hududu yoktu. Hastalığın, açlığın, vatan toprağının. Alev’de iki göz, Demir’de otuz iki diş. Bu Moskof ordusu Moskof süngüsü idi. 93’te ölümün uykudan uyanmış gibi sersem bir hali vardı. Kudurmuş kurt bile, kazalaşan kader bile, ölümü bu kadar haksız bir şekle koyamamıştır. Dünyanın her yerinde acizin muhterem olan dört şekli, yani çocuk, kadın, hasta, ihtiyar, Moskof bayrağı altında yürüyen ölümün ilan ettiği eşitlik önünde bir asker gibi demirle öldürüldü. 93 muhacirinin Edirne’de gömleği, Ayasitefanos’ta yani Yeşilköy’de eti, İstanbul’da derisi yoktu. Şimdi bunu niye okudum? Fahrettin Paşa bunu çocukluğunda yaşamış, babası galiba telgraf, telefon idaresinde bir görevli, idareci.
Evlerini bırakıp göç eden neslin çocuklarından biri. Şimdi büyüdüğü zaman Medine’yi teslim et diyorsunuz siz. Ki bunun gibi yüzlerce, binlerce köy, kasaba, şehir bırakıla, bırakıla, bırakıla, bırakıla. Nereye kadar diye sormaz mı? Medine’yi bıraktık, yarın İstanbul’u da bırakın dedikleri zaman ne yapacağız diye sormaz mı?
Evet hakikaten bu Özan Bey’in okuduğu Metin aslında yaşanan psikolojiyi ve arkasından söylediği duygu Fahrettin Paşa’yı ve neslini anlamamız açısından son derece önemli. Şimdi biz bu iklim içerisinde Fahrettin Paşa’ya Medine müdafasına kadar geçen sürecini birkaç cümleyle özetlemeye devam edelim Ali Hoca.
Fahrettin Paşa Harbiye’den 1888’de birincilikle mezun olmuş ve Harp Akademilerinde o zamanki Erkan-ı Harbe devam etmiş Erkan Harbiye’ye. Ve 1891’de çok iyi dereceyle oradan mezun olduğunu görüyoruz. Akabin’de Osmanlı İmparatorluk coğrafyasının muhtelif yerlerinde görev yaptığını Erzincan’dan Ayvalı’ya kadar pek çok askeri birlikte görev yapacak. Çeşitli isyan hareketlerinin bastırılmasında, harp hazırlıklarında ve Balkan Harbi’nde bizzat yer alarak savaş tecrübesini görülecek.
Çatalca mevkiinde bulunacak, yani Edirne’nin yeniden kazanılmasında etkin bir ürün olduğunu Balkan Harbi’nde, 2. Balkan Harbi’nde. Kaybetti ve yaşadığı coğrafya. Ama Edirne’nin 2. kere ele geçirilmesinde önemli bir görev aldığının altını çizmek istiyorum. Öncü kuvvetlerine komutanı değil mi? Çatalca mevkiinde Köprübaşı Taarruzu’nda bulunmuş ve… Edirne’yi ilk kirenden?
Evet, Emre Paşa girecek ama ortamı hazırlayanlar, Fahrettin Paşa ve Birliği. 12. Kolordu ile Musul’u Halep’e getirmeyi, 1. Dünya Savaşı içerisinde Musul’daki birliğini Halep’e getirmiş. Aynı tarihte 12 Kasım 1914’de Paşa olmuş ve Suriye 4. Ordu Kumandan Vekili iken Hicaz’a görevlendirilecek. Ama arada bir Kutul Amare var. Evet. Yine arada bir Zeytin Dağı başta olmak üzere Ermeni isyanları, Ermeni teşhirinde. Tabii tabii. Asıl şey sayamadım.
Şöhreti galiba o isyanlardaki şeyi ezici bir başarı kazanıyor orada. Belki Medine’ye gönderilmesinde de hem ismiyle anıldığı gibi Fahrettin bir paşa… Çok başarılı bir asker. Çok başarılı bir asker. Aldığı görevi üstün bir şekilde yerine getiriliyor. 1916’da gidiyor. 1916’da. Sevgili seyirciler bir hatırlatma da bulunmak istiyorum. Biz sohbet ederken arkadaşlarımız zaman zaman Fahrettin Paşa’nın özellikle Medine-i Münevvere’deki faaliyetlerini, çalışmalarını, savunmalarını konu alan fotoğrafları ekranınızda paylaşıyorlar. Bu fotoğraflar İSİKAN’ın arşivindendir. Halit Eren Bey’e çok teşekkür ediyorum.
Kendisinden talep ettik. O da büyük bir cömertlikle bu fotoğrafları bize paylaştı. Tabii satır arasında şunu da ifade etmek isterim. Biraz sonra ilerleyen dakikalarda burada masanın üzerinde bir kitap görüyorsunuz. Oldukça hacimli güzel bir eser. Bu eserde de ortaya konulduğu gibi Fahrettin Paşa iyi bir fotoğrafçı aynı zamanda. Ve fotoğraf arşivinin de ailesi İSİKAN’ın arşivinden bu fotoğraflar. Halit Bey de İSİKAN’a bizimle paylaştı.
Bu vesileyle teşekkür ediyoruz. Fotoğraflara bir de bu göze bakmanızda fayda var. Önemli bir kısmı ekranlardan bu denli geniş ölçüde ilk defa paylaşılıyor. Fahrettin Paşa’nın belki bu fotoğraflardaki katkısının ta çocukluğundan gelen bir merak neticesinde olduğunu söylememiz, hatırlatmamız lazım. Özellikle gençlerimize.
Bugün Medine Müdafası’ndan geriye kalan birçok fotoğraf Fahrettin Paşa’nın çektiği fotoğraflardır. Çok çocukluk yıllarından gençlik yıllarından kalma iki tane fotoğrafçılık, bir matematik, hatta özel dersler de aldı.
İşte bu bahaneyle söylemek lazım ki asker, subaylarımıza veya öğrencilere, tarihcilere, mühendislere, herkese hayata birkaç perspektiften, birkaç pencereden bakmaya çalışmak hem uğraştığımız işle bizi zenginleştirir hem kişi olarak zenginleştirir. Fahrettin Paşa’mız da iki fotoğrafçılıkla uğraşmış gençlik yıllarından.
Siz tabi Fahrettin Paşa’yı bizden daha iyi anlarsınız. Bir subay olarak veya eski bir subay olarak mı demek lazım? Subay en eskisi olmaz. Harbi elli ki hep harbi elli. Öyle mi? O zaman daha dikkat edelim. Ve aynı zamanda sinema, müzik vs. bir sanatçı kimliği olarak. Bir şey söyleyecektiniz galiba. Yani çocukluğundan başlayan bir eğitimi var fotoğrafçılıkla ilgili ve ilk Türk fotoğrafçılardan bir tanesi kendisi hakikaten de ciddi bir koleksiyonu kaldı. Zengin bir harçlığı. 1890’lı yıllarda İstanbul’un fotoğraflarını çeken ve oradan ciddi bir şeyler kalan önemli bir fotoğraf. Gittiği her yerde fotoğraf çekiyor. Evet.
Yani düşünün Osmanlı coğrafyasının her yerinde görev yapmış neredeyse ve her gittiği yerde de ciddi bir koleksiyon çıkarmış ortaya. Neden Fahrettin Paşa Suriye’ye Hicaz’a gönderildi? Aldık orada Bassi Paşa var, Mekke İmigarımı’da Galip Paşa var. Askeri birlik var. Niye başka bir subay değil de Fahrettin Paşa? Ve neden oraya?
Şöyle, Hicaz bölgesinde birtakım gelişmeler var. 1908’den bu yana Hicaz’da Mekke emiri olan Şerif Hüseyin ve etkili olan oğulları. Birtakım hareketlerin içerisinde oldukları, birtakım isyan teşebbüsleri içerisinde olduklarına dair merkezin bilgileri var, tahminler var.
