Tarih Söyleşileri | Prof. Dr. Ömer Soner Hunkan | 36. Bölüm
videosundan fısıltılanmıştır. Videoya ulaşmak için Linki kullanabilirsiniz https://www.youtube.com/watch?v=G8TZhlnOEqg.
Müzik Merhaba sevgili seyirciler. TRT2 ekranlarından, Tarih Söyleşileri programından
hepinizden en işten, en samimi, en sıcak duygularla gönül dolusu sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz. Bu programdaki misafirimiz Ömer Soner Hunkan. Ömer Bey hoş geldiniz. Hoş bulduk. İyisiniz inşallah. Teşekkür ederim sağ olun çok iyiyim. Ben merak ettim bu Hunkan soyadı nereden geliyor? Çok kullanılan bir soyat değil ama. Biz tarihçi olduğumuz için isim vermede biraz maharetimiz var. O bakımdan ben kendime böyle bir isim verdim. Soy isim mi? Soy isim verdim yani evet.
Bunun Dede Korkut masalıyla Dede Korkut’tan boy alıp soy soylemadın değil mi bu ismi böyle? Onu örnek aldım. Örnek aldınız. Kendinize böyle bir soy aldı. Kendime böyle bir isim verdim. Seçtiniz yoksa soyadınız bu değil normalde. Değil evet. Ama şu anda kanun. Resmi olarak bu tabi. Peki hayırlı olsun. Sağ olun teşekkür ederim. Şimdi biz sizinle bu gece bu programda Karahanlıları konuşacağız. Karahanlılar aslında ilk Türk İslam Devleti olarak bilinen hatta ismi çok bilinen ama varlığı, mahiyeti, muhtevası hakkında bilgilerimiz çok sınırlı olduğu bir devlet. Karahanlılar deyince hangi coğrafyayı hatırlamamız gerekiyor? Evet Karahanlılar dediğimizde bugünkü 6 Türk Cumhuriyeti’nin coğrafyasını hatırlamamız gerekiyor. Başta ana coğrafya olarak Kırgızistan coğrafyası bugünkü hemen onun kuzeyine doğru orta güney
Kazakistan, batısında Özbekistan, güneybatısında Afganistan’ın kuzeyi ve Tacikistan, güneydoğusunda da bugünkü Doğu Türkistan dediğimiz yani Kaşgar bölgesini hatırlamamız gerekiyor. Bugünkü isimleri itibarıyla geniş bir coğrafya aslında. Kaç kilometre kareye tekabül edersin? Öyle bir hesaplama yapmadım ama bugünkü Türkiye yaklaşık olarak bugünkü Türkiye
sınırları kadar diyebiliriz. Bir milyon kilometre kare. Evet. Artık herhalde bundan sonra bunu hesaplarsınız. Evet. Hesaplama gerekiyormuş. Evet kesinlikle. Evet şimdi nerede kuruldu bu devlet? Evet şimdi bu devlet bugünkü Kırgızistan’ın hemen göbeğinde yer alan Isıkgöl var. Isıkgöl’ün hemen kuzey batısında yer alan Burana Harabeleri diye bahsedilen bugünkü Balasagun şehrinde kuruldu. Balasagun İslam kaynaklarında geçer isim olarak. Resmi adı Kuzordu devletin başkentinin yani Kuzordu demekte büyük başkent ana başkent manasına gelir. Kurulduğu yer burasıdır. Burada 766 yılında bir yapgılık olarak kuruldu burada ve yapgılık derken bir beylik bir beylik. Yani evet bizim batıdaki örneğiyle ve 840 yılından itibaren de Uygur kanunun yıkılmasından
sonra da Bilge Kader Han’dan itibaren hakanlık mevkiinde bir 9 dolu devlet olarak varlığını devam ettiriyor. O zaman şu tarihisayarını bir kısaca özetleyelim. Beylik olarak ne zaman tarih sahnesine çıktı? Evet şimdi yani yapgılık olarak Karluklar tarafından kuruldu ve Karluklar da 766 yılında bugünkü Kırgızistan coğrafyesindeki Türk işlerin hayat sahasına girdiler.
Türk işleri buradan onları yenerek Türk iş hayat sahasında Karluklar Balasagun merkez olmak üzere Karluk yapgılığını kurdular. Hemen akabinde batısında Taraz var. Güneyinde Kaşgar var. Bu bölgeleri de hakimiyet altına alarak kuruluş döneminin coğrafyası bir üçgen şeklinde düşünürsek Balasagun Taraz ve Kaşgar arasında kalan ana bölgedir. Takvibe olarak 766 yılında tarih sahnesine çıktı.
Evet sonra gelişimi nasıl oldu? Evet daha sonra 766 yılından sonra Karluk yapgılığı özellikle Uygur kanunun yıkılması ile birlikte 840 yılında hakanlık mertebesine yükseldi. Bilge Kadırhan’dan itibaren bildiğimiz en erken hakanı Bilge Kadırhan’dır. 840’da Bilge Kadırhan’dan sonra da tabi İslam kaynakları çok fazla bilgi vermediği için özellikle Talat Savaşı’ndan sonra Çin kaynakları da çok fazla bilgi vermediği
için çok fazla malumatımız yok kuruluş dönemi ile alakalı olarak veya ilk dönem Satuk Burahan’a kadar olan dönem olarak. O şekilde baktığımızda Bilge Kadırhan’dan sonra oğlu Bazar Arslan Han tahta çıkıyor Balasagun’da 915’lerde tahttan indiriliyor. Tahttan indirilince yerine 2. Bazar Arslan Han geçiyor ve 2. Arslan Han geçiyor. Bazar Arslan Han’ın oğlu o zaman 7 yaşındaki Satuk Tekin de Batı’ya amcasının yanına yani Kaşgara annesi ile birlikte kaçıyor ve Kaşgara’da Oğulcak Kadırhan’a sığınıyorlar ve bu şekilde Oğulcak Kadırhan da Türk Hakanlığının veya Karahanlar diye bildiğimiz Türk Hakanlığının Abbasilerle ilişkilerini yürüten Batı’daki yöneticisi ve onun
himayesinde Satuk Tekin Müslüman oluncaya kadar siyasi tarih bu şekilde devam ediyor. Satuk Tekin’in 921 yılında İslam’a girip Burahan ünvanı almasıyla birlikte ve Kaşgara hakim olmasıyla Hakanlığın batısı Müslüman oluyor. Daha sonra Satuk Burahan’ın oğlu Arslan Han Musa Baytaş Arslan Han Musa o Hakanlığın esas merkezi olan Balasagun’u yani Kuzordu’yu 860 yılında engeç alarak Hakanlık 860
yılında şey 960 yılında artık bir Türk İslam Devleti haline dönüşüyor. Nitekim orta asır coğrafyacıları artık ondan sonra bu Hakanlık coğrafyası yani doğuda Balkaş Gölü’nün hemen güneyindeki il havzasından Batı’da yukarı Seyhun’a kadar uzanan sahalardaki Türk beldelerini veya Türk Hakanlığı coğrafyası artık o
bölgede yer alan şehirlerin veya beldelerin merkezinde mescitler olan medreseler olan zaviyeler olan şehirler olarak anlatmaya başlıyorlar ve nitekim 960 yılında Baytaş Arslan Han Musa Balasagun’da aynı zamanda 200 bin hırka diye İbn-i Esir’in kaydettiği yani 200 bin büyük çadır Türk Müslümanı oluyor. Bu da bize rakam abartılı bile olsa yani iki milyonla dört milyon arası bir rakam
bir rakam der bu abartılı bile olsa en azından İslam’ın bütün Hakanlık bünyesinde resmi olarak kabul gördüğü ve tabanında da artık kesin olarak yer tuttuğunu bize gösteriyor ve bu tarihten itibaren yani 960’dan itibaren artık biz Türk Hakanlığı’nı bir Türk-İslam devleti olarak tarif edebiliriz. Karahanlar şimdi tabi Karahanlar’ın bizim tarihimizde öne çıkaran veya onu bu kadar ismen de olsa bilinir kılan temel mesele Müslüman olmaları. Evet.