Bu hareket ve bölgeden de gelen epeyce bir malumat da var. Bunları karşı Fahrettin Paşa gönderilerek duruma vaziyet etmesi, esas itibariyle sadece gezmek maksadıyla gittiği ifade edilecek ama gözlem yapması ve akabinde görevi devralması isteniyor ve öyle olacak. Yani Medine müdafak, müdafili görevini devralacak. Şerif Hüseyin ne zaman? 1908 yılında. Meşrutiyetin ilanıyla. Evet, ilanıyla beraber bölgeye emir olarak gönderiliyor. Şimdi Medine’de hem Osmanlı valisi görev yapıyor, onun yanında da Şerif ailesinden emirlik denilen bir sistem yürüyor.
Yani vilayet bir tarafta, emaret bir tarafta ikili bir yapı söz konusu ki bu keşke daha önceden çözülebilmiş bir sorun çözülebilmiş olsaydı. İki başlılık söz konusu yani aslında bölgede öteden beri bir sıkıntı oluyor bu aslında. Bu Osmanlı Devleti’nin işte Şerif ailesine göstermiş olduğu, peygamber soyuna göstermiş olduğu hürmetle ilişkili bir şey ama
bu idari konularda ve sıkıntılı zamanlarda, zor zamanlarda bir sorun da taşıyor esas itibariyle. Nitekim 1908 sonrasında yavaş yavaş Şerif Hüseyin bölgede nüfusunu artıracak ve bir takım kendi başına, kendi hırsları noktasında bağımsızlığa doğru bir takım hareketlerin içerisinde girecek. Şimdiye kadar bilgilerimiz genellikle I.D.S içerisinde Şerif Hüseyin’in ve oğulları aracılığıyla İngilizler ile, İngilizlerin Şerif Hüseyin’e isyan teşebbüsünde bulunduğu, teklifinde bulunduğu şeklindeydi.
Ama bu son İngiliz belgelerinden anlaşılıyor ki, aslında ilk teklif Şerif Hüseyin’den gitmiş İngilizlere ve savaştan 6 ay kadar önce daha I.D.S patlamadan önce bu görüşmeler ve konuşmalar yapıldığı ortaya çıkıyor.
Ve İngilizler ilk planda bunu reddediyorlar ama savaş patlamasıyla beraber bütün her şey değişiyor, bütün statiko değişiyor ve İngilizler bu tarihten itibaren Şerif Hüseyin’le daha hızlı görüşmeler yapacaklar. Ve Osmanlı’ya karşı bir içeriden ayaklanmak ki, Mekke gibi Şerif ailesinden bir kişinin bu işi de yapıyor olması, Osmanlı hilafetinin itibarını düşürmesi bakımından son derece önemli ve diğer Müslümanların da bu direnişini,
emperyalizme karşı olan direnişleri bakımından da son derece anlamlı bir şey olacaktı. İngilizlerin son derece işine gelecek bir operasyondu ve maalesef Şerif Hüseyin de bu konuda İngilizlerle iş birliği yapmaktan çekinmedi. Bunu bugün çok rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Bu süreci okumada Osmanlı idarecilerinin biraz yavaş kaldığı bir şey var baktığınızda ve sanki şerif Hüseyin’e istediklerini vererek ikna olabilecek gibi bir zaman kaybı var. Mesela Şerif Ali’yi daha erken Şerif olarak atamış olsalardı, sonuç farkı olabilir miydi? Kaç talip öyle okumak çok da doğru değil ama.
Şerif Haydar Ali’yi ataması isyan başladıktan sonra oldu ama şimdi Osmanlı Devleti’nin yavaş refleks verdiğini söylememiz mümkün.
Özellikle yerelde Vehip Paşa’dan sonra göreve gelen Galip Paşa ve merkezinde tereddüt içerisinde kalması, usulet ve suhulet de bu meseleyi çözeceğiz gibi bir yaklaşım içerisinde olduklarını söylemek lazım. Savaşın getirmiş olduğu tabi ki şartlar pek olumsuz ama Galip Paşa diyor ki Şerif Hüseyin bana yemin etti isyan etmeyeceğine dair. Balkanlardan dinim kadar eminim diyen şey vardı değil mi? Ben şimdi doğrusu burada siyaset tarafından çok hoşlandığımı söyleyemem. Ben merak ediyorum ne anlıyorlar diye. Galip Paşa, biz biliyoruz Mekke’deki işte Birliğin Komutanı filan. Siyaset tarafına gittiğimizde belki Sultan Hamit merhumu anmak gerekiyor. 1908’e kadar Şerif Hüseyin İstanbul’da tutuluyor.
Denetim gözetimi altında olan biri. Niye Sultan Hamit bunu denetimde gözetimde tutuyordu da Medine’ye göndermiyordu? Sultan Hamit indirilir indirilmez. Nasıl oldu da Şerif Hüseyin gitti? Yani bizim şeyin tabiriyle Şeyh’i Paşa idi galiba manası postanın önünde katledilen. Vurulan deyince böyle biraz küçük. Hafif kalıyor. Abdülhamid taraftarı olduğu için. Abdülhamid taraftarı olduğu için isyancılar tarafından katledilen bir paşamız. Şey denmiş oğluna çapkın çocuklar veya romantik çocuklar o kuşağa hakikaten öyle çok şey.
İddiat deraki neslimler. Yani genç subaylar tamam. Bu vatan sevdalarından yana hiçbirimizin zırnık endişesi yok. Kabul ona.
Ama keşke biraz işte had bilmek, hudut bilmek. Hani şimdi birçok insan liyakatının ehliyetinin, tecrübesinin birikiminin çok çok üzerinde vazifelere balıklama talip oluyor ya işte o dönemde de biraz öyle görünüyor.
Genç tecrübesiz bir nesil memleket idaresini ele aldığı zaman çok doğal bir neticedir ki işte Şerif Hüseyin de ailesi bölgeye gitsin.
Esasen yapmak istedikleri bir Arap imparatorluğu Osmanlı’dan kopartıp yani aynı Bulgaristan nasıl olduysa ee, sınav bize geldi. Bulgarca diye bir şeyin icat edildiğini söyler bazı tarihçiler. Orijinal Bulgarca’nın olmadığını Bulgaristan’ın Osmanlı’dan koparılabilmek için yani burada da Arap imparatorluğu adı altında bağımsız bir yapının oluşturulabilmesi adına Şerif Hüseyin ve İngiliz altınlarının büyük bir maceraya giriştiği 1908 ile birlikte bellidir.
Ve bunun ilk adımları da nedir? Mekke ve Medine’dir. Çünkü burası sadece stratejik açıdan filan önemden çok daha fazlası moral açısından yani bir imparatorluk ki kendi en kutsal beldelerine elinde tutamaz hale geliyonun tipik ispatı olacaktır. O yüzden burada bir isyan rivayeti de artık iyice ortaya çıkınca Fahrettin Paşa’ya denir ki sen bu isyan konularında uzmansın oraya bir git bak. Bunların aslı astarı var mı yok mu? Fahrettin Paşa’da daha gittiği dakikadan itibaren bütün meseleyi çözer.
Anlar ki burada bir çok ciddi isyan potansiyeli var ve derhal buranın askeri güç olarak, biyolojistlik olarak desteklenmesi gerektiğini söyler ve en son saniyeye kadar yani 1919’un herhalde ocağı kadar tek başına kalana kadar tek başına bunu sürdürür.
Bir şey burada söylemek istiyorum tabi bölgeyle ilgili olarak yani hepimizin dikkatini çekmesi gereken husus bölgede İngilizler uzun yıllardır çalışıyorlar.
İşte Hindustan yolu vesaire vesaire ama netice itibari bölge İngilizler’in İngiliz imparatorluğunun gözünün önünde olan bir yer dolayısıyla bu bölgeye son derece iyi yetişmiş elemanlar gönderdiklerini görüyoruz. Yani Oxfordlu, Cambridgeli ajanlardan bahsediyoruz ve bunlar böyle geçerken uğramıyorlar.
Buraya bilinçli ve uzun soluklu geliyorlar. 1800’lerden itibaren. Tabi tabi tabi hocam bölgeyi en iyi bilen kişi Getrute Bell bir ajan fakat arkeolog kendisi bölgeye geldiğinde 24-25 yaşında. Savaş başladığında, Hilmi Savaş’ın başladığında 46 yaşında. Yani 20 senedir bölgede. Biz onları tarih söyleşileri programla savaş ve istihbarat, bir dünya savaşı istihbarat konusu etrafıcıyı anlattık ama buradaki sizi hatırlatmakta fayda var tabi. Lawrence var, başka uzmanlar var. Lawrence’ın annem dediği biridir şey. Lawrence en medyatiği burada. En çok bildiğimiz. Hocam anlatacaktır onu. Ama onun dışında da bölgede fevkalade önemli isimler var.
Ve Mısır tabi ki Mısır bu işin zaten Mısır’daki Arap ofisi bunu yönetiyor. Medine-i Münevvere’ye gelelim hocam. Evet. Zaman hızda akıyor ve konumuz Medine-i Münevvere’nin müdafası. Fahrettin Paşa’yı Fahrettin Paşa yapan ana hikaye.
Fahrettin Paşa geliyor ben şöyle hızlıca hatırlatmayı yapayım. Yerel halkla aşiret liderleriyle gönüllü ve önder kişilerle diplomasi boyutu olan, gönül boyutu olan, duygu boyutu olan, strateji boyutan bir ilişki kuruyor ve bir savunma harekatı geliştiriyor ve önemli başarılar da elde ediyor.
İşte bu süreçte Medine’de kuşatılıyor. Ne zaman kuşatılıyor Medine ve neler yaşanıyor? Mesela sizin Medine kuşatmasını da en çok etkileyen sahnelerden birisindedir Ali Hoca. Bir kere 10 Haziran 1916 itibariyle isyan başlamış ve bu sadece Cid’de, Mecca, Taif’te yani Hicaz bölgesinin en önemli merkezlerinde bu başlatıldı ve Cid’de ve Mecca kısa sürede ele geçirildi.
Medine’de Fahrettin Paşa faktörü orada devreye giriyor. Medine’de Fahrettin Paşa’nın bulunması sebebiyle, aldığı tedbirlerle ve daha önce hazırlıklı olması sebebiyle bu bölgeyi isyancılar, asiler ele geçiremediler.
Fahrettin Paşa inisiyatif alarak öncelikle bunların üzerine seferler düzenledi. Ciddi başarıları da var. Hatta bunun için Osmanlı Genel Kurumu ayı, Mekke’yi de Paşa’nın kurtarmasını istediler.
Medine’den Mekke’ye bir sefer hazırlıkları var. Ayrıca bir hatırlatmada bunu müsaadenizle. Sevgili seyirciler şu anda ekranlarımızda Medine’yi, Münevvere’nin o yıllara ait bir hava fotoğrafını görüyorsunuz. Mescid-i Nebebi merkezde ve Mekke’yi mükerreme, hem şekiliş yılı hem de belge değerli itibariyle.
Muhtemelen bu da Fahrettin Paşa’nın çektiği bir fotoğraf olabilir. Evet Ali hocam, bir takım başarılar var ama biz şu şehrin müdafaa boyutuna biraz uzaklanmak istiyoruz. Fakat netice itibariyle şu anlaşılıyor ki bir uzun hareket yapabilmek mümkün değildir Mekke’ye vesaireye. Dolayısıyla burada bir savunma hattı oluşturarak, Medine’nin etrafında bir savunma hattı oluşturarak geri çekilecektir.
Fakat bu Haziran 1916’dan 17-18, 19 yani iki yıl, yedi ay sürecek bir müdafadan bahsediyoruz. Fahrettin Paşa burada Medine’ye sığınacak ve şehrin direnişini sağlayacaktır.
Ama iki yıl, yedi ay gibi bir süre içerisinde de tekrar şehirden çıkarak bir huruç harekatı vesaire yapmanın imkanı olmamıştır. Burada kısa süre sonra artık Medine’nin Suriye’den veya herhangi bir yerden dışardan destek alma imkan ve kabiliyeti de kalmayacaktır. Çünkü isyancılar demir yolunu bir şekilde ele geçirecekler, tahrip edeceklerdir. Dolayısıyla var olan mevcut imkanlarıyla dayanmak zorundadır. En yakın destek alabilecekleri, en yakın Osmanlı Birliği nerede var ordusu? Mağam denilen, Kuzeyde Suriye’de Mağam bölgesinden. Kaç kilometre uzaklık yaklaşıyor bugün şartlarında?
Valla şu anda bilmiyorum ama herhalde en az 500 kilometre. Medine, Mekke zaten bin küsür kilometre, bin üç yüz kilometre. Dolayısıyla yakından gelmek imkanı yok. Çünkü Kuzeyde zaten Sina cephesi söz konusu ve burada İngilizler de harekata başlamışlar.
Medine muhasara altında, Medine’ye yardıma gelemesi muhtemel olan Suriye’deki kuvvetler de İngiliz taziki baskısı altındalar. Yani aslında Medine müdafasını anlamak için şunu bilmek lazım. Fahrettin Başa elindeki kuvvetlerle ve imkanlarla hangi bir dış destek alma imkanı kaybetmiş durumda. Evet, evet onun için şehir müdafası diyoruz.
Peki burada yaşanan hadiseler, olaylar mesela çekirge yenme hadisesi var. Evet, şimdi tabii ki kıtlık var, yokluk var, isyan var. Bunları biraz psikolojiyi de anlamak açısına bir aktarır mısınız? Orada hadise var mı kitapta? Evet Ali Hocam.
Şimdi şunu söylemek lazım tabii ki aşağı yukarıya Medine nüfusu daha savaş başında 150 bin civarında. Dolayısıyla büyük bir nüfus var. Bu süre içerisinde nüfus azalacak. Sivillerin çıkartılması, evlerin kapatılması vesaire söz konusu.
Yani mücadele edecek mücahitlerle beraber kalma kararlılığı söz konusu. Ne kadar erzakınız olursa olsun maalesef destek almıyorsanız dışarıdan yeriniz gelmiyorsa bu bitmek durumunda. Dolayısıyla bu tehdit karşısında bu zor durum karşısında büyük bir planlama yapmanız gerekiyor.
Ve bunu ısrarla ve şiddetle uygulamanız gerekiyor. Yani burada bir gevşeklik olması hali her şeyi beraberinde götürecek. Müsaadenizle. Yokluk dedik ki bir örnek olsun diye Cemal Paşa Fahrettin Paşa’dan Amerika bezi istiyor 1918’de. Şöyle bir cevap 9 uzak 1918’de Fahrettin Paşa’nın verdiği bir cevap var. Belki bu cevap bile aslında orada yaşananların bir özeti ama biraz sonra örnek ve ayrıntıları görürüz.
İki ay evvel ne kadar epey bez vardı çamaşır yaptırdım. Burada buradaki kıtaate birer gömlek verdim kıtaat dediği askerler el ula mıntıkasındaki askerlerimizin ceket altında göbekleri olmadığını ifadeye bakın. El ula mıntıkasındaki askerlerimizin ceket altında gömlekleri olmadığını o cihette gönderdiğim hoca efendiler görmüşler.