Karahanlar’ın kayıtları ilk Müslüman Türk Devleti olarak geçmelere. Evet. Belki Müslümanlaşma süreci olmamış olsa unuttuğumuz pek çok Türk beyliği veya handığı gibi Karahanlar da tarih sahnesinde yerine almış olacak. Dolayısıyla Karahanlar’ın Müslüman olma süreci ayrı bir önem taşıyor. Biraz o konuyu tartışalım seninle konuşalım. Şimdi tabi Hakanlığın Müslüman olması 921 yılında Sahtu-kut-teginin İslam’a girmesi ile söz konusu oluyor. Şimdi tabi ondan öncesine ben biraz değinmek isterim. Şimdi Türk Hakanlığı İslam’a girmeden önce yani Bilge Kadır Han zamanında Türk Hakanlığının batısındaki önemli Türk şehirlerinden birisi var Taşkent. O zamanki Arap kaynaklarındaki adıyla şaş diye geçer. Burası Taşkent tudumlu. Burası ve bu Fergana bölgesinde 100 bin civarında Türk’ün İslam’a girdiği kaydedilir. Yani bunun bir öncesi var. Kimler vasıtasıyla?
Zuhi dervişler vasıtasıyla veya fakihler kısmen kelamcılar bu işin içerisindedir. Dolayısıyla taban da yavaş yavaş yer tutuyor ve 921 yılına geldiğimizde Sahtu-kut-tegin Hakanlığın batısında yer alan yani Türk Hakanlığı’nın batısındaki komşusu olan Müslüman Samani Devleti var.
Samani Devleti Abbasilerin bir validir esasen ama artık bağımsız bir devlet gibi bir muhtevaya sahiptir. Dolayısıyla o devletin içerisinde yer edinememiş olan aynı zamanda mutasavvuf bir şahsiyet olan Ebunas Samani ülkesinden ayrılarak Kaşgar’a Sahtu-kut-teginin amcası olan Oğulcak Kadır Han’a sığınıyor. Oğulcak Kadır Han da ona getirdiği hediyeler, haraç ve benzeri sebepler dolayısıyla kendisine diplomatik sebepler de tabi bunun içerisinde kendisini Kaşgar yakınındaki Artuç beldesine yerleştiriyor. Bu Artuç beldesi beldesinde mutasavvuf Ebunas Samani yavaş yavaş burada bu beldeyi bir Müslüman belde haline dönüştürüyor. Hatta Oğulcak Kadır Han’ın güvenini kazandığı için ve gönderdiği hediyeler ve benzeri ilişkiler sebebiyle burada tabir caizse bir öküz delisi kadar mescid yapmak için
yer istiyor ve kendisine veriliyor bu ve orada bir mescid inşa ediyor. O mescidin etrafında Artuç beldesi bir Müslüman şehir olarak ortaya çıkıyor. İşte Sahtu-kut-tegin bu beldeden Oğulcak Kadır Han adına vergilerini almak için buraya geldiğinde mutasavvuf Ebunas Samani ile tanışıyor ve orada Müslüman namaz kılan insanları gördüğünde bunlar ne yapıyorlar dediğinde işte orada devreye Ebunas Samani giriyor ve ona İslam’ı anlatmaya başlıyor.
Buralarındaki diyaloğa konuşmaya dair ifadeler nasıl bir fikir teatsine bulundular? Buna dayalı menkıbe bir bilgiler var ama doğrudan net konuştukları ile ilgili bilgimiz yok fakat burada İslam’ı telkin ile beraber Sahtu-kut-tegin akşam İbn-i Lesir’e göre rüyasında kendisine Türkçe Müslüman ol ki dünyada ve ahirette esenlik bulasın
şeklinde Türkçe bir nida duyuyor ve sabah kalktığında İslam’ı kabul ediyor ve Abdülkerim İslami adını alarak artık Müslüman oluyor. Akşam Ebunas Samani görüştükten sonra sufi ona sohbet ediyorlar. Evet. Namaz kılan insanları görüyor. Ne yapıyorsunuz diyor ve yeni bir dinle muhatap oluyor muhatapları. Tabii. Tabi siyasi yönü de var. Yani neden? Çünkü Sahtu-kut-tegin babası balasagın da tahtan indirilip de amcasına sığınmak zorunda kaldığı için siyaseten de güçlenmeye ihtiyacı var. Bu dönemde Mavarao Nehri’nin özetle gazileri meşhurdur. Onlardan askeri anlamda yardım temin etme imkanı da olacaktır. Zaten Sahtu-kut-tegin henüz o sırada 12 yaşındadır. Müslüman olduğunda. Müslüman olduğunda. O zaman daha bir çocuğu. Tekin diyoruz. Tekin demek prens demek. Yani batı ifade ile kullanırsak. Daha henüz bir hanedan mensubu, genç bir kişi psikolojik ya da sosyolojik açıdan
bir şey yapar. O zaman o insanın bir bir İslam’ı kabul etmeli bir yaş. Onun bu yaşı. Dolayısıyla Ebu Nas Samani’nin telkinleri karşısında Ebu Nas Samani de esasen Samani hanedanının bir üyesidir. Siyasi yönü de vardır. Onun dolayısıyla Türk hakanlığının İslam’a girmesinde Sahtu’nun rol alacağını biliyor ve dolayısıyla da ona eğiliyor ve ona İslam’ı telkin edip onu kabul ettirdikten sonra Ebu Nas Samani bir süre İslam’ı tedris ettikten sonra etrafına kendisi gibi inanmış bazı hanedan mensupları ve maverav nehir gazilerini alarak harekete geçiyor. O zaman bir süreç var. O süreci biraz konuşalım. Şimdi Ebu Nas Samani, Samanoğullarına mensup bir hanedan mensubu geliyor. Karahanlılara sığınıyor orada ona bir bölge veriyorlar. Aynen. Bu buğra hanla tanışıyor. Sahtu Tekin ile tanışıyor.
Önümüz daha buğra han değil, Sahtu Tekin. Buğra han sonra da şur ismini alıyor ve onun Müslüman olmasına vesile oluyor. Özel ilgiliniyor. Şimdi Müslüman olma sürecinde nasıl bir tepkiyle karşılaşıyor? Evet. Şimdi nasıl bir tepkiyle karşılaşıyor? Tabi bu Menkıbe’de biraz anlatılır. Kendinin Müslüman olmasından sonra Menkıbe’ye göre Tezgale-i Sahtu Buğra Han diyoruz biz ona. Bu Menkıbe’ye göre bir süre Müslümanlığını gizliyor.
Fakat Olçak Kadar Han yani amcası onun Müslüman olduğuna dair şüphesi olunca onu bir Budist veya bir mabetin yapımında çalışması için talimat veriyor ona. O da bu muhtemelen Budist ya da maneist olabilir. Tapınağın şeyini bilmiyoruz. O da ileride ben bunu cami yapacağım niyetiyle kıstaya göre yani niyetiyle cami de çalışmaya devam ediyor ve daha sonra artık güçlenince etrafında Müslümanların sayısı artınca hanedan mensuplarından özellikle ve gazilerden güç taraftarları artınca artık amcasına karşı harekete geçmenin vaktinin geldiğini düşünüyor ve daha sonra Artuş tarafından hareketle önce atbaşı daha sonra Kaşgar’ı kuşatıyor. Hatta Menkıbe’ye göre amcasını sarayda otağında uyurken yakalıyor.