Ceket var herhalde şey altta bir gömlek yok. Bedevi kadınlarına mahsus boyalı bezlerden onlara 1400 kat çamaşır gönderdim. Ahaliden bu çok cümle çok dikkatimi çekti benim. Ahaliden askerden vefat edenler şehittir diyorum. Don ve gömlekle gömdürmüyor.
Afedersiniz ahaliden askerden vefat edenler şehittir diyorum don ve gömlekle gömdürüyorum defnettiriyorum yani kefen diktirmiyorum. Pazarda satılmakta olan kadın entarilerini perdelerini falan satın alıyorum. Mahaza ambaramda her ihtimalle karşı yalnız 17 top Amerikan bezi vardır.
Onu da arzu ederseniz emrederseniz takdir ederim diyor. Bu oradaki ortamın bir yansıması bunun gibi örnekleri biraz. Bir örnek de ben vereyim müsaadenizle. Şubat 1918’de Fahrettin Paşa tekrar askerine kadar erzak verilecek bunu tayin ediyor tekrar düzenliyor. Buna göre bir askere bir günde 350 gram ekmek fakat bu un olarak tahsis edilmiş. Şeker 10 gram, çay 1 gram, pestil 100 gram, kavurma 30 gram, zeytinyağı 4 gram, patates 100 gram, tuz 30 gram olarak tespit edilmiş. Bunlardan her bir askere bu kadar düşüyor. Bunlardan yemek yapılarak askere çıkacak. Yani şartlar fevkalade olumsuz. Fakat burada tabi ki daha sonra raporlarda şu yazıyor nasıl dayanıyorlar? Bu kadar zorluk var, yıkıtlık var, nasıl dayanıyorlar? Madde madde yazılmış maddenin askerin dayandığı kudret din kaybusudur diyor. Dini mukavemet gücü, hassasiyeti gücü oradan alıyorlar. Ve özellikle nereyi müdafaa ettiklerinin farkında olduklarından dolayı
Medine-i Münevvere’de Hz. Peygamberin kabrinin müdafasından dolayı bu dini hassasiyet çok yüksek olduğu. Askeri raporlarda altı çiziliyor. Sizin ilave etmek istedikleriniz Hüsam Bey, bu psikoloji siz onu daha iyi…
Seyircilerimiz şeyi daha iyi kavrayabilsin diye Adana’nın altında yaklaşık 1000 kilometre uzaklıkta Medine var. Bugünkü Türkiye ile tek bağlantısı Hicazdemir yolu. Onun dışında bir yolu yok.
Ve bütün her ne gelirse Medine’ye beslenmesi için, yemesi, yatması, üstüne başına hayvanına otu yemesi hepsi buradan geliyor. Şimdi burası belli istasyonlarda ki Türk kuvvetleriyle de tutuluyor. Osmanlı birlikleriyle tutuluyor.
Zaten şimdi Lawrence’a da girelim. Lawrence’ın Asi Şerif Hüseyin tayfasıyla birlikte yaptığı neredeyse tek bir şey var. Bu Medine’yi besleyen damarı bölmek, kırmak ve burayı sürekli uğraşılır bir bölge olarak yaşatmak şeyi de yapmıyorlar. Yani tamamen tahrim etseler Osmanlı’nın Medine ve Hicazdemir yolu diye bir başlığının olmaması istemiyor Lawrence ve Asiler.
Çünkü burada sürekli kanayan bir yaranın olması, buranın sürekli elde tutulan ama bir açıdan da demir yolunun, o istasyonların, oradaki askerlerin sürekli korunmaya, beslenmeye mecbur halde tutulması Anadolu’daki ana birlikleri zayıflatan bir unsur olarak ortada.
Şimdi hal böyle olunca temel mesele Hicazdemir yolunu korumak. Yani eğer bu sağlam tutulursa her türlü Medine’nin ihtiyacı karşılanacak.
Fakat o hale geliyor ki artık buranın elde tutulamayacağını Hicazdemir yolunun Fahrettin Paşa’da görmeye başladıktan itibaren galiba gittiğinin ertesi sene bizim için medarı iftihar olan işte bölgedeki ne kadar bizim bugün kutsal emanetler olarak isimlendirdiğimiz hatıra varsa öncelikle oradan İstanbul’a bunları tahliye ettiriyor. Evet. Ki bu bile başlı başına bir destandır yani Fahrettin Paşa ne yaptı dediğimizde oradaki kutsal emanetlerin hiçbir türlü parayla pulla ölçülemeyecek hatırağının bugün İstanbul’da yağmadan kurtarması belki tarihimize yaptığı en büyük hayırlardan, katkılardan bir tanesindir.
Evet. Bu olarak da Suriye’de manzaranın ne olduğunu gördük zaten bu katliamın. Ama bir hususi burada hatırlatmakta fayda var. Hatırlarsanız geçen seneler Bir Dışişleri Bakanı’nın pervasız bir tweet paylaşımında da yoğun olarak bu konu gündeme gelmişti.
Fahrettin Paşa’nın Medine’yi münevver eden İstanbul’a gönderdiği emanetler Osmanlı hakimiyetinden sonra milletimizin ve devletimizin Peygamber efendimize ve o belediye olan hürmetinin ifadesi olarak gönderilen hediyelerdir. Tabii. Diğerleri Yavuz Sultan Selim ile beraber hilafet alameti sayılan ve Topkap’ta mukaddes emanetler dahi satılanlar onlarla beraber geliyor.
Fahrettin Paşa’nın geri gönderilir ki milletimizin gönderdiği hediyelerin bölgenin işgale endişelenme sahibine iadesi gibi değerlendirilebilir. Bu konuda iki şey söylemek istiyorum. Birincisi Vehhabi isyanları sırasında Peygamberimizin kabri ve oradaki değerli eşyalar talan edildi. Yani hem kabir talan edildi hem orada bulunanlar talan edildi.
Benzer başka eşkıyalık olayları da var. İkincisi şu Medine teslim edildikten sonra Ocak 1919’da 12 gün Medine yağma edildi. Yani Araplara, Şerif ailesine teslim edildiğinde Medine 12 gün yağma edildi. Dolayısıyla eğer Fahrettin Paşa bu mukaddes emanetleri İstanbul’a göndermemiş olsaydı bugün kapanın elinde kalacaktı. Nerede olduğunu bilemeyecektik. Yani Abatı’daki müzelerde falan da olmayacaktı. Şimdi Fahrettin Paşa’nın belki Medine müdafasını anlamak için tabi konuşmaları var hitabeleri var. Ama sarf ettiği bir cümle var. Zaman zaman Osmanlı ordugâhı onu biraz da bunu değerlendirelim isterseniz. Özhan Bey’in sohbetimizin başında ifade ettiği stratejik olarak Suriye doğru kuvvetleri çekmek teklifi gündeme geldiğinde yine şöyle bir cevap veriyor. Diyor ki bir heyet teşkilolsun, askeri bir heyet oluşturulsun.
Medine’nin müdafası için askeri en az ne gerektiğini belirlesin ben onun yarısıyla müdafaya devam etmeye hazırım diyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Aşktır başka türlü izah edilemez. Çünkü şeyde askeri görüş yani strateji açısından Medine’nin boşaltılması söz konusu olduğunda yanılmıyorsam önce İsmet…
Evet, İsmet Bey’in gitmesi inanın şeyi geçer. İsmi geçiyor. İsmi geçer ama çok genç bulunur. Sonra Mustafa Kemal Paşa bunu halleder denir.
Ve şeyde de Şam’da yanılmıyorsam çok böyle dramatik de bir tablosu vardır onun bir sahnesi vardır. Medine’yi boşaltalım şeyi konuşulurken birden elektrikler kesilir odadaki.
Yani şeysiz kalınır ve bir karpit lambasının ışığı altında teferruat konuşulurken Mustafa Kemal Paşa da bunun esasen imkansız bir şey olduğunu söyler.
Çünkü bu Medine’deki birlikleri bir trene yüklüyeceksiniz. Trenin etrafını koruyan binlerce asker olacak ve onlar yürüyecek, tren yürüyecek, onlar yürüyecek, tren yürüyecek. Böyle bin kilometre tarihte böyle bir geri çekilmenin örneğinin olmadığını söyler Mustafa Kemal Paşa da.
Biraz da belki mecburiyetten artık şeyi çekemezler ama bir birlik azaltma işine öyle ki üç yazışmadan biri hadi azaltıyoruz biri yok yok çoğaltıyoruz biri de yok öyle kalsınlar.
Ama ne yapacaklarını çok bilmeden geçen seneler boyunca Fahrettin Paşa’mız orada elindeki imkanlara bakmaksızın sonuna kadar emanete sahip çıkmaya çalışıyor.
Evet bu olay 23 Şubat 1917’de gerçekleşiyor. Şam’daki toplantı ve görüşme ondan sonra çıkan karar şu oluyor Fahrettin Paşa devam etsin.
Çünkü Mustafa Kemal’in Şam’a gelme sebebi zaten o görevi tayin edilmiş olması. Şam’da Cemal Paşa ile görüşüyorlar ondan sonra Fahrettin Paşa’nın orada kalması hususunda mutabık oluyor sonra Emre Paşa da geliyor zaten. Oradan Mustafa Kemal Paşa ikinci ordu komutanlığına geçiyor. Fahrettin Paşa bir anlamda Medine ve kaderiyle baş başa bırakılıyor. Baş başa bırakılmaya da talip oluyor zaten.
Zaten talip. Şu meşhur beyt var ya o kadar oradaki askerlerimiz benimsemişler ki bırakmayız Medine’de yatanı can veririz kurtarırız vatanı.
O meşhur söylemem de beni çok etkileyen şey şu şey anlamaya çalışıyorum aslında belki çok bilimsel bulunmayabilir ama savaşın psikolojisini insanın psikolojisini şeyin psikolojisini Fahrettin Paşa’nın Mescidi Nebevi’de hutbe irade böyle sağ elini Resulü Zişan Efendimiz’in sandıkasına doğru uzatıp seni asla bırakmayacağım.
Seni asla bırakmayacağız ya Resulallah diye.
Cumana namazında galiba hemen sonrasında işte bu boşaltma şeylerinin çok zirve yaptığı bir dönemde yazışmalar yazışmalar bütün hassasiyetiyle o aslında müthiş bir deklerasyon durdu yani hem askerlerine subaylarına çünkü subayları içinden maalesef bıraksak dönsek. Dönsek diye şey yapanlar vardır evet ki zaten 1917 de yanılmıyorsam bir parti şey işte mukaddes emanetlerle birlikte o süreçte çıkartılmıştır boşaltılmıştır sivil ahaliden şey yapılmıştır yani Fahrettin Paşa orada çekirdek bir kuvvetle esasen direnebildiği kadar sonuna kadar Medine’ye. Muhafaza etmeye kesin kararlıdır bu şey açısından da çok doğru yani baktığımız zaman işte sohbetin başında dedik ver Ruscu da ver Selani de ver hadi Edirne’yi de ver yarın ismi nereye kadar vereceğiz birincisi bu ikincisi ki belki Fahrettin Paşa’yı Medine
müdafasında taçlandıran son hamlesidir işte 1918’in sonunda Osmanlı bütünüyle teslim olmuş ve montos imzalanmış olmasına rağmen Fahrettin Paşa çok çeşitli bahaneler ileri sürerek siyasi askeri iktisadi şu bu insan aklının alabileceği bütün
bahaneleri ileri sürerek Medine’yi terk etmemiştir teslim etmemiştir orada üç aylık yanılmıyorsam iki üç aylık bir süreçte sonra da sonra da sonra bütün her şey bittikten sonra bile ki çok da doğrudur doğru olduğunda neticede işte istiklal harbinde kullandığımız silahların tamamı kendi silahlarımızdır o teslimden kurtarılan silahlardır ateş kes anlaşmasının imzalanması Mondros’un imzalanması bile bir netice değildir daha ne
olacağı belli değildir zaten İstanbul mesela hemen işgal edilmiştir İzmir işgal edilmiştir yani paşa Allah kanigani rahmet etsin ismi gibi
şimdi ilerleyen dakikalarda tabi o teslimanın o psikoloji biraz daha ayrıntılı konuşacağız kendi Erkan Harbiyesi ile olan mücadelesini ihan ettiği duygusu psikolojisi ama siz bize bir eser seslendirecektiniz bir icrada bulunacaktınız onun hazırlığını yaparken ben yine Fahrettin Paşa’nın psikolojisini yansıtmazsam biraz Ali Hocadan bekledim ama o biraz daha teknik anlatımı tercih etti galiba şu meşhur sözü var ya bu çekirgeyi dinleyeceğiz bir o nikahsini dinleyeceğiz Ali Hocam sizden ama bir de Peygamber Efendimiz’e ne hitabı var kalk ya Muhammed Allah’ın Resulü kalk Müslümanlara görün Tanrı’nın yardımı Allah’ın yardımı bize ulaştır
diye böyle bir yakarışı var kaynaklarında tabi kendi üç dünyası neler yaşadı bunlar ayrı şey yaparmış yani ben teslim etmem diyor bir kere sonunda yani bu Medine’yi ben teslim etmem edecekse bu görevi benden alın başka bir komutan gelsin Medine müdafii sıfatıyla bir başka komutan gelsin o teslim etsin ben teslim etmem
Osman Bey şimdi siz böyle programında duygu sağlaştığı bu anda şeyde söyleyeyim de o tamam okuyacağım Türkiye’de okuyacağım onu unutmayalım yok unutmayız her sabah yanımlıyorsam değil mi ilk iş şeyi kıyafetinin üniformasını filan çıkarır her cuma sabahı mıydı her sabah mıydı onu net hatırlamıyorum kefen gibi beyazlara bürünür
en yumuşak hassas süngerlerle eee temizliğini yapar efendimizin kabrinin mübarek kabrinin etrafında yerleri her sabah bunu yaparmış hatta o süngerleri sakladığı kendi Pakistan şey Afganistan’a götürüyor
onun bir hikayesi var anlattım bir hikayesi var ki sadece şey değil tabi burada şimdi Fahrettin Paşa tabi ki her harp komutanın hanesine yazılır bu böyledir ama biz belki eee işte işin en başında programın en başında konuşuyorken söyledik her harp komutana yazılır tamam ama burada Medine’yi müdafaa eden
eee ederken eee şehit düşen cennetül bakide bugün eee defnedilmiş halde bulunan sonradan geri dönen dönemeyen eee binlerce Mehmetciğinde çok büyük eee fedakarlığının neticesidir bütün bu
işte Pilemle dediğimizde odur Çanakkale dediğimizde odur hepsi ve eee bir arkadaşım söylemişti biz niye sadece şehitleri gazileri anıyoruz onların aileleri yakınları şimdi benim tarihe eee böyle merak salmamdaki en büyük duygulardan biri de odur derler ki 90 yaşına kadar bekleyen pek çok nenemiz vardı camlarda oğlu eşi belki döner diye
yani bu eee kapıyı kilitlemeden yatıyorlar diyor ki her evden çıkışta baban gelirse diyor teyzenlere gidiyorum baban gelirse yan köyeye gidiyorum bu üç ay değil altı ay değil bir sene değil bekle Allah bekle bekle Allah bekle bir de şimdi tamam en ağır şartlar bile olsa eee erkek adam orada işinin farkında ben diyor Medine’yi
efendim efendimizin şehrini müdafaa ediyorum işi belli gücü belli yani toprakta da yatsa yattığı yer belli kalktığı yer belli geridekiler öyle değil geridekiler hanımlar yaşlılar eee çocuklar bebekler bunlar ne yer ne içer nereye gider nerede barınır ne içer ne içer ne yada içecekler
bunlar ne yer ne içer nereye gider nerede barınır nereden nereye göç eder ve bu ne zaman biter o da meçhul yani bu bekleyenlerin duygusu eee ayrılık tarafında daha eee benim için hüzünlü olmuştur bir asker olarak eee askerlerimizden daha fazla subaylarımızdan daha fazla onların ailelerinin eşlerinin çocuklarının
eee çok büyük zorluklar çektiği kanaatindeyim doğru çok doğru 120 filmi de doğrusu eee bunu anlatmaya çalışır harbin eee işte hanımlarımıza kızlarımıza yaşlılarımıza çocuklarımıza etkileri eee üzerinden işleyen bir filmdir.