Kendisine İslam’ı tebliğ ediyor fakat o İslam’a girmeyi reddedince her reddedişte Menkıbe’ye göre toprağın altına doğru itiliyor çünkü kendisini yetiştiren kişi olduğu için onu bizzat kendi kılıcıyla öldürmüyor. Ve Menkıbe’ye göre yine kendisi üçüncü kez işte İslam’ı tebliğ ettiğinde yani Müslüman olmasını istediğinde reddediyor ve bunun üzerine olacak Kadır Han toprak içerisinde tamamen kaybolur Ber taraf olmuş oluyor. Ve Kaşgar’da Burahan ünvanı alarak Satuk Kaşgar’da devletin batısının başına geçiyor ve Kara Hakan ünvanı alarak yani Büyük Hakan ünvanı alarak da babasının esas merkezi olan devletin esas merkezi olan Balasagun’u yani Kuzordu’yu almak iddiasında olduğunu ortaya koyuyor ve bunun mücadelesini verirken Mücahit ünvanlarıyla Gazi ünvanlarıyla 955 yılında vefat ediyor. Şimdi bir Müslüman olduktan sonra kendisi bir defa İslam’ın yayma faaliyetini gizli gizli sürdürüyor. Sürdürüyor. Sonra da Hakan olarak da bu mücadelesine devam ediyor. Devam ettiriyor. Evet. Yani şuurlu bilinçli bir bilinçli bir politika ve çevresini değiştirme ve geliştirme hareketi var. Tabi Bozkırlarda Bozkır geleneğinde özellikle Bozkırlarda bağımsız boylar da var. Bu boylar kültür geleneği Bozkır geleneği olarak etrafında böyle hanlık iddiasında olan han soyundan gelenler olduğu zaman onun etrafında doğal olarak toplanırlar ve onlardan da aldığı destekli kolaylıkla Kaşgar’ı ele geçiriyor. Amcasının topraklarını ve daha sonra da bu yolda vefat ediyor. Bir de Menkıbe’de bir de hani Menkıbevi yönden nasıl Müslüman olduğuyla ilgili de Miraç olayı var. Onu da hani kısaca ifade etmek isterim.
Ama bu zamanımız varsa şimdi Miraç olayında da Hazreti Peygamber biliyorsunuz. Miraç’a yükseldiğinde her katta bir peygamber gösteriliyor. Bir kata geldiğinde bakıyor orada bir ruh var. Bu ne Müsteğine peygamber ruhuna benzemiyor. Peygamber değilse burada ne işi var diye düşünüyor ve Cebrail aleyhisselam’a soruyor. Cebrail aleyhisselam da diyor ki bu siz hicretten 333 yıl sonra Türkistan’da doğacak olan Sahtuq Burahan’ın ruhudur diyor. O diyor işte sizin dininizi Türkistan’da yayacak diyor. Daha sonra tabi bunu sahabeler çok merak ediyorlar. Bunun üzerine Hazreti Peygamber dua ediyor ve o sırada 40 başlarında Börk olduğu halde bir atlı Sahtuq Burahan veya şeyhi olan Mutasavvuf Ebunas Samani olduğu halde sahabelerin önüne gelerek sahabelere de gözüküyor. Ve o şekilde Menkıbe’nin bu gerektirdiği şekilde daha sonra bir pir karşısına çıkıyor. Yanındaki askerlerden ayrıldıktan sonra Sahtuq Tekin’in ona diyor ki bir Hızr aleyhisselam olarak ifadedir o. Diyor ki niye bu şaşırmışların yolundan gidiyorsun?
Sana bir İslam’a girersen işte bu gösterdim sana gösterdim bu cehennemden kurtulmuş olacaksın diyor. Peki diyor gireyim diyor o zaman korkuyor. Bunun üzerine diyor ki sana bunu İslam’a girdirecek olan kişi daha sonra gelecek. İşte Hazreti Peygamber Ebunas Samani’nin rüyasına giriyor diyor ki Sahtuq’un Müslüman olma zamanı geldi diyor. Sen Türkistan’a git o da hazırlanıyor bir kervanla 300 kişilik. Türkistan’a art uça geliyor ve orada Sahtuq’la karşılaşınca Sahtuq kendisine gönderilen kişinin Ebunas Samani olduğunu anlıyor.
Ve onunla hemen diyaloğa girerek İslam’a giriyorum. Özetle Menkıbe’deki İslam’a girişi de bu şekildedir. Bu hangi kaynaklarda yer alıyor? Bu tezkire-i Sahtıq Buğrahan dediğimiz özetle 16. yüzyıldan itibaren yazılan daha sonra 19. yüzyılda bilhassa 1860’lardaki Rus işgali daha sonraki Çin işgali nedenleriyle Orta Asya’daki Türkler arasında milli ruhun temeli olan Sahtıq Buğrahan tezkiresinde yer alıyor bunlar. Çünkü çok asırlar sonra.
Asırlar sonra dolayısıyla tarihe alıştığından çok ehemmiyeti yok. Fakat içindeki bazı figürler bizim için önemli. Daha sonra ama bölgedeki Türklerin, Müslümanların kimliğinde bir ana unsur olarak kullanılan bir Menkıbe bu. Tabii. Şimdi Hakanlığın İslam’a giren tabakası da özetle onu da belirtmek lazım. Karluklar. İlk Türkmen adının kullanılması esasen Karluklar’la oluyor. Biliyorsunuz Oğuzlara da Türkmenler İslam’a girdikten sonra Hakanlığın halk kitlesi o coğrafyada Karluklardır ve daha çok atlı çovan boylardır bunlar. Ve bunların özellikle Rıbatlar Merkezi’nde Sufi dervişleri vasıtasıyla zamanla İslam’a girmeleri ve siyaseten de Sahtukun İslam’a girmesiyle toplu itidalar kendiliğinden gelmiştir. Ve 1960 yılında Türk halkanlığı bir Türk İslam devleti olarak karşımıza çıkıyor. Şimdi Ömer Hoca tabii çok tarzıdan birkaç tane konu var. Bir tanesi Türklerin toplu ve gönüllü.
Ne kadar varsa toptan İslam’a girdiği şeklinde ama Talat Savaşı ile başlayan süreç ve sonrası sizin anlattığınız olaylar, bunun tarihi gerçekliğinin sorgulanması gerektiğini ortaya koyuyor. Bir diğeri, Karahanlar biz ilk Türk İslam devleti olarak algılıyoruz ama Mısır’da kurulan Tolunoğulları, İŞİDler devletleri var. Bu 900’lü yıllarda, 900. asırda kurulan konular var.
Birkaç cümleyi de şu Türklerin Müslüman olma konusunun tarihi boyutunu. Hakikaten Türkler böyle toplu hemen Müslümanlarla karşılaşınca İslam’ı bütün boy ve kabileler olarak kabul etmişler midir? Evet, şimdi aslında yıllarca bu bu şekilde tartışıldı ama Türkler denmesi homojen bir yapıdan bahsetmek anlamına gelir. Ve bütün Türkler sanki aynı anda tek bir sebebe dayalı olarak Müslüman olmuş gibi bir anlam ortaya çıkıyor. Halbuki soruyu şöyle sormak lazım. Hangi Türkler, nasıl Müslüman oldu demek lazım? Eğer biz Anadolu’daki Türkleri yani Türkiye Türklerini kastediyorsak ve bunların da ana unsuru Oğuzlar olduğunu kabul edersek bunların İslam’a girişi aşağı Seyyum bölgesinde kısmen Karahanlı diyebildiğimiz hakanlık coğrafyasında 10. yüzyılda vaki oluyor. Ve o dönemde 10. yüzyılda İslam coğrafyasını hakim olan devlet Abbasiler
ve Abbasiler döneminde de artık tebliğ metodu çok gelişmiş durumda. Ticaret ön planda, diplomasi ön planda. Dolayısıyla İslamlaşan açısından şartlar oluşmuş. İslamlaşan açısından da yani Türkler açısından da bu coğrafyalarda artık sayıları binlerle ifade edilen orta asır kaynaklarında Makdesi’de, İstahri’de vs. binlerle ifade edilen o bozkırlarda inşa edilmiş ribatlar var. Bu ribatlar ilk başlarda askeri amaçla kurulsa da daha sonra Barış döneminde Sufi vaizler tarafından derviş kılığında daha doğrusu tüccar kılığındaki Sufi dervişler vasıtasıyla bu ribatlar bir nevi tekkelere, zaviyelere dönüşmüştür. Ve bunun etrafında taban hızla İslamlaşmıştır. Ve o İslamlaşmaya paralel olarak, işte önce mesela Selçuk Bey örneğinde olduğumuz gibi siyasetten hemen İslam’ı kabul edince taban da İslam’ı kabul etmiştir.