Keza şey öyledir işte bir hemşire kız yazın eee son mektup son mektup işte harpte kimsesiz kalan on binlerce çocuk Kazım Karabekir merhumdan Allah bin kere razı olsun onlara sahip çıkmıştır. Böyle eee cephe gerisi perde gerisindeki asıl hüzün eee beni ziyadesiyle etkilemiştir eee buradaki ayrılıklar için eee yaptığım bir türküdür.
Yeri de geldi dersen söyleyelim.
a 글
Ah Ah felek küstü bize Ayrılık düştü bize Yüleğim yanar hayana Bir bedende iki can
Sen yoksun sonu hiç rahat Yüreğin kanar ha kana Ah ayrılık ah Ayrılık ah Ayrılık ah yaman Ayrılık ah
Ayrılık ah Ayrılık ah Ayrılık ah yaman
Ayrılık ah
Beklerim senelerce Ağlarım gecelerce Yüreğim yanar hayana Kaç mevsim geldi geçti Kaç yıldız göçtü gitti
Yüreğim kanar ha kana Ah ayrılık ah Ayrılık ah yaman Ayrılık ah Ayrılık ah
Ayrılık ah Ayrılık ah yaman Ayrılık ah Ayrılık ah Ayrılık ah Ayrılık ah
Ayrılık, ah ayrılık, ah ayrılık. Ah yaman ayrılık. Âlim’e sormuşlar, ölüm mü zor, ayrılık mı zor diye ayrılık mı zor demiş.
Ölüm de çünkü biliyorsun gitti gelmeyecek. Ayrılık öyle değil işte. Nerede, nasıl, gelir mi, gelebilir mi? Düşünün ki şeyde, Kafkas cephesindeki şeyde de vardır mutlaka. Kafkas cephesinden bol bilgi olduğu için bunu söylüyorum. Seneler sonra dönenler var. Şimdi onu gördükçe daha da hevesleniyor. Ya bizimki de dönerse, ya bizimki de dönerse. Allah hepsine gani gani rahmet etsin, gidenede, bekleyene de. Evet şimdi tabii tam ayrılık derken çok teşekkür ediyoruz bir defa. Hakikaten hem o psikoloji hem o duyguyu bize hissettirdiniz. Fahrettin Paşa’nın ayrılık vakti geliyor. Yani Medine-i Münevver’in teslimi hadisesi var. Şöyle bir olaylar hatırlıyorum. Şehir kuşatılıyor. Aylarca hatta bir iki yıl kuşatma devam ediyor büyük bir imkansızlık içinde. Mondoros mütariyesiyle birlikte artık bütün ümitler bitiyor. Ama Fahrettin Paşa şehir savunma inatla devam ediyor. Hatta deniyor ki kendi askeri birliklerinin dışarıdan haber almasını engellemek için tesis irtibatını dahi kesiliyor. Ve İstanbul hükümeti İngilizler bir anlaşma oldu. Şehri teslim etmen lazım gibi bilgileri her gelişine başka bir bahaneyle süreyi uzatıyor. Bir şey daha hatırlatmakta fayda var. Biraz önce hani sözü geçti en yakın yardım alabileceği yiyecek alabileceği merkez neresi diye sorduğumuzda 500-600 km geçti ama 1300 km en yakın yardım alabileceği merkez 1300 km o da mümkün değil. Demir yolu vesaire kesilmiş. Evet bu ortam içerisinde Fahrettin Paşa’nın.
Şimdi Mongoros mütariyesinin 16. maddesi var ve buna göre Hicaz ismi geçiyor. Hicaz, Asir, Yemen vesaire komutanların bir an önce teslim olmaları gerektiği anlaşma mütariye maddesi olarak girmiş. Fakat bu bilgi Fahrettin Paşa’ya İngiliz tesisiyle bildiriliyor. Dolayısıyla öncelikle ben buna itimat etmem diyor. Dolayısıyla bana doğrudan, merkezden kendi hükümetimden gelmesi lazım diyor. Dolayısıyla bu defa genelkurmaydan bir kişi gönderiliyor bizzat. Onu da dinledikten sonra teslim olması gerektiği. Onu hapsediyor herhalde galiba. Öyle bir şey var bununla ama. Kalıyor, görüşmeler falan.
Hicaz da ilerleyen şey var. Genel kurmaya bildiriyor Fahrettin Paşa Katiyan teslim olmayacak diye. Fahrettin Paşa şunu istiyor. Bana halifeyi halifeden bizzat iradeyi seniye gelmesi lazım. Padişah’tan emir gelmesi lazım. Yazılı emir gelmesi lazım.
Fakat tabii ki meşrutiyet paşası olması sebebiyle de meclisi mebusanın da onaylaması lazım diyor. Olaki padişah’tan bir şekilde alındı. Meclisin de onaylamış olması gerekir diyerek hem işi uzatıyor bir bakıma. Ama öbür taraftan da evet meşrutiyet var. Dolayısıyla mecliste de bunun desteklenmesi lazım. Onu da istiyor. Bu da geliyor.
Bu defa kendisini hücre-i saadete kapatarak teslim olmayacağını ifade ediyor. Daha sonra kendi imayiyetinde bulunan subayların artık yapacak hiçbir şey yoktur. Direnme noktamız yoktur. Yani bunu bitirmek gerekir. Düşüncesiyle üzerine atlayarak teslim olmasını sağlıyorlar. Hocam hakikaten tarihi duygusu ve psikolojisiyle atlanmak çok önemli. Önümde bir konuşması var. Belki o cümlesi aslında o psikolojisini çok iyi anlatıyor. Bu üç cümleyle geçecek günlerce sürüyor bu mücadele. O geliyor, o gidiyor. Hiçbir şekilde teslim olmama taraftar. Yaptığı bir konuşma var. Hakikaten bu açıdan çok 1917’de daha yaptığı konuşma da şöyle bir ifadesi var. Acaba bize bir ışık tutar mı? Ben bir iki cümlesini paylaşayım. Medine’yi, yani malumunuz olsun ki Şeci ve Kahraman askerlerim, Medine’yi son fişeğine, son damla kanına, son neferine kadar muhafaza ve müdafaa’ya memurdur. Bu asker, Medine’nin enkazı altında ve nihayet Ravza-i Mutahharanın yeşil türbesi altında, kan ve ateşten mensuc, kızıl bir kefenle gömülmedikçe, Medine-i Münevvere kalesinin burçlarından ve nihayet Mescid-i Saadet minarelerinden ve yeşil kubbesinden Osmanlılığın al bayrağına bayrağı alınmayacaktır diyor. Yani ya ölüm, yaşa ölüm. Ya ölüm, ya ölüm. Bunun çok benzeri tarihte bir yerde daha geçiyor esasen. Yani beni, çocuklarıma, ailemi tek tek öldürmediğiniz sürece bizi teslim alamayacaksınız diyen dağ ıslanmış Şeyh Şamil. Onun da müthiş bir konuşması vardır böyle. Ben mesela şey hep merak ettim. Şeyh Şamil de merhum Medine’dedir kabri. Evet, orada bir parti. Fahrettin Paşa’yla acaba Fahrettin Paşa’yı Fahrettin Paşa yapan unsurlardan, ana felsefeden baktığımızda Şeyh Şamil’in etkisi nedir?
Yani ben bu satırları okuduğum zaman direkt Şeyh Şamil aklıma gelmiştir. Yani aynı iman, aynı teslim olmama inancı. Şimdi bütün bu psikolojilerle teslim olmuyor tabi Fahrettin Paşa. En son bir de hocam şunu söylüyor.
Burayı infilak ettiririm. Yani kabri teslim etmem, İngiliz’e teslim etmem, infilak ettiririm. İngiliz’e teslim etmek istemiyor. Şerif Hüseyin’i büyük bir hain olarak görüyor. Ona teslim olmayı büyük bir olum. Tabi şeyler de var. Biraz önce genel kurmaydan bir yetkili geliyor teslim olması için dedik.
Ondan sonra İstanbul’da hükümet yüzbaşı ziyadan sonra da teslim olmayınca, teslim etmeyince şeyler bastırıyorlar yine İngiliz tayfası ve Şerif Hüseyin’ler. Hükümetten en saygı duyduğu insan budur diyerek yanılmıyorsam Adalet Bakanı gönderiyorlar. Evet, heyet geliyor.
Ama o da yine yanılmıyorsam İngiliz yatıyla geliyor. Çok hızlı gelebilmesi için. Hızlı gelsin diye, evet. Yani bu bile Fahrettin Paşa’nın teslim olmama dürtüsünü habire kuvvetlendiren, kuvvetlendiren bir şey. Neticede yine teslim olmuyor. Hemen geçmeyelim dediğiniz yerde. Hakikaten çok trajik bir manzaradır.
Artık şeyin kendi içinden kendi kurmay başkanı bile vazifesini terk ediyor. Ve ciddi ayrılıklar başlıyor. Evet. Yani bölünmesi Paşa’nın beline vurulmuş en büyük darbedir. Karşı taraf yüzünden Medine teslim edilmiyor.
Kendi içimizdeki bölünme sebebiyle mi? Osmanlı ordusu içindeki. Yani şeyin mahiyeti içerisindeki. Kendi mahiyetinde kendi kurmay başkanı. Yanılmıyorsam. Emin Bey. Sakallı Emin Bey. Emin Bey. Şimdi bu giderek de artınca Fahrettin Paşa yine teslim etmiyor. Sadece kendinden sonraki en kıdemli albaya görevini teslim ediyor. Ben teslim etmem.
Siz ne yaparsanız yapın diyor. Ve sonra bu şeyi teslim vazifeyi teslim ettikten sonra Medine’den ayrılacağını zannederlerken. Peygamber efendimizin kabrinde Mescid-i Nebevi’de bir veda ziyareti yapacağım diye oraya gidiyor.
Ve orada ben bütün görevlerimden ayrılmış olarak Peygamberimize sığmıyorum. Bir yere de gitmiyorum. Mücahir olarak mıdır? Mücahir olarak buradayım ben. Sıradan bir kul olarak. İşte bir emir subayı var. Belki bir iki emir askeri var. Başka hiçbir sıfatı da yok. Vazifesi de yok.
Fakat paşadan o kadar korkulmuş, o kadar ürkülmüş ki tek başına bile orada duruyor olması ne İngilizler tarafından ne Şerif Hüseyin Tayfası tarafından kabul edilmiyor.
Ve burada en son hamle olarak geride kalanlar bir sabah sabaha karşı bir vakitte paşanın odasına giriyorlar.
Bir görüşmeyi bahane ederek sizinle bir şey görüşeceğiz diyerek o görevi bıraktığı albay ve diğer subaylarından üç beş kişilik bir gru o kadar. Ve paşayı oradan derdes edip götürme adına yüzüne gözüne toz atıyorlar. Bir rivayete göre de bağlıyorlar. Üzerine atlıyorlar. Üzerine atlıyorlar. Bağlıyorlar.
Derdes edip paşa oradan anca böyle götürülebiliyor. Yani kendi bileğini uzatıp ben teslim oldum diye hiçbir anı yok Fahrettin Paşa’nın. Belki de bizim haritarihinde bir örneği de yoktur. Böyle bir teslim oluşun. Kılıcını da peygamberimize tevdi ediyor. İlk gittiği zaman zaten. Teslim edemem kılıcı mı deyip oraya. Evet. Tevdi ediyor. Ama burada devletin durumunu da gözden uzak tutmayalım hocam. Ayrı tabi Fahrettin Paşa’ya konuştuğumuz için şöyle niye teslim ol diye sürekli geliyor. Aksi takdirde mütariş şartları ihlal edilmiş sayılacak ve savaşın yeniden başlamasını ile tehdit ediliyoruz. Hatta Çanakkale’nin bombalanması gündemde gündemde. Onun için de devlet de böyle bir zor durumda olduğunu belirtmek lazım. Fahrettin Paşa’nın Medine’de bağımsız bir devlet ilanı debileyeceğinden de korkuyorlar. Teslim etmeyip. Örneği de var geçmişte. Evet. Trakya’da, Kars’ta. Ama Paşa’ya tabi en ağır gelen özellikle o kendi Erkan’ın harbinin ziyaret bahanesiyle gelip gözüne biber katılmış kül atılmış. Ondan önce Kurmay başkanının şeyi bırakmış. Emin Bey’in. Evet. Bey de demek lazım mıdır bilmem. Emin midir onu da bilmiyorum. Ve sonra tard ediliyor o yanlış hatırlamıyorsun. Evet. Bütün bu şey harp yılları bittikten sonra Kurmay başkanı tard ediliyor ordudan. Müsaadenizle şimdi seyircilerimize bir kitaptan bahsettik. Aslında Fahrettin Paşa’dan geri gelen geri kalan bir yadigar ondan birkaç dakika bahsettik. Sonra da Medine müdafası sonrası hayatını birkaç cümleyle hatırlatıp buyurun. Çekirgeyi atlamayalım. Fahrettin Paşa’mız oraya gittiği dakikadan itibaren her türlü üretime, her türlü
iktisata, her türlü tasarrufa çok önem veren bir anlayışla Medine’yi müdafaa edebilmiş. Mesela bir hurma çekirdeğinin nelere mal olabileceğini uzun uzun anlattığı bölüm var. Yani develerin beslenmesi. Çünkü deve ana nakliye bazı çalarından biri.
Yanılmıyorsam işte oradaki hayvanlardan artan kemikleri tutkal yapmak üzere, ordunun bürokrasi işlerinde kullanılacak tutkal için o kemiklerden tesis filan bile kuruyor. Bu macerada çekirge sürüleri belli aylarda, belli günlerde bir çekirge saldırısı oluyor. Onlardan bile istifade edilmesi adına başı da kendi çekerek o çekirgelerin salatasını yaptırıyor, kavurmasını yaptırıyor. Çekirge ile besleniyor. Serçe Kuş ile çekirge arasındaki beslenme mukayeseleri yapan genelgeler yayınlıyor. Bunun için teşvik ediyor. Yani çare bitmiyor. Arayan öyle deriz. Çare bitmiyor. Ben şimdi müsaadenizle arkadaşlarımız son 5 dakikada hatırlatmada bulundular ama şu kitaptan bahsetmek istiyorum. Tek başıma kaldırabilecek miyim? Çok emin değilim ama deneyeyim. Şimdi bir de yardımcı çalırsak epey yaşlanmış hoca diyecekler. O da çok işime gelmiyor. Sevgili seyirciler hakikaten kaldırılması da zor bir kitap ki bu daha bir parçası bunun kabı vesaire var. Arkadaşlar görüntüyü kesiyor diye ihtişamından dolayı burada barındırmadılar. Bu kitap önemli sevgili seyirciler. Neden önemli? Onu ifade edeyim. İşte baştan beri Fahrettin Paşa’ya ve Medine-i Münevvere’ye hizmetlileri Medine müdafasını anlatıyoruz. Bu albümde Sultan II. Abdülhamid’in Yıldız albümündeki fotoğrafları ve Fahrettin Paşa’nın Medine-i Münevvere ile ilgili
Mekke-i Mükerreme ile ilgili, Sürre alayıyla ilgili fotoğraflar yer alıyor. Zaten ismi Harameyn-i Şerifeyn kitabımızın albümümüzün ismi İstika tarafından Halit Erenbey tarafından yayınlandı. Çok sayıda güzel bir baskı var, resimler var. Buradan birkaç tanesini ben açarak göstermeye çalışayım.