Çünkü taban artık buna hazır. Aynı şekilde Seyhun’un ötesinde, Türk Hakanlığı coğrafyasında da taban bu anlamda İslam’a girmeye hazırlanmış. Siyaseten işte biraz önce bahsettiğim siyasi olaylar da buna el verince bu toplu iktidalarla kendiliğinden belli bir süreç içerisinde tabi İslamlaşma vaki oluyor. Tabi Hakanlık İslam’a girdikten sonra özel bir İslamlaşma politikası var. Bu da nedir? Hakanlık şunu biliyor, yani Türk kitlelerinin en büyük ihtiyacı Orta Asya’da yurt bulmaktır. Çünkü mal ve mülkleri artmıştır, hayvanları, sayıları artmıştır, nüfus artmıştır. Bu nüfusa yurt ihtiyacı hasıl olmuştur. İşte bu noktada Hakanlık bunları Müslüman olmayan Türkleri kendi coğrafyasında memnuniyetle kabul ediyor onları.
Ve onları biner çadırlık nüfus halinde dağıtıyor ve daha sonra içlerine Müslüman fakihleri yani fakihleri işte İslam süif ve vaizlerini aralarına gönderince zamanla bunlar kendiliğinden Müslüman oluyor. Devlet bunlara çadır yardımı gibi değişik yardımlar yapıyor, otlaklar veriyor. Ve bu şekilde birden bire mesela 1043 yılına geldiğimiz veya 44 yılına geldiğimizde bakıyoruz gene 10 bin hırka, 10 bin çadır Türk Müslüman olduğu diye haber verilmeye başlanıyor.
İşte bunlar neyle oluyor? Hakanlığın istemiş olduğu İslamlaşma yani doğal kendi sürecinde yaptığı İslamlaşma ile oluyor. Tabii burada bir de şu var, göçebelerle yani atlı çoban unsurların İslamlaşmasında şöyle bir ayrıca, şöyle bir nokta var. Şimdi onlar göktaranın inancına inanıyorlar ve göktaranın inancı söyleneceye dayalı bir inanç.
Dolayısıyla bu inancın ekonomik örgütlenmesi Bozkırlarda yok. Yani güçlü değil daha doğrusu. Öyle olunca bu tarz bir tebliğ metoduyla ve daha iyi imkanlar karşısında siyaseten özellikle onların din değiştirmesi kolay oluyor. Fakat şehirlerde durum farklı. Mesela Budist Karluklarda, Tuvaristan bölgesinde veya Budist Uygurlarda durum çok farklı.
Çünkü neden? Budizm yazılı bir metne dayanı, o metne dayalı bir devlet sistemi var. O sistem ticaretinden, ekonomisine, her şeyine buna bağlı. Yani bu dine bağlı, yazılı metinlere bağlı. Onların kısa vadede din değiştirmesini beklemek zaten yanlış olur. Onlar da daha uzun vadede yayılmıştır. Mesela Uygurların İslam’a girmesi ta Moğollarla birlikte olmuştur yani baktığımız zaman. Ama Bozkır’daki Türklerin İslam’a girişi Orta Asya’da daha çabuk olmuştur ve 10. yüzyılda bu tamamlanmıştır. Sizin sorunuzun ilkini ben cevap vermek isterim. Emeviler döneminde, buyurun. Türkler Müslüman olmuştur. Zaten soru cevaplandı o. Toplum Müslüman olmuştur bir anda diye. Aslında Türkler Müslümanlaşma süreci, keskin bir tarihte en ziyade asırlara yayılan bir süreci kapsıyor. Burada da Karahanlıların çok önemli bir rolü var. O dönem yani o İslamlaşmanın en müsait dönemine rast geliyor Karahanlıların İslam’a girişi. Yani mesela Emeviler döneminde, Emevilerin İslam tebliği noktasında Mavveravnihir coğrafyasına geldiklerinde metotlara daha çok ekonomi ve daha çok stratejik anlamda askeri hedeflere ulaşmakla ilgili. Karşılarındaki devletlerse, Türk devletleri, gök Türklerin bakiyesi olan şehir devletleri, Türk devletleri bunlar. Bunlar nasıl ekonomik durumu çok iyi, gelişmişlik düzeyi çok iyi. Dolayısıyla oradaki karşılaşma daha çok bir dini, din değiştirmeye dayalı bir çatışmadan ziyade
ekonomik menfaatlere yönelik, siyasi bir mücadele. Onunla diğerlerini karıştırmamak lazım. Yani Türklerin İslamlaşma süreci, söyleyeceğinizde anlaşıldığı gibi asırlara yayılan bir Haman dilimini kapsıyor. Toplu ve homojen, bütüncül bir yapıdan söz etmiyoruz ama Karahanlılara anlaşılıyor ki Türklerin Müslüman olmalarında Saad-ı Tekin’i, Buğra Han’ı rahmetle almamız gerekiyor.
Hem öncü hem de yöntemi belirleyici bir isim. Karahanlılar bunu bir devlet politikası olarak benimsemişler ve Türklerin geniş anlamda Müslümanlaşmalarını sağlayan isimler. Dolayısıyla da karşımıza Müslüman bir coğrafyada devletin başına geçen bir hanedan olmaktan çok hep beraber Müslüman olan ve dönüşen bir devlet tipi olarak karşımıza çıkıyor.
Aynen, çok doğru ifade ettiniz gerçekten. Şimdi orada bir de şunu ifade etmek istiyorum, sorunuzu unutmamak lazım. O zaman ilk Müslüman Türk devleti olarak tanımlanması bu son söylediğimiz özelliğinden mi kaynaklanıyor? Evet, hem kronolojik olarak 920 hem de Hakan seviyesinde İslam’a girmesi. Yani şimdi İslam öncesi Türk devletlerinde devletlerin statüleri var. Hakanlık 9 tuğlu dediğimiz en yüksek devlettir. Diğerleri yararşik anlamda yapgılıktır, beyriktir, tudunluktur, işte Tarkanlıktır gibi farklı sistemleri vardır. Onları biz şöyle düşünebiliriz, bir nevi valilik gibi düşünebiliriz veya ilteberlik gibi, mesela Bulgar ilteberliği gibi. Hazar Hakanlığına bağlı bir ilteberliktir veya biraz önce sorduğunuz Tunun oğulları eşidiler. Hatta Kafkasya’da Saciler dediğimiz Türk hanedanları vardır. Bunlar Abbasi devletinin valileridir bunlar. Ve Abbasi Bağdat’ta doğmuş, büyümüş, Müslüman anneden babadan doğmuş ve Müslüman bir coğrafyaya vali olarak atanmışlardır.