Mesela bu gördüğünüz gibi Osmanlı dönemi Medine-i Münevvere haritalarından bir tanesi 1853 tarihli. Birkaç fotoğraf paylaşım size Paşa’mızdan. Tabi zaman baskısıyla yarışıyoruz. Bunu arkadaşlarımız gösterdiler. Medine-i Münevvere’nin havadan bir görüntüsü. O günkü.
Evet bu Fahrettin Paşa’nın bir konuşması. Evet birkaç tanesini verdiğiniz arkadaşlar. Bu da göstereceklerimizin bir kısmını verdiniz. Burası mesela savaş devam ederken aslında hayır faaliyetleri, imar faaliyetleri devam ediyor.
Uğutlahan’ın etrafında şehid-i şehadah Hazreti Hamza. Evet tamam. Tamam arkadaşlar uyarıyorlar beni sevgili seyirciler ışık açısından. Bu fotoğraf yer alıyor. Yani burada bakılacak çok fotoğraf var. Bir fotoğraf özellikle paylaşmak istiyorum.
Belki Özan Bey bize kara tren türküsünü mırıldanır. Tabi Hüzün bu tren önemli. Bu 14 Mayıs 1917’de Medine’den İstanbul’a ulaşan son tren.
Trenlerin trensizliğin, demir yollarının demir yolsuzluğun imparatorluğa, askerlerimize, halkımıza nelere mal olduğu ile ilgili de ayrı bir program yapalım. Orada da kara treni söyleyeyim. Evet bu trenin böyle bir hatırası var sevgili seyirciler. Fotoğraflarımız devam ediyor. Yani çok sayıda fotoğraf var tabi süremiz bittiği için. Bir kısmında arkadaşlarımız paylaştılar. Yine bir tren karşılaşma var. Yerel kıyafetle Fahrettin Paşa’nın bir fotoğrafı vardı. Belki onu bulursam onu da paylaşayım sizlerle. Burada yine Fahrettin Paşa’nın fotoğrafı yer alıyor. Ama başlangıçta ifade ettiğim gibi fakirin sizlere hatırlatması aslında bu haremeyin kitabı İrsika tarafından yayınlandı.
Bunun kütüphanenizde, evinizde, evinizin en güzel köşesinde o yılların ve o bölgelerin tarihte kalan hatıraları, eserleri için bulundurulması diyoruz. Evet süremiz bitti ama ben birkaç yakınınızı istirham edeceğim arkadaşlar.
Fahrettin Paşa’nın Ali Hoca Medine müdafasını eli ayağa bağlanıp teslim elde edildikten sonraki sürecini özetlemenizi rica edeceğim. Ve tabi aynı zamanda niye bugün bu program yapıldığında cevabı bu sorun içinde cevabında gizli. Fahrettin Paşa İngilizlere teslim ediliyor Araplar vasıtasıyla. Ve oradan Mısır’a götürülecek, Mısır’da uzunca kaldıktan sonra Malta Adası’na siyasi tutukluların bulunduğu, İstanbul’dan da götürülmüş olan çok sayıda Türk subayı ve ileri geleni vardı. Onların yanına Malta Adası’na götürülecek ve orada 1921 ortalarına kadar kalacaktır.
Ve daha sonra tekrar serbest bırakıldıklarında İtalya üzerinden Almanya, Rusya ve tekrar Kars’a gelecek. Ve oradan tekrar milli mücadeleye katılmak için, milli mücadeleye katılmak için faaliyetler içerisinde bulunacak ve Sakarya Savaşı’na birbirlikle katılmaya çalışacak.
Ama süre itibariyle bu mümkün olmayacak. Daha sonra Ankara hükümeti kendisini Afganistan’da büyükelçü olarak tayin edecek ve 1922-26 arasında da orada büyükelçü olarak Türkiye’yi temsil edecektir.
Neden Fahrettin Paşa gönderilmiştir? Çünkü Fahrettin Paşa Medine müdafii olarak bütün İslam dünyasında şöhret kazanmış, bütün Müslümanların gönlünde taht kurmuş bir kişi olarak Afganistan’a gidecek. Ve Afganistan’daki Müslümanların Türkiye’ye olan bağlılıklarını ve yardımlarını bu vesileyle sağlamış olacaktır. Onun için kilit bir isimdir.
Evet vefatı. Yani elçilikten sonra ne yapacak? Elçilikten sonra Türkiye’ye dönecek ve yine askeri görevlerini yapmaya devam edecek. Müfettiş olarak zannediyorum görevi yapacak ve 1948’de 80 yaşında 22 Haziran’da trende. Eskişehir gibi. Ve bu da kalp krizi ile vefat edecektir. Allah gani gani. Geçen sene Fahrettin Paşa’mızın 150. doğum yıl dönümüydü. Birçok yere ulaşmaya çalıştım. Çok büyük bir kampanya yapalım Fahrettin Paşa 150 yaşında diye. Çok yakınları filan dahildir buna. Maalesef hiçbir yerden bir geri dönüş alamadım. Bu da Lawrence için İngilizlerin 1960’ların başında yaptığı ve 7 Oscar kazandıkları filmin, Spielberg dahil birkaç sinemacı tarafından tekrar elden geçirilip temizlenip 50 yılı filmin sebebiyle yenileştirilmiş hali.
İnsanın içi parçalanıyor ki Lawrence’dan çok daha fazla şey ifade eder. Lawrence’ın İngilteri’ye ifade ettiğinden çok daha fazlasını Fahrettin Paşa bizim için bize ifade eder, coğrafyamıza ifade eder.
Doğru dürüst bir belgeseli bile yoktur Fahrettin Paşa’mızın. İşte ne kadar varsa kitap, tarih kitabının dışında bir şey yoktur. Allah aşkına bir şeyler yapmak lazımdır.
İnşallah ifadeyi doğru okumak ve bir an önce gereğini yapmak nasip olur diyorum. İnşallah. Değerli Özhan Eren Bey, değerli Ali Satan Bey çok teşekkür ediyorum geldiniz. Çok bilinmeyen bir dönemi, bir olayı bilgi, ruh, duygu ikliminde bizlerle paylaştınız istifade ettik. Çok teşekkür ediyoruz efendim.
Teşekkür ederim. Sevgili seyirciler, tarih Söylesi’lerin programında Özhan Eren ve Ali Satan’la Fahrettin Paşa’yı Medine müdafihi, Fahrettin Paşa’yı ve Medine müdafasını ele aldık. Vefatının 61. yılında Fahrettin Paşa’yı rahmetle anıyor, rahmetle anılacak bir ömür niyaz ediyor ve rahmetle anılacak anılacak nesillerden mahrum olmamayı diliyorum efendim. Hoşçakalın.
Altyazı M.K.
İlk Yorumu Siz Yapın