Abbasi devletinin idare mekanizması açısından da bulundukları vilayetlerde, yürüttükleri valiliklerde şayet devlete sadakatle davranmışlarsa, vergilerini vermişlerse, hakimiyetlerini çocuklarına devredebilirler. O bakımdan bunlar ilk Müslüman Türk devletinden ziyade bizim Tuluniler ve eşidiler bizim Orta Doğu’daki, Türklerin Orta Doğu’daki ilk Türk varlığı olarak değerlendirilmesi lazım. İslami dönemde. Onların yeri farklı. Aslında Karahanlılar İslam’ı bir ülke olarak benimseyen bir devlet. Peki Müslüman olduktan sonraki Karahanlı’nın siyasi çizgisi, siyasi gelişimi nasıl devam ediyor? Çok ana hatlarla bizi bir özetler misiniz? Tabii. Şimdi, tabii şunu söyleyeyim. Yani Karahanlılar dediğimiz devletin kaynaklarda Karahanlı adıyla bir devlet rastlanmıyor.
Karahanlı adı 1874’te Grigoriev tarafından Rus bilgin Grigoriev tarafından verilmiş bir isimdir, suni bir isimdir. Kaynaklarda bunun yaşadığı dönemde ya da sonraki asır devletin kaynaklarında adı Afrasepoğulları. Yani Tonga Alper diye bildiğimiz meşhur Afrasepoğulları diye geçer, Hakanoğulları diye geçer. Bir de etnik yapısına uygun olarak yani hanedanına uygun olarak tarihi bir aşıranın bir kolu olması sebebiyle
Türk Hakanlığı, Türk Hanlığı şeklinde geçer. Biz çalışmalarımızda İbn-i Esir’de geçen Türk Hanlığı ya da Türk Hakanlığı adını kullanıyoruz. Kaşgarlı Mahmud, Et Türkül Hakaniye, Hakanlı Türkleri diye bahseder. Divan Lugat Türk’te. Ömer Ayam da bu devleti ziyaret ettiğinde Devleti Türk diye bu devletten şiirin beytlerinde bahseder. Dolayısıyla Türk vurgusu bu devlette gök Türklerin bir devamı olması hasebiyle özellikle vardır. Ve biz bu isimlerde hangisi olsa kullanılsa doğrudur, Türk Hakanlığı adını tercih ediyoruz. Müslüman olduktan sonraki süreçte de aynı ismi mi kullanıyorlar? Aynı ismi kullanıyorlar. Nitekim işte biraz önce söylediğiniz gibi, İslam’a girdikten sonra genişleme siyasetine baktığımızda doğuda daha çok savunma siyaseti izliyorlar ve doğudaki işte Çomullar gibi Basmiller gibi,
diğer Yabakullar gibi diğer Türk boylarının İslam’a kazandırmaya çalışıyorlar. Batı’da ise iktisaden çökmüş durumda olan Samani devletini ortadan kaldırmak için ve bugünkü Maveraünnehri almak için harekete geçiyorlar. Ve Burhan Harun ilk teşebbüsü o yapıyor, 1991 yılında. Fergana’ya aldığında bir para bastırıyor orada Fethi’ne binaen. Kullandığı ifade şudur, Türk Hakan kendisi için. Bu ifadeyi doğrudan kendisi, biliyorsunuz hırzmatik verirler, birinci derecede beslekadır. O bakımdan Batı’daki gelişmesi Maveraünnehir yani batıya doğru olmuştur. Onun da sebebi şudur, bunu da saraylı söylemek lazım. Şimdi Hakanlık İslam’a girdiğinde Sunni, Hanefi bir kapıdan girmiştir. Tasavvufi yönünde vardır tabi bunun.
Dolayısıyla Sunni ve Hanefi olması sebebiyle o sıralarda Şii Büvehi Devleti de bugünkü Değlen bölgesi Hazar Denizi’nin güneyinden Basra’ya kadar uzanan, Irak’a kadar uzanan o bölgeler ve İran’ın batısıyla birlikte Büvehi Devleti’nin hakimiyetine giriyor. Dolayısıyla Hakanlık batıya fetihlerini başlatırken esas gayesi aslında taa Orta Asya’dan
yani bugünkü Kırgızistan coğrafyasından Bağdat’a kadar giderek Şii Büvehi hakimiyetine son vermek olduğunu anlıyoruz. Nitekim bu çerçevede planlar hazırlanıyor ve Harun Burahan Maveraunnehir’e bu amaçla giriyor Saman Devleti’ni ortadan kaldırmak üzere. Daha sonra bin yılında kısmen fethediyor ancak vefat edince hastalanarak yerine
Arslan Han Ali’nin oğlu İlik Nasr, güçlü bir şahsiyet İlik Nasr geçiyor ve İlik Nasr bin yılında 999 bin yılında Maveraunnehir’i ele geçerek Saman Devleti’ne son veriyor. Bin dört yılında artık bütün Saman Devleti’nin bakieleri ortadan kaldırılıyor ve o sırada İran coğrafyasını ise Maveraunnehir’i Karahanlılar diye bildiğim Türk Hakanlığı alırken İran coğrafyasında Gazneliler alıyor ve Gaznelilerle Karahanlılar Ceyhun Nehri’nde komşu oluyorlar.
Tabi Gazneliler var. Böylelikle Batı’ya gitme sebebi de kalmıyor. Çünkü Gazneli Sultan Mahmud da veya Gazneliler de Sunni Hanefi bir devlet ve dolayısıyla o Abbasilerin ideallerine sahip bir devlet. O bakımdan Hakanlık zaten Ceyhun’dan sonra önce Gaznelileri daha sonra da Selçuklulara aşamadığı için en son Batı’da geldiği yer bugünkü Ceyhun Nehri oluyor. Dolayısıyla bugünkü Özbekistan diye bildiğimiz coğrafyayla Batı’daki Fetih Hareketi tamamlanmış oluyor. Tarihi adıyla Türk Hakanlığı bu modern tanımlamayla Karahanlılar. Evet Karahanlılar. Coğrafyası seyri böyle. Ama çok hızlı geçtik biraz. Tabi burada çatışmalı, Selçuklarla çatışmalar var, Melikşah’la var, Gaznelilerin Mahmud’la var, diğer beyliklerle var, Horasan Hakimiyeti meselesi var. Tabi.
Burada uğradığı başarısızlıklar var yani aslında geldi ihtiyaç kalmadı biz geri dönelim denize de bir hâkimiyet mücadele etmiyor. Aşamıyorlar işte yani geçemiyor çünkü Sultanlığa hiçbir savaşta yenilmemiş büyük bir şahsiyet. Sonra Melikşah yani biraz da bu kısmet yani. Büyük devletler ama Karahanlılar hakikaten Türk İslam tarihinde ve İslam tarihinde çok önemli bir fonksiyonu ipa etmişler. Bunu biraz da çağırır mısınız? İslam tarihinde Karahanlıların belirleyici yeri konumu nedir?
Sohbetinizle kısmen temas ettiğiniz zaman biraz daha örneklerle bunu şekillendirebilir miyiz? Şimdi şöyle ifade etmek lazım. Şimdi Hakanlık, Ceyhunlerine artık dayandıktan sonra zaten siyaseten daha fazla ileri gidiyor ama medeni sahada çok önemli gelişmeler oluyor. Şimdi bunlardan birincisi şudur. Bir defa orta çağ tarihi açısından baktığımızda orta çağı yönlendiren çok önemli hadiseler vardır. Bunlardan birisi mesela Türklerin İslam’a girişidir. Birisi İslam’ın tabi daha öncesinden doğuşudur. Haçlı seferleridir ve Moğol istilasıdır. Bu dört orta çağ damga vuran bu dört olaydan bir tanesi Türklerin İslam’a girişidir. Yani Karahanlılar diye bildiğimiz Türk Hakanlığı ve hemen o sırada Selçukluların İslam’a girip büyük bir devlet kurmaları.
Dolayısıyla ikinci olayda Türk Hakanlığı medeni sahada özellikle en büyük yaptığı yenilik bana göre o vakte kadar var olan medreseleri modern nitelikte geliştirmesidir. Modern nitelikte medreseler kurmasıdır. Bunlardan bir tanesi 1066 Haziranı’nda kurulur.
Modern tanımı deyince Ömer Hoca bugünkü çağrıştırdığı kavram farklı. İsterseniz tarih olguları anlatırken biraz dönemin kavramlarını kullanalım. Bizim temel problemlerimizden birisiyse hem kendi tarihimizi anlatırken Batıl’ın ürettiği ve farklı yaklaşımlarla ürettiği kavramları ve tanımlamaları kullanarak kendimizi tanımlamamız. Şimdi 9. yüzyıldan 10. 11. yüzyıldan söz ederken modern medrese deyince başka bir tanım ortaya çıkıyor.
Onun için ben sizden kendi konseptine ve zaman derimine uygun tanımlamaları kullanırsak daha iyi olur diye düşünüyorum. Medreseler daha önceden vardı. Hazreti Peygamber’den bu yana İslam’ın ya da diğer ilmi hadiselerinin öğretildiği mekanlar olarak vardı. Ancak bu mekanlar daha çok tesadüf-i eğitim kurumları diyebileceğimiz bir tarzdaydı.
Bu tesadüf-i biraz onların konumunu çok zayıflatıcı ve biraz örtücü olabilir ama kurumsallaşma mahiyeti itibariyle yenileşmek istedik. Evet, bu genişle olan bir şey. Şimdi Hakanlığın bu anlamda tamgaçan İbrahim medresesine baktığımızda öncelikle bir defa tamgaçan İbrahim medresesinin vakıf namesi günümüze kadar gelmiştir 1066 yılında.
Sonraki dönem vakıf namelerinde bu kullanılmıştır örnek metni olarak. Dolayısıyla bu metni incelediğimizde şunu görüyoruz. Bir, medresenin müstakil bir binası var. Daha önceden biraz farklı. Müstakil bir binası var. İki, sabit bir bütçesi var. Yani daha doğrusu kaynağı var. Üç, orada çalışan müderrisler belli bir sisteme göre, mesela Hanefi mezhebiyle göre vakıf namede karar veriyor.
Hanefi mezhebine göre müderrisler oraya alınıyor. Öğrenciler Hanefi mezhebine göre orada öğrenci olarak kabul ediliyorlar. Ve müderrislerin maaşları var. Orada çalışan memurların vakıf namede belirlenmiş sürekli daimi maaşları var. Hatta enflasyona göre ayarlanmış 50 altın üzerinden, som altın üzerinden belirlenmiş maaşları var. Daimi maaşları var. Öğrencilerin yine hocaların belirlediği miktarlara göre alt ve üst ümitleri belirli şekilde bursları var.
Kütüphanesi ayrı, meşhedi var vs. Şimdi bu açıdan baktığımızda böyle bir nitelikli medrese olayı hakanlık döneminde Tamgaçan İbrahim medresesi bu anlamda ilk niteliğini taşıyor. Daha önce var mıdır? Belki vardır ama kaynakları itibariyle bildiğimiz ilk o.
Bu anlamdan en büyük katkımız yani İslam dünyasına Türk hakanlığının ya da Türklerin katlığı, İslam’a girmesine kattığı en büyük genellik bu medreselerdir. Bunu söylemek lazım. Bir eğitim hayatında bir kurumsallaşma süreci önemli katkıları oluyor. Evet. Milletin arasında Nizami medresesinde bunu görüyoruz. Nizami medresesi meşhur olduğu için bu unutuluyor. Nizami medresesi 2067 yılında ekiminde kuruluyor. Yani bundan bir yıl sonra ve Bağdat’ta kurulan Nizami medresesinde hemen önce de yine Ebu Hanife medresesi Bağdat’ta bu tarzda kurulmuştur. Bunlar şöyle. Şimdi Selçuklular bütün İslam coğrafyasını hakim olunca batıya özellikle İslam’ın merkezi diyebileceğimiz bölgeleri hakim olunca doğuda kalan hakanlığın İslam medeniyetine verdiği katkı özellikle medreseler ve biraz sonra bahsedeceğimiz diğer eserler ya da âlemler açısından unutulmuştur.
Hatırlatalım hocam ama böyle hızlı ve özlü bir şekilde bir defa Türklerin, Karahanlar Türklerin bir süreç içerisinde Müslüman olmalarını bir devlet politikası olarak uygulayan ve başarılı sonuçlar alan bir devlet. Aynen evet. İki, anlattığınızdan anlıyoruz ki medrese sistemine getirdiği yerliliklerle eğitimin kurumsallaşmasını sağlayan ve belki Nizami medresede rol model oluşabilecek bir süreç.
Evet. Üç, medreseler üzerinden bir eğitim sağlayarak fikir birliğini sağlayan İslam’ın üst seviyede ve sahil kaynaklar dayılarak ölmesi sağlayan bir kurum. Peki diğer katkıları neler? İşte diğer katkılarda yine aynı çerçevede mesela hanefiyelik noktasında bürokrasi anlamında Maverev neyirdeki pek çok sayıda medresede yetişen memurlar zaten medreselerin kurulmasının bir sebebi de hakanlık açısından baktığımızda devlete memur yetiştirmektir.
Bürokrasisi onlardan müteşekkildir. O bakımdan bu devletin memurları Selçuklular gibi mesela Horasan’da birden bire ortaya çıkmış bir devlete hanefi mezhebine uygun şekilde bürokrat ihrac etmesine vesile oluyor. Onun sonucu olarak da ta Anadolu’ya kadar gelenler var ve o da Osmanlı’ya sırayet ediyor. Ve Osmanlı vasıtasıyla günümüz cümlelerine kadar hanefilik açısından bir çizgi takip edebiliyoruz. İşte Serahsidir örnek olarak işte Kadıhan’ın fetvalarıdır, Merginanidir vesaire. Şimdi bir diğer önemli özelliği de yine günümüz İslam dünyası Türk İslam dünyası açısından önemli olan mağtruidilik. Şimdi İmam mağtruidik esasen samani devletinin bir mensubudur. Fakat mağtruidiliğinin bir ekolo olarak gelişmesi özellikle hakanlık döneminde olmuştur. Nasıl?
Yani mesela Ömer Enes Sefi gibi, Pezdevi gibi önemli şahsiyetler hakanlık döneminde yetişmiştir. Ve onlar vasıtasıyla mağtruidilik yol almıştır ve bu coğrafyadan diğer bölgelere yani Selçukluların mağtruid olarak kalması veya Anadolu’ya bu ekolün ulaşması hakanlığın bu bölgedeki mağtruidilik üzerine yetiştirmiş olduğu.
Mesela Ali Burhan dediğimiz, Buhara’daki Ali Burhan ailesi özellikle, yine onlar da mağtruidi çevrenin önemli bir temsilcileridir. Bunlar bir anlamda bu ekolu geliştirmiş ve günümüze kadar gelmesine vesile olmuşlardı. Şimdi Ömer Hocam mağtruidilik diyorsunuz, ekol diyorsunuz, Sefi diyorsunuz. Tamam mağtruidilikte bunları da hızla ifade etmek lazım. Evet mağtruidilik mağtruidilik. Türklerden itikadi bir mezheb. İtikadi bir mezhep.
Yani ameldeki mezhebimiz hanevfirlik biliyorsunuz, itikadi mezhebi olarak Türkiye’de ve Türkler’de genel olarak mağtruidilliktir. Bunların işte inkişaf ettiği yer bizim açımızdan hakanlık dönemidir. Tamam. Sonrasında da bu örnek alınır. Nasıl inkişaf etti ama? İşte Selçuklulara nakledilerek, Selçuklular vasıtasıyla da Osmanlı’ya. Her ne kadar imam mağtruidi Samanoğulları dönemde yaşamış bir büyük Türk âlimi olsa da, olsa da? Nesefi ve diğerleri Karahanlılar döneminde yaşamış, yetişmiş âlimler ve Asıl altyapıyı oluşturan isimler de onlardır. Evet, asıl altyapıyı oluşturan isimler de onlardır ve bu şekilde sonraki işte günümüze kadar gelen etkileri vardır. Bir diğer önemli etkisi de yine hakanlık açısından hani bir diğer şeyi söyleyelim. Bu da tasavvuf. O da Hoca Ahmet Yesevi. Şimdi Hoca Ahmet Yesevi bir hakanlık vatandaşıdır. Yani Türk hakanlığının bir vatandaşıdır. Bu arada eğitimini almış, yetişmiştir.
Daha sonra Türkistan diye bildiğimiz bugünkü Çimkent vilayeti yani o zamanki Yesi diye bahsedilen vilayette 1166 yılında vefat etmiştir. Şimdi Ahmet Yesevi’nin önemi nedir? Ahmet Yesevi bu tasavvuf anlamdaki düşüncelerini bilhassa hakanlık coğrafyasında Oğuzlar arasında özellikle yayılmasında önemli rol oynamıştır.
Ve Oğuzlarda daha sonraki siyasi olaylarda yani önce işte Katvan Savaşı’nda Karluk-Oğuz mücadelesinde Oğuzların Horasan’a ve oradan ta Anadolu’ya kadar gelmeleri daha sonra Moğol istilasıyla bu Oğuz’la kalan Oğuzların yine aynı şekilde veya diğer Türk gruplarının batıya doğru gelmesi veya diğer bölgelere yayılmasıyla Yesevilik de bu bölgeleri Anadolu’ya hatta Balkanlara bugünkü Kazakistan coğrafyasında güneyde Pakistan’a kadar her tarafa yayılmıştır. Bu anlamda da Yesevlilik ekollü açısından da baktığımızda hakanlığın tasavvuf açıdan da sonraki ekolleri veya sonraki haleflerini destekleyen ana unsur olduğunu görüyoruz. Bunda tabi temel sebebi Türk hakanlığı mutasavvuf bir şahsiyet olan Ebunas Samani vasıtasıyla İslam’a girmesi. Yani tasavvuf vasıtasıyla İslam’a giriyor ve bu pencereden dünyaya bakıyor hakanlık anlayış olarak. Öyle olunca da öyle bir ortamda Ahmet Yesevi gibi bir şahsiyet ortaya çıkıyor. Tabi Ahmet Yesevinin hayatının bir bölümü de Karağıtay dediğimiz yani 1140’tan sonra, özellikle Katvan Savaşı’ndan sonra Karağıtay dediğimiz Müslüman olmayan bir devlet hakanlık üzerinde hakimiyet tesir ediyor ve o coğrafyada Müslüman olmayan bir devlete karşı da Ahmet Yesevinin sırtlatıcısını görüyoruz yani orada
ve özellikle Bozkırılar arasında İslam’ın yayılmasında yine büyük bir rol oynuyor. Yani hala etkisi tabi. Tarsılmaz bir şeye devam eden büyük birisi Ahmet Yesevi. Peki bir soru soracağım. Bizim Türk İslam tarihinin yazılı ilk kaynaklarından birisi Divan-ül-Katır Türk birincisi kabul edilir.
Ama biraz önceki sözlerinize bakınca aslında medrese yani Karahanlıların ya da Türk Hakanlığı’nın yerleşik eğitime çok büyük önem verdiği ve büyük alimler yetiştirdiği gibi bir algı var. Ve biz Karahanlılar deyince nedense işin bu boyutunu da çok farkında değiliz. Niye bu unutulmuşluk ve bu dönemin münevver yapısını, kültürel birikimini, yazılı kaynak literatürünü nasıl tanımlayabiliriz? Divan-ül-Katır Türk tamamen meşhur, o ayrı bir konu. Ama buna muadil veya bunun devamı sayılabilecek bu döneme ait büyük eserler, yazılı kaynaklar neler, hangileri? Evet şimdi tabi orada dil ön plana çıkıyor. Türkçe yazılı kaynaklar var. İşte Arapça, Farsça var. Şimdi tabi medreselerde verilen eğitim Arapça ve Farsça olduğu için ortaya çıkan eserler de fıkhi alanda olsun, tefsir, kelam olsun. Bunlar da Arapça ve Farsça ağırlıklı olarak. Şimdi ben o zaman şöyle söylemeye çalışayım. Şimdi Hakanlığın Batısı, özellikle Batı Türk Hakanlığı şehir kültürünün en geniş olduğu bir coğrafya. Ve Hakanlığın yıkılışına kadar, Moğol istilasına kadar da bu devam etmiştir. Dolayısıyla bu coğrafyadaki özellikle Batı Türk Hakanlığına baktığımızda mesela Şemsülmü Nasr var. Tam gatsan İbrahim’den sonra yerine geçen oğlu. Şimdi Şemsülmü Nasr kaynaklarda Ömer Enes Sefi’nin Hülem-i Ays-Semerkand’ında mesela muhaddislerden biri olarak zikredilir. Kendisi haddattır aynı zamanda. Ve cumalarda hutbe okuduğu da kaydedilir. Kayıtlarda şiir yazdığı bilinir. Dolayısıyla Hakanların sonradan gelen mesela İbrahim bin Hüseyin vardır. Sondan Batı Türk Hakanlığın ikinci Hakanı. O da yine aynı şekilde haddattır. Ama mutasavvuf bir şahsiyetdir. Yazdığı Kuran’ın musaflarını bir meçhule verir. Ondan edindiği, gelirle geçindiği kaydedilir. Dolayısıyla ilim tahsil etmek sadece ulema medreselerde olduğu gibi Hakanlık mensupları da bu işin içindeler. Öyle olunca bu iş daha çok imek kazanmış. Hani o mensupları ilim tahsiline ayrı bir… Tabii o da çünkü kaynaklarda bu ifade ediliyor. Zaten Kaşgarlı Mahmud da Hakanlığın bir mensubu olarak kabul ediliyor. Yani bazı soru şahitleri var ama Hakanlık sonradan geldiği kabul edilir. Dolayısıyla o da ilk Türk dilcisidir, ilk Türk etnografyasıdır, ilk Türk tarihidir gibi değişik isimler verebiliriz kendine. Ya ilk Türk haritacıdır diyebiliriz Kaşgarlı Mahmud’a da. Şimdi o dönemde tekinin dediğimiz yani prensler de iyi bir eğitim aldığını biliyoruz. Elçilik, diplomasi vesaire bu gibi şeylerde görev alıyorlar bunlar. O bakımdan bu var.
Ama Türkçe açısından bakarsak şimdi Hakanlığın özellikle doğusunda mesela Yerkent’te bulunan Türkçe tarla satış vestikaları vardır. Arapça ve Türkçe tarla satış vestikaları vardır. Bir kısım Arapça’dır, bir kısım Türkçe’dir. Bunlar bugün Bir Diş Müzeyim’de vardır ve yayınlanmışlardır. Bizim bugün Osmanlıca diye kullandığımız dilin ilk örneği esasen o dönemde Arap harfi Türkçe yazım kayıt olarak yani arşivi olarak o dönemde kullanıldığını biliyoruz.
Yani bugün Kadı Sicili dediğimiz şey o dönemde tutulmuş, tarlada alışveriş şeyler, tarla satış vesikaları vesaire bakıyoruz Türkçe olarak kaleme alınmış. Yani Türkçe kullanılmış resmi yazışmalarda. Diğer taraftan da bu coğrafya Mavirav Nehir coğrafyasında, coğrafyası daha doğrusu medeniyetlerin kavşak noktası.
Yani bir noktada Turan medeniyeti, bir noktada İran medeniyeti, güneyinde Hint medeniyeti, doğusunda Çin medeniyeti var. O medeniyetlerin merkezine uzak ama o medeniyetlere muhalif olan insanların kaçıp geldiği ve fikirlerini ortaya koyduğu ve bu sayede ilmi alanda, özellikle fikri alanda önemli gelişmelerin kendilerinden ortaya çıktığı bir coğrafya netili taşıyor burası aynı zamanda.
Dolayısıyla fıkhi ve diğer alanlarda yazılan serahsi başta olmak üzere pek çok eser, diğer dini eserler günümüze kadar gelmiştir. Mimari de ne borçluyuz biz Karahanlılara? Evet, şimdi mimari dediğimiz zaman, Ayrı bir baysa ama çok ana hatlara bir katil. Tabii çok şey borçluyuz biz Karahanlılara, öyle diyebiliriz rahatlıkla. Çünkü neden? Türk-İslam Mimari’sinin temeli ve prototipi Karahanlılar devrinde ortaya çıkıyor. Daha önce toprak ya da ahşap yapı ön plandayken Tuğla Mimari’si ön plana çıkıyor ve bu çerçevede Tamgacan İbrahim Medresesi eyvanlıdır ve eyvanlı sistem burada vardır. Ayakta mı bugün? Tabii, medresenin Şah-ı Zin’de dediğimiz Semerkant’da medrese bulunuyor. Arkeolojik kazı halinde yeri bellidir, kazılmıştır ama temelik var. Birer önemli mimari eserleri birkaç tanesini ismen zikretseniz.
Tabii, şimdi bir tarihi budur Tamgacan İbrahim Medresesi. Eyvanlı bir yapıya sahiptir bu yayınlanmıştır sanat tarihleri tarafından. Yine aynı şekilde kolon minaresi vardır, buharada. Yine wapgen minaresi vardır. Bunlar yine Hakanlık döneminde Tuğla Mimari ile inşa edilmiş minarelerdir.
Kupbeli sistem ile özellikle ahşap mescit tipi bugün özellikle beylikler dediğimiz Anadolu’da gördüğümüz mesela Eşref Oğulları’nın yapmış olduğu medrese mescitlerinde gördüğümüz sistemin tam örneği Hakanlık döneminde örnekleri vardır. O örnekler Anadolu’ya, Arata, Oradan Balkanlar’a kadar uzanmıştır. Yani özetle Tuğla mimariye geçiş ve eyvanlı ve kupbeli sistem Türkistan mimarisinin ana özelliğidir. Bu özellik Hakanlık döneminden başlar, Osmanlı’ya kadar devam eder. Osmanlı tabi coğrafyaya göre, malzemeye göre Kesme Taş ve diğerleri de vardır tabi. Çok teşekkür ediyoruz Ömer Hoca. Aslında daha konuşulacak çok konu var. Karahanlar ile bilinen yanlışlar var, bilinen, meşhur bilinen yanlışlar var, yanılgılar var. Devletin yıkılış sebebi var. Ben şu soruyla bitireyim müsaadenizle.
Bir, Karahanlar ile ilgili en meşhur yanlış hangisi? Evet, en meşhur yanlış Kadır kelimesinin, Kadırhan kelimesinin Kadir diye söylenilmesi. Çünkü neden? Ben şey anlamda soruyorum geniş kitleler anlamında soruyorum. Bu çok akademik bir şey. Şöyle oldu ama çok önemli aslında bu da şöyle. Şimdi İslam öncesinde Hakanlığın ilk bilinen Hakanı Kadırhan, Bilge Kadırhandır.
Şimdi Bilge Kadırhan’ını Kadir diye okuduğunuz zaman onu islamlaştırmış oluyorsunuz. Yani ve Kadır Türkçe adını, Kadır aynı zamanda bir ünvandır, hiyerarşik bir ünvandır. Hiyerarşik bir ünvanı, Arapça bir isme dönüştürmüş olunuyor. Belki bu akademik olabilir dediğiniz gibi ama en önemli yanlışlar, ilk aklıma gelen en önemli yanlışlardan bir tanesi budur. Diğer aklıma gelen, hani hızlıca söyleyecek olursak, mesela kuruluş ve yıkılış tarihleri en çok yapılan hatadır. Kimisi 840’dir, kimisi 924’dir, kimisi 960’dir. Ne zaman yıkıldı? 1212. Yıkılışında pek hata yok. Niye yıkıldı? Niye yıkıldı? İki sebepten yıkıldı. Onu da bitirelim. Tamam iki sebepten yıkıldı.
İkincisi, devletin bürokrasisini teşkil eden, bürokrat-ülema dediğimiz, yani medreseden yetişmiş bürokrasiyi teşkil eden, bürokrat-ülema sınıfıyla hanedan üyeleri arasındaki çatışma. En büyük sebep bu. İkinci sebep de, devletin medeni sahadaki gelişmine paralel olarak, göçebelere kalan alanın daralmasıyla birlikte,
devletin asli unsuru olan karlukların devlete yabancılaşması veya devletin onlara yabancılaşması akabinde karluk isteanı. Bu iki sebep, hakanlığın yıkılışına sebep oluyor. Zaten hakanlık yıkıldıktan sonra da, tampon bölge niteliğindeki bu hakanlığın yıkılmasıyla beraber, İslam dünyası, Moğol istilasına açık hale geliyor. Ayrı bir bahir açılıyor tarihte. Bu da, Karahanlıların tarih sahnesinden çekilmesini doğurdu. Olumsuz sonuçlardan birisi. Sevgili seyirciler, programa veda etmeden önce, merakları için Ömer hocanın bir kitabını size göstermek istiyoruz. 6. baskı değil mi? Evet. 5 olması lazım. 6. hazırlanıyor galiba. Hazırlanıyor. Bilge kulturyarası hazırlanıyor. Ömer, Söner, Hunka’nın, Türk Hakanlığı, Karahanlılar isimli kitabına müracaat edebilirsiniz. Doktor ateziniz değil mi? Evet, doktor atezim bu benim. Evet, bu konuda yapılmış en nitelikli, en önemli akademik çalışmalardan birisi. Türk Hakanlığı, Karahanlılar kitabı. Bunu da meraklarını hatırlatmak istiyoruz ve Ömer, Söner, Hunka’na çok teşekkür ediyorum. Hocam, ben de çok teşekkür ediyorum. Bana bu fırsatı verdiğiniz için. Gerçekten bu devlet, 4 asırlık bir devlet ve Türk tarihinin dönüşümlerinin yaşandığı bir ve sonraki Türk devletlerin hatta günümüze kadar gelen etkileri var. Bilhassa İslam Türk dünyasını birleştiren ortak milli tarihimiz açısından da büyük değeri var. Bu fırsat için teşekkür ederim. Sağ olun. Estağfurullah. Bizim için bir görevdi. Tekrar teşekkür ediyorum. Ve sevgili seyirciler, tarihimizi sadece bir bilgi yığını veya bir hamasiyet duygusu olarak değil,
yaşanmışlığın, gerçekliğin ve tecrübenin bir adresi olarak görüp zamanımızı ve istikbalimizi bu bilgiler ışığında şekillendirmek ve geliştirmek niyazıyla hepinize hayırlı günler diliyorum.
Hayırlı geceler diliyorum efendim. Hoşça kalın.
İlk Yorumu Siz Yapın